GeriErtuğrul ÖZKÖK First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak Gábor’un vasiyetinde bir madde daha vardı.

Küllerinin üçte birinin Los Angeles’taki mezarlıkta kalmasını, geri kalan üçte ikisinin ise doğum yeri olan Budapeşte’ye götürülüp babasının yanına konmasını istemişti.

Olayın buraya kadarki kısmını Türk medyasında da okumuş olabilirsiniz...

Ama gerisi var...

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Gábor’un ilk eşi bir Türk’tü...

1937 yılında ünlü yazar Murat Belge’nin babası Burhan Asaf Belge ile evlenmiş ve bu arada Atatürk’le de tanışmıştı.

Gábor’un son eşi ise Frédéric Prinz von Anhalt’tı...

Ve Gábor son eşine bir vasiyette daha bulunmuştu...

Külleri Budapeşte’ye first class koltukta götürülecekti. Bitmedi...

Uçuş sırasında mutlaka şampanya ve havyar da bulunacaktı...

*

Öyle yapıldı...

Gábor’un külleri, Louis Vuitton çanta içinde, önce Los Angeles’tan Londra’ya, oradan Münih’e ve oradan da Budapeşte’ye götürüldü.

Bütün uçuşlar first class yapıldı...

Çünkü hayatı boyunca bütün uçuşlarını hep first class’ta yapmıştı, sonuncusu için bir özel bir muamele yapmasına gerek de yoktu.

*

Ne diyeyim...

Allah ölümümüzden sonra olmasa da hiç olmazsa sağlığımızda bize böyle şampanyalı, havyarlı first class uçuşlar nasip etsin...

BU MÜSLÜMANLAR KİMDEN KAÇIP KİME NEREYE GELİYOR

GERÇEKÇİ olalım...

Bize kuvvetli bir erken uyarı sistemi gerekiyor...

Hepimiz farkındayız değil mi, ikinci bir Müslüman göçü ile karşı karşıyayız...

Taliban’dan kaçanlar akın akın Türkiye’ye geliyor...

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Hepimiz çok iyi bilincindeyiz ki, bu ülke artık ikinci bir 4 milyonluk Afgan göçünü kaldıramaz...

O nedenle CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu haklı...

Bu olay bir iktidar, muhalefet meselesi değil...

Önümüzdeki seçimde iktidar değişse de değişmese de bu sorun hepimizin ailesinin kapısına kadar dayanacak...

*

Bu göçleri gördükten sonra şu soruları da artık kendi kendimize sormalıyız...

BİR: Müslümanlar niye ülkelerinden kaçıyor?

Suriye’de Müslüman, Müslüman’dan kaçıyor...

Afganistan’da Müslüman, Müslüman’dan kaçıyor...

Irak’ta Müslüman, Müslüman’ın gırtlağına bıçağı dayıyor, Müslüman’ın mahallesine bombalı aracı bırakıyor...

İran’da Müslüman, Müslüman’dan kaçtı...

*

İKİ: Müslüman’dan kaçan Müslüman Afgan, niye komşu İran’da kalmıyor?

Esad’dan kaçan Suriyeli Müslüman, niye Irak’a, Mısır’a, Suudi Arabistan’a, Tunus’a kaçmıyor?

Mollalar rejiminden kaçan Müslüman İranlı niye başka bir Müslüman ülkeye değil de Türkiye’ye sığınıyor?

Niye hepsi Türkiye’de?

Ve hangi Türkiye’de...

*

Evet önümüzdeki gerçek şu: Müslüman’dan kaçan Müslüman Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınıyor... Hangi Türkiye’dir o?

98 yıldır Cumhuriyet’ini yaşatan...

75 yıldır çok partili demokrasisini işleten, serbest seçimler yapan...

Anadolu’nun, Trakya’nın yoksul köy, kasaba çocuklarına Nobel yolunu, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yolunu, başarılı işinsanı, biliminsanı, sporcu, sanatçı yolunu açan Türkiye’ye...

Kız çocuklarının gittiği okulun önüne bomba yüklü kamyonu bırakan güya Müslüman Taliban’dan kaçan Afgan anne baba çocuğunu alıp nereye geliyor?

Okullarında, üniversitelerinde kız öğrenci sayısı erkekleri geçen laik Türkiye Cumhuriyeti’ne...

Pandemide bütün vatandaşlarına test yapan, takip eden, aşı yapan...

Çocuklarını devlet okullarında bedava okutan...

Şu Müslüman dünyanın hâlâ serbest seçim yapan, demokrasisini iyi kötü işleten tek Müslüman ülkesine...

İşte oraya geliyor...

*

Evet bir kısmı burayı daha da ileri bir demokrasi ülkesine sığınmak için bekleme odası olarak kullanıyor... Ama büyük kısmı da burada kalıyor...

*

Yeni bir Afgan göçü kapımıza dayanmışken...

İşte bunları bir kere daha iyi düşünelim...

Şu Müslüman aleminde “Ümmet” diye bir şey kalmadı... Ama hâlâ millet denilebilecek, hâlâ devlet denilebilecek bir Türkiyemiz var...

Hepimiz... Ama hepimiz kıymetini iyi bilelim bu kutsal vatanın... Çünkü şu Müslüman aleminde hiçbirimizin gidecek başka bir vatanı yok...

BİR ŞEKER BAYRAMI ÇOCUĞUNDAN HEPİNİZE İYİ VE MUTLU BAYRAMLAR

HEP söyledim, bugün de söyleyeyim.

Ben “Şeker Bayramı çocuğu” olarak büyüdüm.

Çocukluğumdan beri en sevdiğim iki bayram 29 Ekim ve Şeker Bayramı’dır...Her ikisinde de kendimi mutlu hissederim.

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Kurban Bayramı’na gelince, o iki kelimeden sadece ikinci kelimeyi kullanırım.

Tabii ki herkesin inancına sonuna kadar saygılıyım. Ama benim çocukluğumdan kalan şahsi bir travma nedeniyle, Kurban bayramlarında dışarı adım atmamaya gayret ederim.

Görmek istemem bazı sahneleri... Çünkü gördüğüm bir sahne bende ölünceye kadar silinmeyecek derin bir iz bıraktı...

*

Bayramınızı kutluyorum...

Size ve bütün Türkiye’ye, hepimize mutluluk, sağlık ve birlik diliyorum...

HAFTANIN YENİ ŞARKISI
‘AH VRE MAMMA’NIN TÜRKÇESİ NASIL OLUR

GEÇEN cuma günü streaming platformlara konan yabancı parçalardan en sevdiğim şarkı Dany Brillant’ın söylediği “La Mamma” oldu...

Charles Aznavour’un ünlü şarkısını Fransa’nın ünlü şarkıcısı Dany Brillant yeniden yorumlamış.

Ancak şarkıyı bir düet olarak söylüyor.

Yanındaki kişi Yunan asıllı Fransız gazeteci ve TV programcısı Nikos Aliagas...

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Dany Brillant sık sık Türkiye’ye gelen Tunus asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu...

Yani Doğulu bir yanı var...

Charles Aznavour da bir ayağı Türkiye’den gelen Ermeni bir ailenin çocuğuydu...

Brillant şarkıya o kadar güzel Doğulu bir hava vermiş ki...

Mesela girişe geçenlerde kaybettiğimiz Ermeni duduk ustası Djivan Gasparyan’ın tarzını hatırlatan bir bölüm eklemiş.

*

Ama en çarpıcı yenilik, Yunan asıllı Nikos Aliagas’ın o ünlü “La Mamma” nakaratını “Ah vre mamma” diye okuması...

Harika bir şarkıydı, daha da güzel olmuş.

*

Dany Brillant Türk bir sanatçı ile düet yapsaydı o nasıl söylerdi diye düşündüm...

Herhalde şöyle olurdu:

“Ahhh be anneciğim...”

TANER CEYLAN'A
BİLGİSİ KIT VE GÖRGÜSÜZ DEDİĞİN ELİF’İ TANISAYDIN BÖYLE DEMEZDİN

HAFTA sonunun olayı şuydu...

Elif Dürüst bir süredir Cüneyt Özdemir’in YouTube kanalında değişik bir formatta sanatçılarla konuşuyor.

Geçen hafta, son iki yılın en çok konuşulan sanat galerisi yönetmeni Murat Pilevneli ile bir sohbetini yayınladı.

Pilevneli konuşmasında “Bizim dünyaca ünlü sanatçımız yok” demiş...

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Tamam, tartışılabilir.

Mesela bana göre var...

Hem de üç beşten fazla var.

Bu itiraz da dile getirilebilir.

Ama Taner Ceylan öyle bir paylaşım yapmış ki...

Üstelik de öyle ağır bir üslupla ki...

*

Herhalde Murat Pilevneli galeri sahibi olduğu için nezaketini elden bırakmamış.

Ama Elif Dürüst için ağzına geleni söylemiş.

“Kıt ve sığ bilgisi”nden başlayıp, “görgüsüzlüğü”nden çıkmış.

*

Sevgili Taner Ceylan, sen sevdiğim bir sanatçısın ama herhalde Elif’i sadece gazetelerin magazin sayfalarından tanıyıp, “sosyete sarışını” muamelesi yapıyorsun.

İstersen Elif’i sana biraz tanıtayım.

*

Elif Dürüst felsefe çalışmaları ile tanınan “Aralık Derneği”nin kurucularındandır.

Türk modern sanatını ve sanatçılarını en iyi bilen insanlardan biridir.

Birçoğu ile arkadaşlığı da vardır.

Evine bir gidip oradaki sanat ortamını görseydin herhalde bu sözlerini anında geri alırdın.

O yüzden hiç olmadı bu laflar...

 

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku