Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Adı Ruth Bader Ginsburg...

Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesi’nin son dönemdeki tek kadın üyesiydi...

Ginsburg önceki gün hayata veda etti.

87 yaşındaydı...

Bütün dünyanın tanıdığı bu kadın sanatçılar, işte bu efsane kadının arkasından attılar bu veda ve sevgi mesajlarını...

Anayasa Mahkemesi onun arkasından şu mesajı yayınladı: “Milletimiz tarihi önemde bir hâkimini kaybetti...”

*

Bir hukukçu, nasıl böylesine büyük bir kahraman haline dönüşebilir... Ülkenin genç kızları kollarına onun iri gözlüklü çizimlerini dövme olarak yaptırır...

İşte bu onun hikâyesi...

Bir de sağında oturan ikinci kadının...

BİRİNCİ KADIN
O GÜN ASKERİ OKULUN 1700 ÖĞRENCİSİ ÖNÜNDE BİR KADIN

- 1933 doğumlu, ama ben onun hikâyesini 2018 yılının ağustos ayından başlatacağım.

O ayın bir günü Virginia eyaletindeki askeri akademi, tarihinde ilk kez bir kadın hâkim tarafından ziyaret edildi.

Kadının adı Ruth Bader Ginsburg’du...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

O gün oradaki ziyaret nedeni, 22 yıl önce anayasa mahkemesinden geçirttiği bir karardı.

Virgina Askeri Akademisi, askerliğin fiziki özellikler gerektirdiğini, o nedenle kadınlara uygun bir meslek olmadığı gerekçesiyle okula kız öğrenci kabul etmiyordu.

*

İşte bunun mücadelesini veren kişi, 3 yıl önce anayasa mahkemesi üyeliğine seçilen Ginsburg’du...

İşe Amerikan Anayasası’nın ünlü “14’üncü değişikliğine” yeni bir yorum getirerek başlamıştı. O değişiklik “ayrımcılığa karşı” konmuştu.

Ama yargıçlar bunu hep sadece “ırk ayrımcılığına karşı” bir değişiklik olarak yorumlamıştı.

Ginsburg, “Hayır bu her tür ayrımcılığa karşı yapılmış bir değişikliktir. Dolayısıyla kadın-erkek eşitsizliği de bu maddenin kapsamındadır” demişti. Anayasa Mahkemesi büyük tartışmalardan sonra 1996 yılında 7’ye karşı 1 oyla bu yeni yorumu kabul etti.

Askeri akademiye kız öğrenciler de alınmaya başlandı.

*

O gün askeri akademiyi sadece ziyaret etmekle kalmamış, aynı zamanda bir konuşma da yapmıştı.

Ve onu dinleyen 1700 harp okulu öğrencisinin içinde 200 de kız öğrenci vardı.

Ginsburg o gün konuşmasını şu cümleyle bitirmişti:

“Virginia Askeri Akademisi bugün daha güzel bir yer...”

*

İşte tam bu noktada büyük fotoğrafta, onun yanında oturan ikinci kadına geleceğim...

İKİNCİ KADIN
İLK BÜYÜK MÜCADELESİ ERKEKLERE EŞİT HAK İÇİN

BÜYÜK fotoğrafta sağda gördüğünüz kadının adı Sandra Day O’Connor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesiydi ve 2006’da emekliye ayrıldığında, artık yanında ikinci bir kadın üye daha vardı.

Ancak 2001 yılında bu fotoğraf çekildiği sırada yanında oturan kadınla her konuda aynı fikirde değildi.

İkisi de 14’üncü değişikliğin cinsiyet ayrımcılığını da kapsadığına inanıyorlardı.

*

Ama kaderin garip bir tecellisidir ki, bu maddenin uygulanması mücadelesine ikisi tamamen zıt noktalardan başlamışlardı.

O’Connor’ın ilk büyük mücadelesi kadınlara değil, erkeklere eşit hak sağlanması içindi.

Konu, devlet hemşirelik okullarına erkeklerin kabul edilmemesiydi.

Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesi işte o davada bu okulların da erkek öğrenci alması yolunda savunma yapmıştı.

Şöyle demişti:

“Böyle eşitsiz uygulamalar cinsiyetler arasında ilkel bir rol dağılımı anlayışına dayanmaktadır...”

O davayı kazanmıştı...

İki kadın arasındaki ilişkinin devamı daha da ilginçti.

*

Önceki gün ölen üye Ruth Bader Ginsburg ondan 14 yıl sonra askeri akademiyle kadınların da alınması kararını savunurken, ilk kadın üyenin erkekler için kullandığı o argümanı da kullanmıştı.

İki kadın üye, bütün dünyaya eşitlik kavramının ne olduğunu, dürüst bir hâkimin eşitlik anlayışının ne olduğunu birbirine zıt gibi görünen iki davayla göstermişti...

BUGÜN
GENÇ KIZLAR BİR YARGICI DÖVME YAPTIRIYORSA

- Kadın bir yargıç, bir ülkenin kahramanı haline gelmişse...

- O kadın hâkim ülkenin kadınları için rol modeli olmuşsa...

- Onun hakkında yazılan kitaplar best seller olmuş, filmler gişe rekoru kırmışsa...

- Ve o kadın öldüğünde ülkenin bayrakları yarıya indiriliyor, ülkenin en ünlü kadın sanatçıları ona veda mesajları paylaşıyorsa...

- Bir de binlerce insan ülkenin anayasa mahkemesinin önünde toplanıp şu şarkıyı söylüyorsa...

“Bu ülke bizim ülkemizdir...”

İşte o zaman ülkeler, bütün vatandaşlarının ülkesi haline gelir...

*

Dün, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu için oybirliğiyle aldığı kararın bende yarattığı umudu yaşarken bunları düşündüm.


GÜNÜN TESTİ: BU ALBÜM DEMODE Mİ YOKSA YEPYENİ BİR ROMANTİK Mİ

DÜN “Bir İlkbahar Sabahı”
şarkısını kimler söylemiş bakarken Zeki Müren’le ilgili bu plak kapağına rastladım.

Zeki Müren söylüyor, Mesut Mertcan şiirleri okuyor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

1988’de çıkmış...

*

Meğer ne güzel bir albümmüş...

Nasıl atlamışım böylesine harika bir prodüksiyonu...

Zeki Müren harika...

Şarkıların düzenlemeleri ve orkestra performansı mükemmel...

Mesut Mertcan çok etkileyici okuyor şiirleri...

Belki bazılarınıza çok eski ekol gibi görünebilir... Ama her insanın tek kişilik anlarında böyle sağlam romantizmlere ekmek kadar ihtiyacı var diye düşünüyorum...

Benim “Arta Kalan Zamanda” albümlerini seveniniz varsa...

Bu albümü kaçırmayın derim. Birçok yalnızlık akşamınızı kurtarır...

*

Bu arada kapaktaki Zeki Müren çizimine bittim...

Çok naif, çok stilize, çok güzel, çok idealleştirilmiş bir Zeki Müren...

Tam özlediğim gibi...


DİZİ JENERİĞİNDE 55 YIL SONRA KEŞFETTİĞİM ŞEY

BU
haftanın sürpriz dizisi “The Miracle” (Mucize) oldu.

BluTV’de yayınlanan bir İtalyan dizisi...

Polisin yerel bir mafya babasının evinde bulduğu heykelle başlayan dizinin inançla gerçek arasında gidip gelen çok ilginç bir hikâyesi var.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Ama dizinin beni en çok etkileyen yanı jeneriği oldu...

Sekiz bölümün hepsi Jimmy Fontana’nın “Il Mondo” adlı harika şarkısı...

Bu şarkı 1965 yılının nisan ayında çıktı...

18 yaşındaydım ve İzmir’in düğün salonlarında İtalyanca şarkıların çalındığı yıllardı...

Bugün diyorum ki...

Bu dizi, sırf jeneriği için bile seyredilebilir...

Bu jenerik sayesinde şunu da keşfettim.

Şarkının düzenlemesini, büyüklüğü gittikçe daha iyi anlaşılan ve bu yıl 6 Temmuz günü kaybettiğimiz Ennio Morricone yapmış...


ANADOLU HİP HOP’UNDAN SONRA ANADOLU REGGAE’Sİ

İKİ
hafta arayla ikinci çok güzel Kara Toprak yorumu geldi.

Cuma günü streaming platformlarına Âşık Veysel’in bu hiç bitmeyen şarkısının bu defa reggae ritminde bir cover’ı kondu.

Islandman ve Jacob Gurevitsch söylüyor.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Üç hafta önce Deeperise, Cem Adrian, Şanışer aynı şarkının Anadolu hip hop versiyonu sayılabilecek çok güzel bir yorumunu çıkarmıştı. Nasıl bir şarkıymış bu...

Ne yılları takıyor, ne nesilleri...

Hep dimdik, genç ve ayakta...

Ahmet Güneştekin, sanatta geleneği, “Gelene” “Ek” olarak tarif ediyor.

Bu şarkıları dinleyince ben de bu tarife inandım.

ANADOLU ROCK:
GAYE SU AKYOL: BİR İLKBAHAR SABAHI

10 Eylül günü platformlara konan bir şarkı...

“Bir İlkbahar Sabahı...”

Gaye Su Akyol söylüyor...

1985 yılının şahane bir şarkısı...

Bestesi Erdoğan Berker’e ait...

Sözleri Dr. Bekir Mutlu’nun...

Kimler söylemedi ki...

Zeki Müren, Mediha Şen Sancakoğlu, Ferdi Özbeğen, Yaşar Özel, Coşkun Sabah, Faruk Tınaz...

Erol Evgin, Deniz Seki ile birlikte söylemişti.

Şimdi de Anadolu rock ritmi ile geldi.

Rock Anadolu’ya yakışıyor...

Hip hop da, reggae de...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku