En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular
Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Şu an bunu yazarken bile hâlâ dijital kahkahalar atıyorum.

*

Şimdi şu cumartesi günü birkaç fantezi yapalım.

Şehirdesiniz ve o gün eşinizden, çevrenizden, annenizden, babanızdan, patronunuzdan, öğretmeninizden saklamak istediğiniz birkaç yere gittiniz.

Canım hemen aklınıza o malum “kaçamak” hikâyesi gelmesin.

Ne bileyim işten kaytardınız parka gittiniz...

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Okulu kırdınız maça gittiniz falan...

Ama biliyorsunuz ki nereye gittiyseniz mutlaka bir kameraya takıldınız...

Şimdi bu en şapşal hırsızın mantığıyla hareket edersek, o gün kaçamağın izlerini silmek için kaç kamerayı çalmak zorundasınız...

*

Ama şapşal hırsız şu hınzır aklıma daha hınzır sorular da soktu.

Onları da yazacağım.

‘ŞAPŞAL ÇAPKIN’ KAÇAMAK İZİNİ SİLMEK İÇİN KAÇ KAMERA ÇALMALI

Bir zamanlar bir adalet bakanı illegal telefon dinlemeleri için, “Canım varsın dinlesinler benim saklayacak hiçbir şeyim yok” dediğinde hayretler içinde kalmış ve kendisine sormuştum:

“Sayın bakan siz hiç telefonda eşinize ‘Seni seviyorum’ demediniz mi?”

Ben, “Hayatımda hiç dans etmedim” diyerek övünenlerden olmadığım için o sözü anlamamıştım.

Gelelim konumuza...

*

İstanbul dünyada insanların en çok gözlendiği 25’inci şehirmiş.

İstanbul’da 2019 yılında 107 bin güvenlik kamerası varmış.

Yani her 1000 kişiye 7.1 kamera düşüyor.

*

Dünyanın gelişmiş herhangi bir ülkesinde bir şehirde günde ortalama 70 kere güvenlik kameralarına takılıyormuşsunuz.

Ancak AVM, sinema, stadyum gibi hassas yerlerde bu rakam 300’e kadar çıkıyormuş.

*

Yani, eğer şapşalsanız,
küçük bir kaçamağın izlerini yok etmek için epey kamera çalmanız gerekiyor. Tabii siz de o hırsız kadar şapşalsanız...

*

Diyeceğim, hiç uğraşmayın.

Kameranın önünden geçtiğiniz an, sonsuza kadar izinizi orada bıraktınız demektir.

Şehrin bütün kameralarını çalsanız da izinizi silemezsiniz, kaçamağın keyfini çıkarın.

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

PARMAK İZİ

ŞAPŞAL HIRSIZ GÜNDE KAÇ KOALA ÇALMALI

Hiç düşündünüz mü, her gün kaç yere parmak izinizi bırakıyorsunuz?

Ohoooo kim bilir kaç binlerce...

Yani bilmek mümkün değil...

Adli tıpçılara göre parmak izi bir insanın barkodu.

Dokunduğunuz her yerde okunuyorsunuz.

Tuttuğumuz her kapı kolunda, bardakta, masada, perdede, müzik aletinin üzerinde...

Saymak mümkün değil...

*

Peki emin olabileceğimiz hiçbir yer yok mu?

Yani parmak izi bırakmadan, barkodunuz okunmadan dokunabileceğimiz bir yer?

Dün bu soruyu Türkiye’nin en tanınmış adli tıp uzmanına, Prof. Sevil Atasoy’a sordum...

İşte geldik en hınzır noktaya...

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Mesela pütürlü bir deriden yapılmış cüzdan üzerinde parmak izini bulmak çok çok zor...

Ama asıl ilginci şu...

Yaşayan insan bedeninde...

Oraya dokunduğunuz zaman parmak izi kalmıyor...

Daha doğrusu orada barkodunuz okunamıyormuş.

*

Ancak yine de dikkat...

Sözüm meclisten dışarı...

Biri, boğazı sıkılarak öldürülmüşse, o katilin parmak izi ölü deride kalıyor ve okunabiliyormuş.

Cesedin üzerine konulan bir çadır ve özel bir kimyevi madde ile parmak izi bulunabiliyormuş.

Yani dokunduğunuz bedeni aşkla okşayın, ama sakın boğazını sıkmaya kalkmayın...

*

Peki başlığa koyduğum koalanın bununla ne ilgisi var?

Onu da anlatayım.

BİR KOALA NAMUS CİNAYETİ İŞLERSE SİZİ ALABİLİRLER Mİ

YENİ öğrendim. Koalanın parmak izi insan parmak izine çok benzermiş.

Hani bildiğimiz şu sempatik hayvanınki yani.

Peki bir koala namus cinayeti işlerse parmak izini insanla karıştırmak mümkün mü?

Akıllı bir adli tıp uzmanı asla karıştırmaz.

Çünkü namus cinayeti denilen aşağılık şeyi ancak bir insanın yapabileceğini çok iyi bilir.

Ayrıca koala, bırakın namusu herhangi bir cinayeti işleyemeyecek kadar da miskin...

Yok şapşal hırsız olmayın, koalaları da çalmayın, iyisi mi siz katili yine insanlar arasında arayın.

DNA
ŞAPŞAL ZAMPARA ÖPTÜĞÜ KAÇ YANAĞI VE BARDAĞI ÇALMALI

ŞAPŞAL hırsızın aklıma soktuğu bir hınzır soru da şu: Her gün kaç yere DNA’mızı bırakıyoruz...

Maalesef cevabı imkânsız bir soru... Çünkü dokunduğumuz her yere bırakıyoruz...

Nefes alıp verdiğimiz her yere... Ayran içtiğimiz her bardağa... Öptüğümüz her ele, her dudağa, yanağa...

En masumu da en şehvetlisi de orada kalıyor.

En tehlikelisi de şu.

Bir yerde bir insanla konuştunuz...

Siz ayrıldınız, on dakika sonra öldürüldü... Kapınıza polis dayanmışsa şaşırmayın.

Çünkü, nefesinizle çıkan tükürük zerreleri, dolayısıyla barkodunuz DNA hâlâ maktulün yanağında duruyor. Katil ise maskeli gelmiş. Onunki yok yani...

Paniğe kapılıp şapşal hırsız gibi öptüğünüz bütün yanakları çalmaya kalkmayın.

Maske takın. İyi bir avukat tutun ve kendinize cinayetin işlendiği dakikalarda başka yerde olduğunuz ispat edecek kuvvetli bir alibi bulun.

ATEŞ

ATEŞLİ BİR ÂŞIK GÜNDE KAÇ ‘ATEŞ DEDEKTÖRÜ’ ÇALMALI

GELİYORUM en’in de en hınzır sorusuna...

Bu soru geçenlerde bir hastaneye girerken aklıma geldi.

Kapıda kimse alnıma veya bileğime o aleti uzatmadı.

Görevliye neden ateşimi ölçmediklerini sordum.

Biraz ileride önündeki laptopa bakan birini işaret etti ve

“O ölçüyor” dedi...

Artık girişlere “ateş dedektörü (tarayıcı)” yerleştiriliyormuş.

Bu demektir ki her gün girip çıktığınız birçok yerde ateşiniz kayda geçiyor...

Bunu öğrenince aklıma şu soru geldi:

Acaba parmak izi ve DNA gibi insanın ateşi de sadece kendine ait bir tür barkod mudur?

Niye olmasın?

Sadece COVID-19 mu?

Düşünün “ateşli bir kaçamaktan” sonra işyerinize dönerken kapıda suçüstü yakalanıyorsunuz...

İnşallah ateşli bir öğleden sonra kaçamağı, barkodumuzda öyle olur olmaz ateşli izler bırakmıyordur...

Ufff hayat artık çok zor...

KOKU

YOKSA... KOKUNUZ DA SİZE AİT BİR BARKOD MU

BENİM aklıma gelmeyeni, dünkü sohbette Prof. Sevil Atasoy hatırlattı.

Bir barkodumuz daha varmış.

Kokumuz...

Üstelik, ne sabun, ne şampuan, ne deodorant ne bir şey bedeninize doğuştan sinen o barkodu silebiliyor...

O yüzden uzman köpeklerden hiçbir şey kaçmıyor...

Hele hele bunlar size hasetlik duyan, yerinize göz dikmiş kıskanç köpeklerse...

Kaçış yokkk arkadaş...

Korkuyu atın, hayatın keyfini çıkarın.

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

GÜNÜN FOTOĞRAFI

İSTANBUL MERDİVENLERİNDE HARİKA BİR ‘MİMOZALI KADIN’

VEEE sizi bu barkod kâbusundan kurtarmak için içinizi açacakbir fotoğraf.

Şehirlerin renklenmesini en çok destekleyenlerden biriyim.

Önüme gelen her şehir tablosunu buradan duyurmaya çalışıyorum.

Ordu, Mersin ve Batman’dan sonra şimdi İstanbul Beyoğlu’ndan da bu harika tablo geldi...

Beyoğlu Belediyesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ile işbirliği içinde bir sokak projesi hazırlamış.

Üniversitenin üç öğrencisi, Furkan Akhan, Kadir Çelik ve Serdar Çakmak, bu üniversitenin kurucusu Osman Hamdi Bey’in “Mimozalı Kadın” tablosunu Enli Yokuşu merdivenlerine işte böyle harika biçimde çizmiş ve boyamışlar.

Çok çok beğendim.

Belediye başkanını, üniversite rektörünü, gençleri ve emeği geçen herkesi kutluyor, teşekkür ediyorum.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Eyüp Serbest
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku