Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Adı Ruth Bader Ginsburg...

Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesi’nin son dönemdeki tek kadın üyesiydi...

Ginsburg önceki gün hayata veda etti.

87 yaşındaydı...

Bütün dünyanın tanıdığı bu kadın sanatçılar, işte bu efsane kadının arkasından attılar bu veda ve sevgi mesajlarını...

Anayasa Mahkemesi onun arkasından şu mesajı yayınladı: “Milletimiz tarihi önemde bir hâkimini kaybetti...”

*

Bir hukukçu, nasıl böylesine büyük bir kahraman haline dönüşebilir... Ülkenin genç kızları kollarına onun iri gözlüklü çizimlerini dövme olarak yaptırır...

İşte bu onun hikâyesi...

Bir de sağında oturan ikinci kadının...

BİRİNCİ KADIN
O GÜN ASKERİ OKULUN 1700 ÖĞRENCİSİ ÖNÜNDE BİR KADIN

- 1933 doğumlu, ama ben onun hikâyesini 2018 yılının ağustos ayından başlatacağım.

O ayın bir günü Virginia eyaletindeki askeri akademi, tarihinde ilk kez bir kadın hâkim tarafından ziyaret edildi.

Kadının adı Ruth Bader Ginsburg’du...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

O gün oradaki ziyaret nedeni, 22 yıl önce anayasa mahkemesinden geçirttiği bir karardı.

Virgina Askeri Akademisi, askerliğin fiziki özellikler gerektirdiğini, o nedenle kadınlara uygun bir meslek olmadığı gerekçesiyle okula kız öğrenci kabul etmiyordu.

*

İşte bunun mücadelesini veren kişi, 3 yıl önce anayasa mahkemesi üyeliğine seçilen Ginsburg’du...

İşe Amerikan Anayasası’nın ünlü “14’üncü değişikliğine” yeni bir yorum getirerek başlamıştı. O değişiklik “ayrımcılığa karşı” konmuştu.

Ama yargıçlar bunu hep sadece “ırk ayrımcılığına karşı” bir değişiklik olarak yorumlamıştı.

Ginsburg, “Hayır bu her tür ayrımcılığa karşı yapılmış bir değişikliktir. Dolayısıyla kadın-erkek eşitsizliği de bu maddenin kapsamındadır” demişti. Anayasa Mahkemesi büyük tartışmalardan sonra 1996 yılında 7’ye karşı 1 oyla bu yeni yorumu kabul etti.

Askeri akademiye kız öğrenciler de alınmaya başlandı.

*

O gün askeri akademiyi sadece ziyaret etmekle kalmamış, aynı zamanda bir konuşma da yapmıştı.

Ve onu dinleyen 1700 harp okulu öğrencisinin içinde 200 de kız öğrenci vardı.

Ginsburg o gün konuşmasını şu cümleyle bitirmişti:

“Virginia Askeri Akademisi bugün daha güzel bir yer...”

*

İşte tam bu noktada büyük fotoğrafta, onun yanında oturan ikinci kadına geleceğim...

İKİNCİ KADIN
İLK BÜYÜK MÜCADELESİ ERKEKLERE EŞİT HAK İÇİN

BÜYÜK fotoğrafta sağda gördüğünüz kadının adı Sandra Day O’Connor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesiydi ve 2006’da emekliye ayrıldığında, artık yanında ikinci bir kadın üye daha vardı.

Ancak 2001 yılında bu fotoğraf çekildiği sırada yanında oturan kadınla her konuda aynı fikirde değildi.

İkisi de 14’üncü değişikliğin cinsiyet ayrımcılığını da kapsadığına inanıyorlardı.

*

Ama kaderin garip bir tecellisidir ki, bu maddenin uygulanması mücadelesine ikisi tamamen zıt noktalardan başlamışlardı.

O’Connor’ın ilk büyük mücadelesi kadınlara değil, erkeklere eşit hak sağlanması içindi.

Konu, devlet hemşirelik okullarına erkeklerin kabul edilmemesiydi.

Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesi işte o davada bu okulların da erkek öğrenci alması yolunda savunma yapmıştı.

Şöyle demişti:

“Böyle eşitsiz uygulamalar cinsiyetler arasında ilkel bir rol dağılımı anlayışına dayanmaktadır...”

O davayı kazanmıştı...

İki kadın arasındaki ilişkinin devamı daha da ilginçti.

*

Önceki gün ölen üye Ruth Bader Ginsburg ondan 14 yıl sonra askeri akademiyle kadınların da alınması kararını savunurken, ilk kadın üyenin erkekler için kullandığı o argümanı da kullanmıştı.

İki kadın üye, bütün dünyaya eşitlik kavramının ne olduğunu, dürüst bir hâkimin eşitlik anlayışının ne olduğunu birbirine zıt gibi görünen iki davayla göstermişti...

BUGÜN
GENÇ KIZLAR BİR YARGICI DÖVME YAPTIRIYORSA

- Kadın bir yargıç, bir ülkenin kahramanı haline gelmişse...

- O kadın hâkim ülkenin kadınları için rol modeli olmuşsa...

- Onun hakkında yazılan kitaplar best seller olmuş, filmler gişe rekoru kırmışsa...

- Ve o kadın öldüğünde ülkenin bayrakları yarıya indiriliyor, ülkenin en ünlü kadın sanatçıları ona veda mesajları paylaşıyorsa...

- Bir de binlerce insan ülkenin anayasa mahkemesinin önünde toplanıp şu şarkıyı söylüyorsa...

“Bu ülke bizim ülkemizdir...”

İşte o zaman ülkeler, bütün vatandaşlarının ülkesi haline gelir...

*

Dün, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu için oybirliğiyle aldığı kararın bende yarattığı umudu yaşarken bunları düşündüm.


GÜNÜN TESTİ: BU ALBÜM DEMODE Mİ YOKSA YEPYENİ BİR ROMANTİK Mİ

DÜN “Bir İlkbahar Sabahı”
şarkısını kimler söylemiş bakarken Zeki Müren’le ilgili bu plak kapağına rastladım.

Zeki Müren söylüyor, Mesut Mertcan şiirleri okuyor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

1988’de çıkmış...

*

Meğer ne güzel bir albümmüş...

Nasıl atlamışım böylesine harika bir prodüksiyonu...

Zeki Müren harika...

Şarkıların düzenlemeleri ve orkestra performansı mükemmel...

Mesut Mertcan çok etkileyici okuyor şiirleri...

Belki bazılarınıza çok eski ekol gibi görünebilir... Ama her insanın tek kişilik anlarında böyle sağlam romantizmlere ekmek kadar ihtiyacı var diye düşünüyorum...

Benim “Arta Kalan Zamanda” albümlerini seveniniz varsa...

Bu albümü kaçırmayın derim. Birçok yalnızlık akşamınızı kurtarır...

*

Bu arada kapaktaki Zeki Müren çizimine bittim...

Çok naif, çok stilize, çok güzel, çok idealleştirilmiş bir Zeki Müren...

Tam özlediğim gibi...


DİZİ JENERİĞİNDE 55 YIL SONRA KEŞFETTİĞİM ŞEY

BU
haftanın sürpriz dizisi “The Miracle” (Mucize) oldu.

BluTV’de yayınlanan bir İtalyan dizisi...

Polisin yerel bir mafya babasının evinde bulduğu heykelle başlayan dizinin inançla gerçek arasında gidip gelen çok ilginç bir hikâyesi var.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Ama dizinin beni en çok etkileyen yanı jeneriği oldu...

Sekiz bölümün hepsi Jimmy Fontana’nın “Il Mondo” adlı harika şarkısı...

Bu şarkı 1965 yılının nisan ayında çıktı...

18 yaşındaydım ve İzmir’in düğün salonlarında İtalyanca şarkıların çalındığı yıllardı...

Bugün diyorum ki...

Bu dizi, sırf jeneriği için bile seyredilebilir...

Bu jenerik sayesinde şunu da keşfettim.

Şarkının düzenlemesini, büyüklüğü gittikçe daha iyi anlaşılan ve bu yıl 6 Temmuz günü kaybettiğimiz Ennio Morricone yapmış...


ANADOLU HİP HOP’UNDAN SONRA ANADOLU REGGAE’Sİ

İKİ
hafta arayla ikinci çok güzel Kara Toprak yorumu geldi.

Cuma günü streaming platformlarına Âşık Veysel’in bu hiç bitmeyen şarkısının bu defa reggae ritminde bir cover’ı kondu.

Islandman ve Jacob Gurevitsch söylüyor.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Üç hafta önce Deeperise, Cem Adrian, Şanışer aynı şarkının Anadolu hip hop versiyonu sayılabilecek çok güzel bir yorumunu çıkarmıştı. Nasıl bir şarkıymış bu...

Ne yılları takıyor, ne nesilleri...

Hep dimdik, genç ve ayakta...

Ahmet Güneştekin, sanatta geleneği, “Gelene” “Ek” olarak tarif ediyor.

Bu şarkıları dinleyince ben de bu tarife inandım.

ANADOLU ROCK:
GAYE SU AKYOL: BİR İLKBAHAR SABAHI

10 Eylül günü platformlara konan bir şarkı...

“Bir İlkbahar Sabahı...”

Gaye Su Akyol söylüyor...

1985 yılının şahane bir şarkısı...

Bestesi Erdoğan Berker’e ait...

Sözleri Dr. Bekir Mutlu’nun...

Kimler söylemedi ki...

Zeki Müren, Mediha Şen Sancakoğlu, Ferdi Özbeğen, Yaşar Özel, Coşkun Sabah, Faruk Tınaz...

Erol Evgin, Deniz Seki ile birlikte söylemişti.

Şimdi de Anadolu rock ritmi ile geldi.

Rock Anadolu’ya yakışıyor...

Hip hop da, reggae de...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Benim fikriyatım iktidarda olsaydı

Önceki akşam bir televizyon kanalının haber bölümünden aradılar.

Konu Cumhurbaşkanı’nın konuşmasıydı.

“Fikriyatımız iktidarda değil” demişti ve benim bu konudaki görüşümü soruyorlardı. “Mümkün olduğunca siyasi konulara girmiyorum artık, o nedenle sorunuza cevap veremeyeceğim” dedim.

“Peki hiç olmazsa kimin fikriyatı iktidarda, o konudaki görüşünüzü söyleyin” dediler.

“Hayır o da siyasete girer” dedim...

“Peki sizin fikriyatınız iktidarda mı” diye ısrar ettiler.

“Vallahi kimin fikriyatı iktidarda hiç fikrim yok” cevabını verdim.

Sonra da “Onu bilmem ama şunu biliyorum” dedim şu cevabı verdim:

Yazının Devamını Oku

Şam'daki Amerikalılar İdlib'de çekilen kuleler imzalanmayan bildiriler

Son 7 gün içinde okuduğum şu haberleri alt alta yazdım, bakın nasıl bir tablo çıktı:

Geçen hafta: Rusya ve Mısır Karadeniz’de ortak tatbikat yaptı.

Nedir bu? Kime karşı?

Herhalde Gürcistan’a değil...

Biz S-400’leri Sinop’ta kime karşı denediysek, bu tatbikat da onun karşılığı olmalı...

Önceki gün: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’a çok yakın bir güvenlik ekibinin ağustos ayında gizlice Şam’a giderek Esad yönetimi ile görüştüğü ortaya çıktı.

Alın size bir gerçekçilik örneği...

İddiam şu.

Yazının Devamını Oku

Dün dünya borsa tarihinde bir boy band olayı yaşandı

Üç gündür Uzakdoğu borsalarındaki bir olayı izliyorum.

Aslında olay öyle çok büyük bir şey değil...

Ama benim gözümde büyük bir sosyolojik anlamı var.

Olay şu...

Güney Kore’nin en büyük eğlence şirketi Big Hit Entertainment halka açılıyor...

Yaklaşık 4 milyar dolarlık bir değer bekleniyordu...

Yani bugünün eğlence dünyasında öyle çok büyük bir volüm değil...

Ancak dün bu açılışta çok önemli bir gelişme oldu.

Yazının Devamını Oku

Funda Arar'ın 'karartma günleri' şarkısını dinlerken

Ben doğduğumda “karartma geceleri” kötü bir hatıra olarak kalmıştı.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da muhtemel bir hava saldırısına karşı geceleri şehirleri karartılmıştı.

Sonra bizim nesil de tanıdı karartma gecelerini...

Yunanistan’la ne zaman savaş ihtimali çıksa, okul kitaplarını kaplamak için kullandığımız mavi kaplama kâğıtları, bu defa Yunan uçakları görmesin diye pencerelerimize yapıştırılırdı.

Sonra 60’lar, 70’ler, 80’ler geldi... Ülkenin karanlık dönemlerini yaşadık.

Bu defa “karartma günleri” lafını öğrendik...

Hani Funda Arar’ın şarkısında söylediği gibi...

“Bir zindanda koy ver beni

Yazının Devamını Oku

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku