GeriErtuğrul ÖZKÖK Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Ama asıl tartışma ben, “Benimki 625” dediğimde patlıyor.

*

Aziz Yıldırım’ın kardeşi Ali Yıldırım, benden küçük olmanın verdiği duyguyla “Mümkün değil olamaz” diyor.

Tesadüf maçı aynı otelde bekleyen bir de genç üroloji profesörü var...

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Ona soruyoruz.

Cevabı şu:

“Nadir de olsa görülebiliyor...”

*

Bu hafta ikinci COVID aşımın üzerinden 3 hafta geçmiş olacak ve gidip “antikor üretip üretmediğimi” ölçtüreceğim.

Geçen hafta Türkiye’de herkesin tanıdığı iki “65 plus” dostumun aşıdan sonraki antikor ölçümü çok düşük çıktı.

Birininki 7 çıkmış, ötekininki 70...

Kafaları kanatlarının arasına düşmüş hasta kuşlar gibi oldular.

*

65 plus erkek muhabbetlerinde herkes “Kaç antikorun var” diye birbirine soruyor.

Bir başka arkadaşımız, 700 çıktığı için övünüyor.

Ama yarım saat sonra bir başka birisi, “Benimki 1700 çıktı” deyince ötekinin fiyakası birden bozuluyor.

*

15 Mayıs 2016...

4 Nisan 2021...

Sadece 5 yıl geçmiş...

Allahım şu halimize bak....

Beş yıl önce testosteron yarıştırıyorduk...

Bugün antikor yarışına indik...

Maalesef erkeklik böyle bir şeydir işte...

Konuşmayız, ama hep yarıştırırız...

Madem bu erkeklik konusu açıldı...

Bugün o kapıdan girip, erkekliğin arka odalarına, karanlık dehlizlerine, kuytu koridorlarına dalalım biraz...

1- BANA 73 YAŞIMDA ERKEKLİĞİMİ ANLATAN VE ÖĞRETEN BİR KİTAP

BEŞ
yıl önce Berlin’de benim için “69 yaşında 625 testosteron nadir de olsa görülüyor” raporu veren o genç ürolog, Prof. Saadettin Eskiçorapçı’ydı...

Geçen hafta onun harika bir kitabı çıktı.

10 bine yakın erkek hastasıyla konuşmuş...

Adı “Konuşulmayan Erkeklik”...

Bir solukta okudum. Şunu anladım...

- BİR: 73 yaşında bir erkeğim... Ama kendi erkekliğim hakkında Amerikalı veya Fransız bir lise öğrencisi kadar bilgili değilmişim.

- İKİ: Biz erkekler gerçekten erkekliğimizi hiçbir zaman açık açık konuşamıyoruz.

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

- Bir de şu meşhur testosteron yarışı ve muhabbeti var ya...

Meğer çok lüzumsuz bir şeymiş... Gelin şimdi biraz “erkek erkeğe” dertleşelim...

Ama kadınlar da bizi dinlesin... Çünkü, Prof. Eskiçorapçı’nın bu kitapta dediği gibi...

“Erkekler konuşmaya başlayacaksa...

Bu kadınlar sayesinde olacaktır...”

*

- Prof. Dr. Saadettin Eskiçorapçı: Sorulmayan Sorular ve Bozulamayan Ezberlerle, ‘Konuşulmayan Erkeklik’; @psilon Yay.; Mart 2021

2- ERKEKLİĞİNİ KONUŞAMAYAN ERKEK HANGİ BÜYÜK GERÇEĞİ ÖĞRENEMİYOR

ERKEKLİK
organı...

Bazı köşe yazarları öteki kelimeyi kullanmama çok kızdıkları için “Erkeklik organı” diyorum... Prof. Eskiçorapçı şöyle başlıyor: “Erkek cinselliği neredeyse tek faktöre dayalıdır: Ereksiyon”.

Ama hemen arkasından ikinci ve belki de daha büyük soru(n) geliyor:

“Organım normal mi?”

Tabii asıl konuşulamayan, bu sorunun arkasındaki neden...

“Organım küçük” duygusu...

Kitabın yazarı diyor ki: “Bir erkek doğumundan itibaren çok az başka erkeğin organını görebildiği için, normalin ne olduğu konusunda bir fikri yoktur.”

Öyleyse konuşmaya şu sorudan başlayalım.

Bir erkek için “normal” nedir?

3- EY ERKEK! YÜZDE KAÇ İHTİMALLE SENİN NORMAL BİR ORGANIN VAR

- Araştırmalar şunu ortaya koyuyor: Dünyada her 3 erkekten ikisi organının küçük olduğuna inanıyor.

*

- Dünyadaki erkeklerin yüzde 98’i en azından biri kere organını büyütmeyi hayal ediyor...

*

Peki öyleyse dünyadaki erkeklerin yüzde kaçının organı normal büyüklüktedir?

Sıkı durun...

-  Şu güneşin altında yaşayan bütün erkeklerin sadece yüzde 5’inin organı normalden büyükmüş.

*

Diyeceksiniz ki bizi asıl ilgilendiren normalden küçük olanlar.

Yine sıkı durun...

- Yeryüzünde yaşayan erkeklerin sadece yüzde 5’inin organı normalden küçük.

*

Sonuç:

- Yani yüzde 90’ınki normal boyutta... Ve siz de yüzde 90 ihtimalle normal bir organa sahipsiniz...

Rahat olun yani...

4- KADINLARIN ÖNÜNDE ANCAK BU KADARINI KONUŞABİLİRİZ

PEKİ
normal boyut nedir diyorsanız...

Bir tüyo vereyim...

Kitapta normal boyutun ne olduğu santimle veriliyor.

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Dahası “Doğru boy ölçümü nasıl yapılır” onun bile tarifi var. Aramızda kadınlar var, ancak bu kadarını konuşabiliriz.

Merak eden gerisini kitaptan okuyabilir.

5- BUNCA YIL BOŞU BOŞUNA TESTOSTERON YARIŞTIRMIŞIZ

GELELİM
büyük testosteron Formula 1 yarışına...

- Hoca diyor ki: “Testosteron erkeklik hormonu ve erkeklere özgü bir hormon olarak düşünülür.

Bu tamamen doğru değil... Çünkü kadınlarda da testosteron var.

*

Ve gelelim asıl meseleye... Yani testosteronu yüksek olduğu için benim gibi göğsüne vura vura övünen orangutan erkeklere...

- Sanılanın aksine çok yüksek testosteron seviyeleri erkeklik fonksiyonlarını olumlu değil olumsuz etkiliyormuş.

*

Netice sabah 11.00’den önce yapılan bir kan testinde testosteron miktarınız 250 mg/dl üstünde çıkarsa mesele yok... Elinizi MacLaren’in direksiyonundan çekin... Rahatlıkla yarışı bırakabilirsiniz.

Önce şu antikor yarışından birinci çıkın...

Gerisi kolay...

İSMAİLAĞA’NIN TWİTTER DEİSTİ VE AKİT’İN RADİKAL TWİTTER DİNCİSİ

HAFTA
sonunun en büyük sürprizi Yeni Şafak gazetesinin eski yazarı ilahiyatçı Talha Hakan Alp’in Twitter üzerinden yaptığı bir duyuru ile “deist olduğunu” açıklamasıydı. Tabii muhafazakâr dünyada ortalık karıştı...

*

Alp tanınmış bir ilahiyatçı. İslam üzerine 15’e yakın kitabı var. Bir de muhafazakâr dünyanın en muhafazakâr kesimlerinden biri olan İsmailağa cemaatinde yetişmiş.

*

Yeni deistin Twitter üzerinden açıklamasına en ağır tepki, yine Twitter üzerinden eski bir İslamcıdan geldi.

Yeni Akit gazetesi yazarı İhsan Şenocak ağır bir yazı döşendi.

Kendini hâlâ mazlum hissettiren her kızgın İslamcı gibi o da hemen Necip Fazıl’ın bir dizesine atıf yaptı..

*

Benim için asıl şaşırtıcı olan Şenocak’ın bu yazısına İslami genç kesimden gelen tepkilerdi... Şenocak’a destek çıkan az oldu... Çoğu onun yazısına tepki gösterdi.

*

İslami kesimin Twitter üzerinden savaşını izlemeye devam edeceğim. Çünkü orada ilginç gelişmeler oluyor...

Galiba, benim gençliğimde Güven Park’ın altındaki muhafazakâr kitapçılarda doğan entelektüel İslami duyarlılık yeniden yükseliyor.

BU HAFTA ANTİKORUM YÜKSEK ÇIKSIN İŞTE BU TARZA GEÇİYORUM

BU
hafta ilk defa fark ettim...

Evde sıkıldım... Türkiye’nin üzerindeki gri bulut fena halde bozdu psikolojimi... Artan vaka sayıları, çevremizden gelen felaket haberleri çoğumuzu bunalttı...

*

Geçen gün ikinci defa takım elbise giydim...

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Kesmedi beni...

Daha renkli, daha uçuk, kendimi daha özgür hissedeceğim şeylere ihtiyacım var.

İşte tam bu sırada bir Amerikan dergisinin Amerikan basket ligi NBA’in bu yıl iyice belirgin hale gelen kendine ait “fashion” tarzını anlatan bir yazı okudum.

Bazı takımlardan oyuncuları giydirip fotoğraflarını çektirmişler.

NBA’in bütün takımlarının oyuncuları giyim tarzında çok özgür, çok renkli bir “sokak modası” yarattı.

*

Vallahi yaşıma başıma bakmam... Şu COVID’i atlatalım... Kesin ben de başına buyruk özgür bu tarza geçiyorum...

*

Yetti be...

COŞKUN BEY BİR İZMİRLİ OLARAK BU LAFINIZI BEN DE SEVMEDİM

DÜN
Hürriyet Kelebek’te Orkun Ün’ün köşesinde çok önemli ayrıntı vardı.

Coşkun Sabah bir söyleşisinde şöyle demiş: “Kızımı İzmir Kordonu’nda mini şortla dolaştırırım ama Urfa’da, Mardin’de o şortu giydirmem...”

*

Orkun da haklı olarak soruyor:

Bu nasıl bir sözdür Coşkun Bey...

Kızınız Roza 22 yaşında...

Nerede nasıl giyineceğine bırakın da kendi karar versin...

*

Haksız mı...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku