GeriErtuğrul ÖZKÖK En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Çünkü Hint atasözünün dediği gibidir.

Dans eden insan, kalplerin konuşmasını duyar. O sesi duyunca, aradaki duvarları yıkar... Konuşmaya başlar...

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Bir halaydan bile on bin nefret çıkarmayı başaranları da çok iyi anlıyorum...

İçgüdüleri onlara yaklaşmakta olan tehlikeyi haber verir... Çünkü el ele, omuz omuza halay çeken insanlar, günlük rızkını kin ve nefretten alan insanları ıskartaya çıkarır...

Şu fani dünyada işsiz kalırlar... Daha da önemlisi, işlevsiz kalırlar...

*

Halay sahneye çıkınca, nefret sahneden iner... Çünkü Mata Hari’nin dediği gibidir: “Dans, her hareketin kelime olduğu bir şiirdir...”

Kindar fanatik, danstan nefret eden zihniyet, varlığını nefrete borçlu kafa, şiiri de sevmez...

Korkutur şiir onu.

*

Vicki Baum diyor ki:

“Mutluluğun kısa yolları var ve dans bunlardan biri...”

Kindar fanatik mutluluğu da sevmez...

Çünkü mutluluk, kini siler süpürür...

*

Bana gelince... Şu halay çektiği için yerden yere vurulan bana...

Çocukluğumdan beri müzik ve dans benim hayatımın parçası, mutluluğumun aynasıdır.

Hürriyet’in Ankara yıllarında, rahmetli Esen Ünür ve Yavuz Gökmen, Nurcan Akad, Serdar Turgut, İsmet Solak...

Bir haber atlattığımız zaman mutlu olurduk...

Sonra da hepimiz ayağa kalkar, büroda dans ederdik...

*

Diyarbakır’a gittim...

Muhteşem bir serginin açılışına katıldım.

Diyarbakır’ın yaşama coşkusu beni çok etkiledi...

Şehirdeki hayat enerjisi bana çok moral verdi.

İnsanların sıcaklığı beni çok etkiledi...

Akşam yemekte Kardeş Türküler, Türkiye’nin her yöresinden harika parçalar çaldı.

Diyarbakırlı Kürtler, sergiye gelen Türkler halay çekmeye başladı...

Beni kolumdan tutup sahneye çağırdılar...

O akşam Diyarbakır beni mest etmişti...

Ülkem için çok mutluydum. Umutlanmıştım.

O duygularla çıktım ve dans ettim...

*

Peki bunca kıyamet koparan bu insanlara edecek birkaç kelamım yok mu? Yok...

Çünkü dans eden insanın, nefret tamtamından başka müzik bilmeyen birine derdini anlatması mümkün değil...

*

Ben ülkemin dört tarafında dans etmeye devam edeceğim...

Onlar da bildikleri tek müzik olan nefret tamtamlarını çalmaya devam etsin... İsteyen istediğini söylesin.

Kulağımda sadece Louis Horst’un şu sözleri var ve halayıma devam ediyorum: “Kendiniz için dans edin. Birisi anlarsa iyi. Eğer anlamazsa önemli değil. Sizi ilgilendiren şeyleri yapmaya devam edin ve ilginç olana kadar yapın...”

*

Aynen öyle yapacağım...

Bu ülkeye huzur ve barış gelinceye kadar zeybek oynamaya, horon tepmeye, vals yapmaya...

Ve özellikle de halay çekmeye devam edeceğim. Çünkü savaşmak için elimde nefret silahım yok...

İYİ Mİ... KRUVAZE TAKIM ELBİSEME DE TAKMIŞLAR

SADECE halayıma değil, elbiseme de takmışlar...

Diyorlar ki, kruvaze takım elbisesini de giymiş...

Doğru, sanat açılışlarına, konserlere takım elbise ile gidiyorum.

Diyarbakır’dan bir hafta önce, İstanbul’da Contemporary İstanbul’un açılış yemeğine de aynı takım elbise ile gittim.

Ahmet Güneştekin’in Viyana, Bakü sergilerinin açılışında da takım elbiseliydim.

Diyarbakır’a da aynı saygı duygusuyla gittim.

Tansu’nun emridir... Bütün cenazelere, bütün düğünlere takım elbise ve kravatla giderim.

Giydiğim elbise de öyle sandığınız gibi pahalı bir yabancı marka değildi.

Bir Türk tasarımcısı Milimetric’in diktiği elbiseydi.

Hayatımın son 10 yılında hep Türk markalarını giyiyorum...

Keyifle, gururla, beğenerek giyiyorum...

Ve gönüllü bir manken olarak gittiğim her yeri podyuma çevirerek bu markaları sergiliyorum.

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

MODA
KÖTÜ KARAKTERLERİN PODYUM REYTİNGİ NE

BALENCIAGA bu yıl fashion show yapmadı...

Yani yeni kreasyonlarını podyumda sergilemedi.

Onun yerine 5 dakikalık bir çizgi film yaptı...

Çizgi filmde de bence moda dünyasında devrim sayılacak bir riski göze aldılar.

Kendi ürünlerini göstermek için canlı mankenleri değil, çizgi filmin en kötü ailesi “Simpson”ları kullandılar.

Film, ailenin en kötü karakteri baba Simpson’ın hamakta yatarken içtiği biranın kutularını komşunun bahçesine attığı sahneyle başlıyor.

Sonra Balenciaga’nın tasarımcıları Simpson’ın karısı Marge’ın yaş günü için ona bir elbise dikiyorlar ve bütün aileyi Paris’e davet ediyorlar.

Müthiş bir çizgi film olmuş.

Peki en kötü karakterlerle yapılan bu filmin reytingi ne oldu?

Çok kısa sürede 5 milyon kere izlendi.

Yani arkadaşlar...

Hani sizin kötü karakter sandığınız tipler var ya...

Bilin ki reytingleri çok yüksek...

COVID-19 POZİTİFİM
FOTOĞRAF ÇEKTİRİRKEN BİLE MASKE TAKIYORDUM AMA

CÜNEYT Özdemir dedi ya...

“Bu kadar kötü halay çeken birini polis tutuklamalı...”

Polise gerek kalmadı, COVID-19 kelepçeledi.

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

İlk işaret bir hapşırıkla başladı.

Hafif bir burun çekme... Hepsi o kadar...

*

Diyarbakır’dan döner dönmez bir test yaptırdım. COVID-19 pozitif çıktı...

Yani Covid’im...

*

Durumum şu:

Ateş 36.6-36.8 arası gidip geliyor. Burnumun akması durdu.

Herhangi bir ağrım, halsizliğim yok. Koku alma duygum yerinde...

*

Arkamda ise şu var:

İki Sinovac aşısı...

İki BioNTech aşısı...

Ancak ikinci aşıyı bir hafta önce yaptırmıştım.

*

Diyeceğim...

İki aşı yaptırsanız da maskenizi çıkarmayın.

Ben Diyarbakır’da maskeyle dolaştım.

Fotoğraf çektirirken bile maskemi çıkarmadım. Acaba halay çekerken mi yakaladı derseniz, daha önce kapmış da olabilirim. 

26 Ekim gecesi New York’ta yapılacak Ahmet Ertegün’ü anma gecesine katılamıyorum.

Oysa o kadar hazırlamıştım ki kendimi o geceye..

ÇOK SEVDİĞİM İKİ KADINI BİR ARAYA GETİREN ŞARKI

BANA göre Türk magazininin kraliçesi Şenay Düdek’tir...

Geçen hafta beni arayıp sitem etti.

Ajda Pekkan’ın “Bi’ Tık” adlı şarkısını yazmıştım.

“Söz yazarı ve bestecisini unutmuşsun” dedi.

Doğru...

Şarkının sözü ve bestesi Şehrazat’a ait...

Sezen Aksu’ya verdiği “Su Gibi” şarkısını çok sevmiştim ve yazarken Şehrazat’tan da söz etmiştim.

“Bi’ Tık” harika bir işi başardı.

Ajda Pekkan ile Şehrazat’ın arası bir ara pek iyi değildi.

Bu şarkı onları tekrar bir araya getirdi.

Şehrazat o zamanlar şöyle bir şey demişti:

“Ajda’mla kaldığımız yerden daha da güçlenmiş dostluğumuza devam etmekteyiz ve ölene kadar da edeceğiz.”

ŞEHRAZAT
BİR SOYAĞACI: CAZCI DA VAR, HARBİYE NAZIRI DA

ŞEHRAZAT ilginç bir isim. Ama o ismi izah eden zengin bir soyağacına sahip. Babası Türkiye’nin ilk madencilerinden, Maden Kralı lakaplı işadamı Siham Kemali Söylemezoğlu...

Dedesi Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa.

Dedesinin babası ise Rumeli Beylerbeyi ve Konya Valisi Derviş Ali Kemali Paşa’dır ve Mevlânâ Türbesi’nde yatmaktadır.

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Annesi Sevinç Tevs Türkiye’ye caz müziğini getiren, ünü uluslararası medyaya taşınmış ilk Türk caz şarkıcısı olarak kabul edilen bir sanatçı...

Akrabaları arasında Turgay Şeren gibi efsane futbolcular ve Hülya Koçyiğit gibi sinema efsaneleri de var. Babası ve akrabalarının büyük çoğunluğu Galatasaray Lisesi mezunu.

*

İngilizce ve Fransızcayı çok iyi düzeyde biliyor.

Dokuz yıl Beyrut’ta yaşadığı için Arapçayı da çok iyi konuşuyor.

ÇOK DİNLEDİĞİMİZ ŞEHRAZAT ŞARKILARI

ÜNLÜ olmuş şarkıları arasında şunlar var:

Gülben Ergen: “Ben Sana Abayı Yaktım”, “Elveda” , “Fıkır Fıkır”

Demet Sağıroğlu: “Kınalı Bebek”

Aşkın Nur Yengi: “Hesap Ver”

Ayşegül Aldinç: “Alimallah”

Ajda Pekkan: “Aşka İnanma”, “Aynen Öyle”, “Flu Gibi”, “Eline Gözüne Dizine Dursun” 

Nilüfer: “Beni Mi Buldun”, “Namussuz Akşamlar”

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku