GeriErtuğrul ÖZKÖK Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

Gördüğünüz bu fotoğraf, İsrail’in Gazze’deki vahşetine başlamasından bir hafta önce Afganistan’da çekildi...

Bu tabutta, hayatının daha baharına bile gelmeden katledilmiş bir kız çocuğu yatıyor...

Gazze’deki İsrail vahşetinden bir hafta önce, Kabil’de Taliban vahşetinin kurbanı oldu.

Taliban canilerinin, Saayed Ul-Shudada okulunun kapısında patlattıkları bombalar 90 çocuğun hayatına mal oldu...

Yani Gazze’de katledilen çocuk sayısından fazla çocuk katledildi...

100 de yaralı var...

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

Kimdi bu çocuklar?

Okumak için çalışmak zorunda kalan yoksul çocuklardı çoğu...

Kitaplarını bir yardım kuruluşu sağlamıştı.

Okulun duvarlarını öğretmenleriyle birlikte öğrencileri boyamıştı.

Ölen 90 çocuğun 60’ı kız öğrenciydi...

*

Bu çocuklar neden Taliban vahşetine kurban gitti?

Çünkü Taliban kız çocuklarına okulu yasaklıyor...

Taliban’ın kontrolündeki iki bölgede kız çocuklarının 12 yaşından sonra okula gitmesi yasak...

Ve ne yazık ki Amerikan ordusunun çekilmesinden sonra kızların geleceği artık meçhul...

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

Madem “ümmetin adımlarını” konuşuyoruz, şu soruyu sorma zamanı da gelmedi mi...

Ümmet deyince haklı olarak aklımıza Gazze gelirken, aynı duyarlılığı neden Müslüman Afgan kızlarının uğradığı Taliban zulmü karşısında gösteremiyoruz...

*

Acaba İslam ülkeleri önce kendilerini, Türkiye gibi seçime dayalı demokrasi ile yönetilen ülkeler haline getirse, ümmetten önce millet haline getirse...

O zaman hayal ettiğimiz ümmet adımlarını daha kolay ve etkili atmaz mıydık...

Artık bunu da bir düşünelim isterseniz...

OSMAN HOCAM İNDİR ARTIK ŞU 10 BİN ADIMI

İKİ veya üç yıl oldu...

Osman Müftüoğlu’na şunu yazdım: “Her gün 10 bin adım yürüme hedefi çok fazla.

Hocam bu hedef insanda stres yaratıyor. Şunu 7 bin 500 adıma indir...”

*

Hoca önce “Haklısın” deyip hedefi 7 bin 500 adıma çekti.

Ama bir hafta sonra fikir değiştirip yeniden 10 bin adım yaptı.

Dün sürpriz bir gelişme oldu.

Harvard Üniversitesi büyük bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı.

Buna göre sağlıklı bir hayat için günde 4 bin 400 adım atmak yeterliymiş...

*

Hoca 10 bin adım deyince, iPhone’umun egzersiz programını da ona ayarlamıştım.

Siri’nin sesi o saatlerde sinir bozucu hale geliyor.

“Hadi Ertuğrul az kaldı, biraz daha gayret” falan...

Oysa ben her gün 5 kilometreyi çok ritimli yürüyorum...

Bu da bana yetiyor.

OSMAN HOCANIN İNATÇI 10 BİN ADIM TEZİ ŞU

DÜN Harvard araştırması gelince hemen Osman hocayı arayıp “Hocam bu defa indir şu 10 bin adım hedefini” dedim.

Ama hoca inatçı...

Bana cevap olarak şunu gönderdi:

Paslanmamak için 5 bin adım...

Yağlanmamak için 7 bin 500 adım...

İyi yaşlanmak için: 10 bin adım...

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

GÜNÜN FOTOĞRAFI
BİZDE Mİ HİÇ KADIN YOK ONLARDA MI HİÇ ERKEK YOK

BU fotoğraf önceki gün Moskova’dan geldi... Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın da bulunduğu bir heyet Moskova’ya giderek Türkiye’ye gelmesi beklenen Rus turist konusunu görüşmüşler.

Görüşme sırasında çekilen şu fotoğrafa bakınca aşağıdaki iki gözlemden hangisi sizin aklınıza takıldı?

Bizim heyette hiç kadın olmaması mı...

Yoksa Rus heyetinde hiç erkek bulunmaması mı...

Ne yalan söyleyeyim, benim gözüm bizim heyete takıldı...

Eminim Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda o masada olmayı layıkıyla hak eden çok sayıda kadın yönetici vardır. 

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

BİR TASARIMCI HİKÂYESİ
HAK EDİLMİŞ BİR MEGALOMANİ Mİ YOKSA HAK EDİLMİŞ ŞIMARIKLIK MI

KONU 1970’ler... Ve bir de o dönemin müzisyenleri veya tasarımcıları olunca...

Beni bekleyen kader, sabaha kadar uykusuz kalmaktır...

Önceki gece de böyle oldu...

Çünkü konu 1970’lerin ünlü tasarımcısı Halston’du...

Tam adıyla Roy Halston Frowick...

*

Onun hayatını anlatan “Halston” adlı docudrama, geçen hafta streaming platformlara konuldu.

1970’ler Fransa hâkimiyetindeki fashion, yani moda dünyasına Amerikalı tasarımcıların gelişine tanık olundu.

Daha doğrusu modada “Amerikan tarzının” doğuşuna...

Calvin Klein, Ralph Lauren, Andy Warhol neslinin en yaratıcı simalarından biri de Halston’du...

Ey ümmet... Bil ki bu tabutta da mazlum bir kız çocuğu yatıyor

Müthiş bir karakter...

Avantgarde bir çizim...

Ve yağmura dayanıklı suni süetten yapılmış trençkotu sokaktaki her 10 Amerikan kadınından üçüne, beşine giydiren bir deha...

Ama ne karakter...

İnatçı...

Megaloman...

Şımarık...

Ve hepsini hak eden bir yaratıcılık...

Martha Graham’ın balesine çizdiği olağanüstü giysilerle sona eren bir hayat...

Bol da hüzün var...

*

Bundan 7-8 yıl önce IWC saatlerinin bir gecesinde aynı masada yemek yediğim Ewan McGregor çok iyi oynuyor. Ve diziye harika oturan bir Ella Fitzgerald şarkısı var:

“How Deep Is The Ocean...”

Ben keyifle seyrettim...

MÜZİKTE YENİ BİR APPLE DEVRİMİ DAHA MI GELİYOR

APPLE’ın Cupertino merkezinde önceki gün beni çok ilgilendiren bir açıklama yapıldı. Eminim aranızdan çok insanı da ilgilendiren bir bilgi bu.

Apple haziran ayından itibaren streaming müzikte “Dolby Atmos” destekli yeni bir “spatial” (uzaysal) müzik teknolojisini uygulamaya koyuyormuş. Buna “Lossless audio” yani kayıpsız dinleme adı veriliyor.

*

Amazon geçtiğimiz yıl streaming müzikte HD’ye geçmişti.

Apple şimdi bir adım ileri giderek, stüdyoda kaydedildiği kalitede dinleme imkânı sunacağını iddia ediyor.

Bu sistem mevcut IOS üzerinden dinlenebilecek ama Apple’ın airPod ve Beats kulaklıklarına da yeni bir sistemle uygulanacak.

75 milyon şarkıyı ses kalitesini hiç kaybetmeden iletmeyi vaat ediyorlar.

*

Son yıllarda proaktif hoparlörler çok gelişti.

Son olarak JBL’in 310 model sistemlerini dinliyorum.

Neredeyse diskotek kalitesinde bas ve tiz ses alıyorsunuz.

Bu bir de Dolby ve Lossless teknolojisiyle desteklenirse, eminim evde ses dinleme konusunda yeni bir dönem açılacak.

*

Apple iTunes ve iPod’la müzikte gerçek bir devrim yapmıştı.

Streaming müzikte Spotify karşısında geri kalmıştı.

Bakalım bu yeni teknoloji ile arayı kapatabilecek mi...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku