GeriErtuğrul ÖZKÖK Gökçek'in karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gökçek'in karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır

Japonya’nın Tama şehri 150 bin kişinin yaşadığı bir yer... Geçen nisan ayına kadar dünyaca bilinmesi için hiçbir neden yoktu.

Ama Tama’da yaşayan bir insan öyle bir şey yaptı ki, şehir dünya tarihine bir ilkle girdi.

Tarihte ilk defa “yapay zekâya sahip bir robot” belediye başkanlığına aday oldu...

Olay şöyle gelişti...

Daha önce seçimlere girip kazanamamış Michihito Matsuda isimli 44 yaşında eski bir aday Twitter hesabından bir mesaj yayınladı:

“Tarihte ilk defa yapay bir zekâ, ayrıntılı ve sağlam bir programla belediye başkanlığı seçiminde aday oluyor. Bir robot başkanla Tama’nın tarihini değiştireceğiz. Tarafsız bir siyaset uygulayacağız.”

Gökçekin karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır

Belediyedeki partizanlıktan mı şikâyetçisiniz...

Yapay zekâ robotun böyle bir tehlikesi yok.

Belediye kaynaklarının tahsisinde akılsız mı davranılıyor...

Yapay zekâ, kaynakların en rasyonel şekilde kullanılmasını sağlayan bir programa sahip.

Yolsuzluklardan mı şikâyetçisiniz...

Yapay zekânın böyle dünyevi tamahlara, nimetlere kapılıp para götürmesi tehlikesi sıfır...

Başkanın antidemokratik uygulamaları, akrabalarını, yakınlarını en iyi işlere doldurması mı rahatsız ediyor sizi...

Yapay zekânın ne böyle akrabaları var, ne de başka bir robotu kayırmak gibi bir duygusu...

Yerel seçimlere daha 5 ay var. Şimdi şöyle sakin biçimde düşünün...

Türkiye’nin herhangi bir şehrinde seçmensiniz... Hangi parti olduğu hiç önemli değil.

Karşınızda çeşitli adaylar...

Diyelim ki mesela Melih Gökçek...

Robotun yapay zekâsı mı...

Melih Gökçek’in organik sivri zekâsı mı...

Melih Başkan yanlış anlama, ben de biraz sivri zekâlıyım...

Yani sadece mesela diyorum...

Siz ve ben 31 Mart’a kadar düşüneduralım. Tama halkı geçen nisan ayında tercihini yaptı.

Seçime giren yapay zekâ robot başkan adayı bu defalık kazanamadı ama oyların yüzde 9’unu aldı...

Yani bir puan daha fazla alsa ve genel seçim olsa, mecliste grup kurabilecek.

Ama yapay zekâ başkan olmasın diyorsanız, ikinci ve üçüncü opsiyonlarınız da var.

İKİNCİ OPSİYON

ŞİMDİLİK BAŞKAN DEĞİL DE BAŞKAN YARDIMCISI OLSA

SCIENCE et Vie dergisine göre bugün için, yapay zekânın belediye başkanı değil de başkan yardımcısı olması ihtimali onlara daha iyi geliyor.

Yani belediye başkanının en rasyonel kararları almasını, partizanlık yapmadan, liyakata dayalı bir işe alma ve kaynak dağıtma sistemini uygulamasını sağlayacak politikaları geliştirmesi, kaynakların en akıllı ve yararlı şekilde tahsisi için en doğru çözümleri önüne koyacak bir yapay zekânın çok daha sağlam bir tercih olacağını düşünüyorlar.

KAYNAK: “L’intelligence artificielle bientot for president?”, Science et Vie dergisi Kasım 2018 sayısı.


ÜÇÜNCÜ OPSİYON

DAĞDAKİ ÇOBAN ROBOTLA ŞEHİRDEKİNİN OYU BİR Mİ

BİR başka grup ise şu yargıdan hareket ediyor:

“Böyle seçmene böyle başkan...”

Yani diyorlar ki, eğer başkanınız bütün bu kötü şeyleri yapıyorsa bilin ki asıl kabahat sizdedir. Çünkü onu siz seçtiniz...

Bunu söyleyenler, başkanın insan olması, onu insani zaaflara karşı zayıf hale getiriyor.

O nedenle başkanın insani zaaflarını gidermek yerine, seçmeni yapay zekâ haline getirip, onu Chavez gibi liderlere bağımlı karakterinden kurtarabiliriz.

Yani bir yapay zekâ, en iyi başkan modelini çıkarsın, önümüze koysun.

Bize karşılaştırmalı bilgileri versin. Böylece bizim yerimize en iyi başkanı yapay zekâ seçsin.

Üstelik bu, “Dağdaki robotla, şehirdeki eğitimli robotun oyu bir olur mu...” tartışmasına da yol açmaz.

Önümüzde daha seçimlere 5 ay var.

Şimdi şöyle sakin biçimde düşünün...

Gökçekin karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır

BANA TÜRKİYE’NİN EN ETKİLİ YAZARI KİM DİYE SORARSANIZ İŞTE CEVABIM

Bu sorunun cevabını, Türkiye’de en uzun süre gazete yöneticiliği yapmış insanlardan biri olarak veriyorum.

Türkiye’nin en etkili yazarı uzak ara Ayşe Arman’dır...

Bu ülkede bugüne kadar hiçbir köşe yazarı onun kadar etkili, onun kadar devrimci, onun kadar radikal olamamıştır.

Hiçbiri Ayşe’nin bu topluma verdiği enerjiyi, kadına verdiği özgüveni verememiştir...

Hiçbirisi, yalnız ve kimsesiz kadınların onun kadar kimsesi olmamış, olmaya da niyet etmemiştir...

Hiçbiri, yarım kalmış hayatların onun kadar hayat koçu, gönüllü ambulansı olmamıştır...

Gırtlağına kadar vasatlığa gömülmüş bu ülkede hiçbiri onun kadar moderniteyi taşımamıştır.

Köşelerin papağanlaştığı bir sektörde, hep panda gibi tek tük kalmayı kimse onun kadar başaramamış, hak etmemiştir.

Yirmi yıl onun genel yayın yönetmenliğini yaptım.

Ayşe her şeyiyle bir kurum insanıdır. Hürriyet’te doğmuştur, haftanın 7 günü Hürriyet’te, Hürriyet’le yaşamaktadır...

Yaptığı bütün projeleri gazetenin eski-yeni bütün yöneticilerinin bilgisi ile Hürriyet için yapmıştır.

O nedenle bu olayda Ayşe’yi yalnız bırakmayıp, bir açıklama ile onun yanında duran Hürriyet yönetimini de kutluyor ve teşekkür ediyorum.

Ve ben de bu gazete çatısı altında Ayşe Arman gibi devrimci ve yürekli bir kadınla birlikte çalıştığım için gurur duyuyorum.

ARKADAŞIM BANA NORMAL DEĞİLDİR DEDİ... DEĞİLİM

BAZEN kendimi çok ayıplıyorum.

Dün 8 ay gecikme ile Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin Celal Şengör’e verdiği prestijli Arthur Holmes ödülünün tören görüntülerini seyrettim.

Celal Şengör’ün Türkiye’de bilinmeyen değerinin dışarıda görülmesine çok sevindim.

Törendeki papyonlu halini çek sevdim.

Bir İngiliz edebiyatçısı kadar iyi konuştuğu İngilizcesine hayran kaldım.

İngilizce dışında beş yabancı dil daha konuştuğunu öğrenince hayret ettim.

Konuşmasında “Beni takdim eden 30 yıllık arkadaşım benim için ‘Celal normal değildir’ dedi, değilim...” derken yüzüne konan muzip ifadeyi çok sevdim.

Bir de bunca muhalifliğine rağmen bu konuşmayı, ülkesini eleştirmek için bir kürsü olarak kullanmamasını çok sevdim.

Çok yaşa hocam... Ülkemize şeref veren bir bilim insanısın.

Zaman zaman beni bile kızdıracak laflar
etsen de...

Gözümde çok büyüksün be hocam...

Gökçekin karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır

GÜLSE, SILA’YA DA MI DOKUNDURDU YOKSA BEN Mİ YANLIŞ ANLADIM

GÜLSE Birsel, “Jet Sosyete”nin son bölümünde kadına uygulanan şiddetin üzerine gidiyor.

Bu arada dizilerdeki beş günlük sakallı, somurtuk, ağır ol da abi desinler tipi erkeklere harika biçimde daldı.

Bence de çok iyi yapıyor.

Bir replikte “Bu kızlar nasıl oluyor da bu adamlara âşık oluyorlar” diyor...

Bana sanki biraz Sıla’ya dokunuyor gibi geldi...

Yoksa ben mi biraz abartıyorum...

SAKİN BİR PAZAR İÇİN İKİ HARİKA ŞARKI

AKDENİZ SEVENLERE: Laura Pausini (Feat. Biagio Antonacci) “El Valor De Seguir Adelante”. Harika bir İtalyan kadın sesi ile İtalyan erkek sesi yan yana gelince harika bir şarkı ortaya çıkmış.

MASUM YILLARI SEVENLERE: Imaginary Future: “Let It Be”, Beatles’ın şarkısını biraz Simon and Garfunkel tarsi çok iyi yorumlamışlar.

ŞAHANE BİR KONSER KAYDI DA 90’LARDAN

SİMPLY Red’in 1991’de çıkardığı “Stars” adlı şarkısı efsanedir.

Grubun çok sevdiğim bu şarkısının Amsterdam Ziggo Dome konserindeki canlı kaydı dün müzik platformlarına kondu.

O kadar güzel bir yorum, seyirciden o kadar canlı ve coşkulu bir katılım var ki...

Konser kayıtları bana çok iyi gelmeye başladı. Kendi gettomu buluyorum oralarda.

 Gökçekin karşısına yapay zeka çıksa yüzde kaç alır

ŞANLIURFA MÜZESİ’NDEKİ ADAM NANDY’YE HİÇ BENZEMİYOR

Geçen ay Şanlıurfa Müzesi’ni gezdiğimi ve çok beğendiğimi yazmıştım. Müze çok modern bir anlayışla hazırlanmıştı.

Ancak Göbeklitepe çevresindeki hayatı canlandırmak için yaptıkları mumya heykellerin tipleri ve giysileri bana çok yeni gibi görünmüştü.

Science et Vie dergisi son sayısında, insana ait bulunmuş ilk kafataslarından canlandırılmış insan portrelerini yayınladı.

Bunlardan biri Kuzey Irak’ta Şanidar mağaralarında bulunan ve Nandy adı verilen insan kalıntısıydı. Şanlıurfa Müzesi’nde canlandırılmış insan yüzü ile Mezopotamya’da aynı topraklarda yaşamış Nandy’yi yan yana koyunca aradaki fark daha da belirgin oluyor.

Diyeceksiniz ki, Göbeklitepe’de bulunan kalıntılar MÖ 10 bin yılına ait. Nandy’nin ise 35-65 bin yıl arası önce yaşadığı tahmin ediliyor.

Ama o dönemlerde o süre içinde insan profilinin çok köklü biçimde değiştiğini tahmin etmiyorum.

Bence müze yetkilileri, “paleo sanatçılarla” yakın bir işbirliği yaparak, müzenin o tarafını daha inandırıcı hale getirebilirler.

‘KUM GİBİ’ KADAR GÜZEL BİR MEHMET ERDEM ŞARKISI

DÜN bir de Mehmet Erdem’in yeni şarkısı “Ağlayamam” müzik platformlarına kondu.

(Ahmet Selçuk İlkan, Unutulmayan Şarkılar, vol 2)

Şunu söyleyeyim. Son yıllardaki en güzel Mehmet Erdem şarkısı...

Ahmet Kaya’nın “Kum Gibi”si kadar güzel bir şarkı.
 

BİR TÜRKÜ İŞTE BÖYLE MODERN YORUMLANIR

Cem Adrian, Ahmet Aslan: “Kirpiğin Kaşına Değdiği Zaman”. Bir Türk şarkıcı ile bir Kürt şarkıcı yan yana gelir, geleneksel bir türküyü modern biçimde yorumlarsa... Şarkıya kendilerine ait her şeyi de dahil ederse...

Böyle harika bir yorum ortaya çıkar.

 

GERÇEK BİR TÜRK ‘INDİE’ GRUBU

HEDONUTOPIA’yı geçen yıl Zorlu Center’daki müzik festivalinin dışarıdaki parasız bölümünde merdivenlere oturarak dinlemiştim.

Geçen hafta yeni şarkıları “Bil ki” müzik platformlarına kondu. Dünyanın her tarafında dinlenecek gerçek bir “Indie” grubu...

“Bil ki” bence grubun bugüne kadar yaptığı en güzel şarkı...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku