GeriErtuğrul ÖZKÖK Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Adı Ruth Bader Ginsburg...

Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesi’nin son dönemdeki tek kadın üyesiydi...

Ginsburg önceki gün hayata veda etti.

87 yaşındaydı...

Bütün dünyanın tanıdığı bu kadın sanatçılar, işte bu efsane kadının arkasından attılar bu veda ve sevgi mesajlarını...

Anayasa Mahkemesi onun arkasından şu mesajı yayınladı: “Milletimiz tarihi önemde bir hâkimini kaybetti...”

*

Bir hukukçu, nasıl böylesine büyük bir kahraman haline dönüşebilir... Ülkenin genç kızları kollarına onun iri gözlüklü çizimlerini dövme olarak yaptırır...

İşte bu onun hikâyesi...

Bir de sağında oturan ikinci kadının...

BİRİNCİ KADIN
O GÜN ASKERİ OKULUN 1700 ÖĞRENCİSİ ÖNÜNDE BİR KADIN

- 1933 doğumlu, ama ben onun hikâyesini 2018 yılının ağustos ayından başlatacağım.

O ayın bir günü Virginia eyaletindeki askeri akademi, tarihinde ilk kez bir kadın hâkim tarafından ziyaret edildi.

Kadının adı Ruth Bader Ginsburg’du...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

O gün oradaki ziyaret nedeni, 22 yıl önce anayasa mahkemesinden geçirttiği bir karardı.

Virgina Askeri Akademisi, askerliğin fiziki özellikler gerektirdiğini, o nedenle kadınlara uygun bir meslek olmadığı gerekçesiyle okula kız öğrenci kabul etmiyordu.

*

İşte bunun mücadelesini veren kişi, 3 yıl önce anayasa mahkemesi üyeliğine seçilen Ginsburg’du...

İşe Amerikan Anayasası’nın ünlü “14’üncü değişikliğine” yeni bir yorum getirerek başlamıştı. O değişiklik “ayrımcılığa karşı” konmuştu.

Ama yargıçlar bunu hep sadece “ırk ayrımcılığına karşı” bir değişiklik olarak yorumlamıştı.

Ginsburg, “Hayır bu her tür ayrımcılığa karşı yapılmış bir değişikliktir. Dolayısıyla kadın-erkek eşitsizliği de bu maddenin kapsamındadır” demişti. Anayasa Mahkemesi büyük tartışmalardan sonra 1996 yılında 7’ye karşı 1 oyla bu yeni yorumu kabul etti.

Askeri akademiye kız öğrenciler de alınmaya başlandı.

*

O gün askeri akademiyi sadece ziyaret etmekle kalmamış, aynı zamanda bir konuşma da yapmıştı.

Ve onu dinleyen 1700 harp okulu öğrencisinin içinde 200 de kız öğrenci vardı.

Ginsburg o gün konuşmasını şu cümleyle bitirmişti:

“Virginia Askeri Akademisi bugün daha güzel bir yer...”

*

İşte tam bu noktada büyük fotoğrafta, onun yanında oturan ikinci kadına geleceğim...

İKİNCİ KADIN
İLK BÜYÜK MÜCADELESİ ERKEKLERE EŞİT HAK İÇİN

BÜYÜK fotoğrafta sağda gördüğünüz kadının adı Sandra Day O’Connor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesiydi ve 2006’da emekliye ayrıldığında, artık yanında ikinci bir kadın üye daha vardı.

Ancak 2001 yılında bu fotoğraf çekildiği sırada yanında oturan kadınla her konuda aynı fikirde değildi.

İkisi de 14’üncü değişikliğin cinsiyet ayrımcılığını da kapsadığına inanıyorlardı.

*

Ama kaderin garip bir tecellisidir ki, bu maddenin uygulanması mücadelesine ikisi tamamen zıt noktalardan başlamışlardı.

O’Connor’ın ilk büyük mücadelesi kadınlara değil, erkeklere eşit hak sağlanması içindi.

Konu, devlet hemşirelik okullarına erkeklerin kabul edilmemesiydi.

Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın üyesi işte o davada bu okulların da erkek öğrenci alması yolunda savunma yapmıştı.

Şöyle demişti:

“Böyle eşitsiz uygulamalar cinsiyetler arasında ilkel bir rol dağılımı anlayışına dayanmaktadır...”

O davayı kazanmıştı...

İki kadın arasındaki ilişkinin devamı daha da ilginçti.

*

Önceki gün ölen üye Ruth Bader Ginsburg ondan 14 yıl sonra askeri akademiyle kadınların da alınması kararını savunurken, ilk kadın üyenin erkekler için kullandığı o argümanı da kullanmıştı.

İki kadın üye, bütün dünyaya eşitlik kavramının ne olduğunu, dürüst bir hâkimin eşitlik anlayışının ne olduğunu birbirine zıt gibi görünen iki davayla göstermişti...

BUGÜN
GENÇ KIZLAR BİR YARGICI DÖVME YAPTIRIYORSA

- Kadın bir yargıç, bir ülkenin kahramanı haline gelmişse...

- O kadın hâkim ülkenin kadınları için rol modeli olmuşsa...

- Onun hakkında yazılan kitaplar best seller olmuş, filmler gişe rekoru kırmışsa...

- Ve o kadın öldüğünde ülkenin bayrakları yarıya indiriliyor, ülkenin en ünlü kadın sanatçıları ona veda mesajları paylaşıyorsa...

- Bir de binlerce insan ülkenin anayasa mahkemesinin önünde toplanıp şu şarkıyı söylüyorsa...

“Bu ülke bizim ülkemizdir...”

İşte o zaman ülkeler, bütün vatandaşlarının ülkesi haline gelir...

*

Dün, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu için oybirliğiyle aldığı kararın bende yarattığı umudu yaşarken bunları düşündüm.


GÜNÜN TESTİ: BU ALBÜM DEMODE Mİ YOKSA YEPYENİ BİR ROMANTİK Mİ

DÜN “Bir İlkbahar Sabahı”
şarkısını kimler söylemiş bakarken Zeki Müren’le ilgili bu plak kapağına rastladım.

Zeki Müren söylüyor, Mesut Mertcan şiirleri okuyor...

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

1988’de çıkmış...

*

Meğer ne güzel bir albümmüş...

Nasıl atlamışım böylesine harika bir prodüksiyonu...

Zeki Müren harika...

Şarkıların düzenlemeleri ve orkestra performansı mükemmel...

Mesut Mertcan çok etkileyici okuyor şiirleri...

Belki bazılarınıza çok eski ekol gibi görünebilir... Ama her insanın tek kişilik anlarında böyle sağlam romantizmlere ekmek kadar ihtiyacı var diye düşünüyorum...

Benim “Arta Kalan Zamanda” albümlerini seveniniz varsa...

Bu albümü kaçırmayın derim. Birçok yalnızlık akşamınızı kurtarır...

*

Bu arada kapaktaki Zeki Müren çizimine bittim...

Çok naif, çok stilize, çok güzel, çok idealleştirilmiş bir Zeki Müren...

Tam özlediğim gibi...


DİZİ JENERİĞİNDE 55 YIL SONRA KEŞFETTİĞİM ŞEY

BU
haftanın sürpriz dizisi “The Miracle” (Mucize) oldu.

BluTV’de yayınlanan bir İtalyan dizisi...

Polisin yerel bir mafya babasının evinde bulduğu heykelle başlayan dizinin inançla gerçek arasında gidip gelen çok ilginç bir hikâyesi var.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Ama dizinin beni en çok etkileyen yanı jeneriği oldu...

Sekiz bölümün hepsi Jimmy Fontana’nın “Il Mondo” adlı harika şarkısı...

Bu şarkı 1965 yılının nisan ayında çıktı...

18 yaşındaydım ve İzmir’in düğün salonlarında İtalyanca şarkıların çalındığı yıllardı...

Bugün diyorum ki...

Bu dizi, sırf jeneriği için bile seyredilebilir...

Bu jenerik sayesinde şunu da keşfettim.

Şarkının düzenlemesini, büyüklüğü gittikçe daha iyi anlaşılan ve bu yıl 6 Temmuz günü kaybettiğimiz Ennio Morricone yapmış...


ANADOLU HİP HOP’UNDAN SONRA ANADOLU REGGAE’Sİ

İKİ
hafta arayla ikinci çok güzel Kara Toprak yorumu geldi.

Cuma günü streaming platformlarına Âşık Veysel’in bu hiç bitmeyen şarkısının bu defa reggae ritminde bir cover’ı kondu.

Islandman ve Jacob Gurevitsch söylüyor.

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Üç hafta önce Deeperise, Cem Adrian, Şanışer aynı şarkının Anadolu hip hop versiyonu sayılabilecek çok güzel bir yorumunu çıkarmıştı. Nasıl bir şarkıymış bu...

Ne yılları takıyor, ne nesilleri...

Hep dimdik, genç ve ayakta...

Ahmet Güneştekin, sanatta geleneği, “Gelene” “Ek” olarak tarif ediyor.

Bu şarkıları dinleyince ben de bu tarife inandım.

ANADOLU ROCK:
GAYE SU AKYOL: BİR İLKBAHAR SABAHI

10 Eylül günü platformlara konan bir şarkı...

“Bir İlkbahar Sabahı...”

Gaye Su Akyol söylüyor...

1985 yılının şahane bir şarkısı...

Bestesi Erdoğan Berker’e ait...

Sözleri Dr. Bekir Mutlu’nun...

Kimler söylemedi ki...

Zeki Müren, Mediha Şen Sancakoğlu, Ferdi Özbeğen, Yaşar Özel, Coşkun Sabah, Faruk Tınaz...

Erol Evgin, Deniz Seki ile birlikte söylemişti.

Şimdi de Anadolu rock ritmi ile geldi.

Rock Anadolu’ya yakışıyor...

Hip hop da, reggae de...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku