GeriErtuğrul ÖZKÖK Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın bakan seviyesinde danışmanı...

Önceki gün durup dururken Ortadoğu’nun etkili haber sitesi Al Monitor’a konuştu ve şunu söyledi.

Birinci mesajı şu: “Amerikan seçimini ister Trump kazansın, ister Biden, uluslararası bir barış konferansına hazırız...”

*

“Aile içinden” konuşan eski tüfek Khaldi’nin mülakatında çok önemli bir üçüncü madde vardı.

Khaldi bu konferansı şu “kuartetle” (dörtlü) işbirliği içinde yapmaya hazır olduklarını söylüyor:

“Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD ve Rusya...”

*

RİYAD’DAN GELEN İSTİHBARAT: İkinci önemli haber ise
dün sabah geldi.

Bu defa konuşan “Suudi ailesinden” biri...

Adı Prens Bandar bin Sultan...

Öyle herhangi biri değil...

Suudi Arabistan’ın eski Washington Büyükelçisi...

Suudi Arabistan istihbarat servisinde görev yapmış.

İki çocuğundan biri halen Suudi Arabistan’ın Washington, öteki ise Londra büyükelçiliği görevinde.

*

İşte bu şahsiyet durup dururken Al Arabiya televizyonuna üç bölümlük bir mülakat verdi.

Al Arabiya Suudi yönetiminin denetimindeki bir televizyon kanalı.

Bir dış politika gurusu olan Prens, o mülakatta Filistin yöneticilerini “Halklarına ihanet etmekle” suçladı ve şunu söyledi:

“Filistin davasında haklı ama yöneticileri başarısız. İsrail davasında haksız ama yöneticileri başarılı...”

Eski tüfek Suud diplomat suçlamalarında daha da ileri gitti.

Filistin’in önde gelen kişilerini ülkelerinde kalıp savaşmak yerine yurtdışına gitmekle suçladı.

Ayrıca, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında Saddam Hüseyin’e verdiği desteği unutmadıklarını anlattı.

*

Suudi medyası işte bunu yaparken, çok ilginç iki şey daha yaptı.

Tarihinde ilk defa İsrail’in kuruluşu ile ilgili belgesel yayınladı.

Ama asıl önemlisi Bandar’ın bu mülakatında yayınlanan bu fotoğraftı...

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

AYNI PROGRAMDA YAYINLANAN ÇARPICI BİR FOTOĞRAF KARESİ

Eski tüfek Suudi diplomatın mülakatı sırasında Al Arabiya televizyonu bir de 1941 yılında çekilmiş bu fotoğrafı yayınladı.

Karede Kudüs’ün eski müftüsü ve milli lideri Hac Amin Al Hüseyin, Nazi diktatör Hitler’le çok samimi bir sohbet içinde görünüyordu.

Bandar “1930 yıllarındaki bu ilişkileri biliyoruz. Ama sonra Hitler ve Almanya’ya neler olduğunu da biliyoruz” dedi.

Yani müftüyü ve Filistinli liderini resmen Hitler’le işbirliği yapmakla suçladı.

........................

NOT: New York Times dün bu fotoğrafı yayınladı, ancak şu notu eklemeyi de ihmal etmedi:

“Tarihçiler, Kudüs müftüsü ile Nazilerin ilişkilerinin niteliği konusunda birbirinden farklı görüşlere sahipler.”

YORUM
ŞU 3’ÜNCÜ HABERİ DE EKLERSEK ÖNÜMÜZE ÇIKAN TABLO NEDİR

Son 24 saatteki bu iki gelişmeye bir de 72 saat önce gelen şu haberi ekleyin:

İsrail önümüzdeki günlerde Lübnan’la görüşmelere başlıyor.

Bu üç gelişmeyi art arda yazınca benim şahsi görüşüm şu:

BİR: Ortadoğu’da bizim dışımızda çok güçlü bir yeni oluşum meydana geliyor.

İKİ: Arap-İsrail-Filistin ilişkilerinde yeni bir gerçekçilik iklimi doğuyor.

ÜÇ: Türkiye bu karede çok yalnız kalmış görünüyor. Bu da Akdeniz ve Ortadoğu’da karşımıza çok güçlü bir “anti-Türkiye” cephe çıkarabilir.

DÖRT: Askeri açıdan çok güçlü bir dönemdeyiz, ama diplomatik alanda bu gücün daha gerçekçi bir pragmatizme dönüşmesi gerekir.

BEŞ: Bu karşı cepheye karşı hâlâ yanında olabileceğimiz tek ve etkili güç olarak da Avrupa Birliği kalmış görünüyor.

İÇ SAVAŞ PART 3
CUMHURİYET’TEKİ GİZLİ TÜRKÇE SAVAŞINDA SONRA NELER OLDU

CUMHURİYET gazetesinde “Türkçe edebiyat mı” yoksa “Türk edebiyatı mı” denmesi konusunda başlayan iç savaşın perde arkasında başka ilginç olaylar da var.

İlk ilginç olay 18 Eylül günü eski büyükelçi Oğuz Demiralp’in Kitap Eki’nde yazısının yayınlandığı gün yaşanıyor.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Cumhuriyet’te çalışan asistanlardan biri Oğuz Demiralp’i arayıp şu mesajı veriyor:

“Özdemir İnce Bey size telefonunu iletmemi istedi. Bugün yazınızda Türkçe edebiyat diye bir kavram kullanmışsınız. Beni arayıp bununla ne kastettiğini anlatsın. Aksi takdirde kendi aleyhine bir yazı yazacağım dedi”.

*

Bu mesaj Demiralp’i çok kızdırmış ve oturup o da buna ağır bir cevap yazıp, “Sayın yönetici” diye başlayan bu metni genel yayın yönetmenine  göndermiş.

Özdemir İnce’nin yaptığını “Faşizan bir tehdit” olarak gördüğünü yazmış. Ayrıca başka ağır ifadeler kullanmış.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Aykut Küçükkaya, Demiralp’e bir e-mail atarak, “Bu yazıyı kendi köşesinde özgürce yayınlayabileceğini” bildirmiş.

Ancak Demiralp bunun o köşede yazdığı yazıyla ilgili olmadığını, dolayısıyla gazetenin yayınlaması gerektiğini söylemiş. Ayrıca gazete yayınlamadığı takdirde bunu T24 sitesinde yayınlayacağını da söylemiş.

Genel yayın yönetmeni bunu yayınlamayacağını bildirince, Demiralp de bunu T24’de yayınlamış.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Bu arada gazetenin ağır topları Ataol Behramoğlu ve Zeynep Oral gibi isimler devreye girmişler.

Ama sorun çözülememiş.

Bunun sonucunda Cumhuriyet Kitap Eki’nin editörü istifa etmiş.

Genel yayın yönetmeni Küçükkaya da olayın ayrıntılarını anlatan bir mektubu Kitap Eki’nin bütün yazarlarına e-mail’le göndermiş.

Bu arada geçtiğimiz aylarda Kitap Eki’nden, aralarında Feridun Andaç’ın da bulunduğu 6-7 yazarın daha ayrıldığını öğrendim.

GENEL YAYIN YÖNETMENİNE MOURİNHO’NUN BİR SÖZÜ

CUMHURİYET Genel Yayın Yönetmeni Küçükkaya öyle sert, dediğim dedik bir genel yayın yönetmeni değil.

Önceki gün onunla biraz sohbet ettim. Eski bir genel yayın yönetmeni olarak sıkıntısını çok iyi anladım... Benim bu olayla ilgili görüşüm şöyle:

“Türkçe edebiyat mı” yoksa “Türk edebiyatı mı” gibi bir tartışmayı saçma buluyorum. İsteyen istediğini söyler.

Bu ifadeyi kullanan bir yazara “Densizlik yapıyorlar” demeyi zarif bulmuyorum.

Eski bir büyükelçiye başkası aracılığıyla mesaj gönderip “Beni arasın yoksa yazarım” demeyi ise hiç zarif bulmuyorum.

Ama Oğuz Demiralp’in tepkisini de ölçüsüz bir öfke olarak görüyorum.

Ayrıca hem bu gazetenin yazarı olup cevabının bir başka mecrada verilmesini de doğru bulmuyorum.

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni’ne gelince...

Onu çok iyi anlıyorum. Galiba ben de farklı davranmazdım.

Telefonda ona şu sıralar gösterilen “Playbook” belgeselinde Jose Mourinho’nun şu sözlerini hatırlattım:

“Ben yıldızlara koçluk yapmam. Takıma koçluk yaparım...”

Yirmi yıllık medya yöneticiliği tecrübem ise bana şunu öğretti.

Maalesef medya yöneticiliğinin en zor tarafı güçlü egolara sahip köşe yazarlarını idare edebilmektir.

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku