Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın bakan seviyesinde danışmanı...

Önceki gün durup dururken Ortadoğu’nun etkili haber sitesi Al Monitor’a konuştu ve şunu söyledi.

Birinci mesajı şu: “Amerikan seçimini ister Trump kazansın, ister Biden, uluslararası bir barış konferansına hazırız...”

*

“Aile içinden” konuşan eski tüfek Khaldi’nin mülakatında çok önemli bir üçüncü madde vardı.

Khaldi bu konferansı şu “kuartetle” (dörtlü) işbirliği içinde yapmaya hazır olduklarını söylüyor:

“Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD ve Rusya...”

*

RİYAD’DAN GELEN İSTİHBARAT: İkinci önemli haber ise
dün sabah geldi.

Bu defa konuşan “Suudi ailesinden” biri...

Adı Prens Bandar bin Sultan...

Öyle herhangi biri değil...

Suudi Arabistan’ın eski Washington Büyükelçisi...

Suudi Arabistan istihbarat servisinde görev yapmış.

İki çocuğundan biri halen Suudi Arabistan’ın Washington, öteki ise Londra büyükelçiliği görevinde.

*

İşte bu şahsiyet durup dururken Al Arabiya televizyonuna üç bölümlük bir mülakat verdi.

Al Arabiya Suudi yönetiminin denetimindeki bir televizyon kanalı.

Bir dış politika gurusu olan Prens, o mülakatta Filistin yöneticilerini “Halklarına ihanet etmekle” suçladı ve şunu söyledi:

“Filistin davasında haklı ama yöneticileri başarısız. İsrail davasında haksız ama yöneticileri başarılı...”

Eski tüfek Suud diplomat suçlamalarında daha da ileri gitti.

Filistin’in önde gelen kişilerini ülkelerinde kalıp savaşmak yerine yurtdışına gitmekle suçladı.

Ayrıca, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında Saddam Hüseyin’e verdiği desteği unutmadıklarını anlattı.

*

Suudi medyası işte bunu yaparken, çok ilginç iki şey daha yaptı.

Tarihinde ilk defa İsrail’in kuruluşu ile ilgili belgesel yayınladı.

Ama asıl önemlisi Bandar’ın bu mülakatında yayınlanan bu fotoğraftı...

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

AYNI PROGRAMDA YAYINLANAN ÇARPICI BİR FOTOĞRAF KARESİ

Eski tüfek Suudi diplomatın mülakatı sırasında Al Arabiya televizyonu bir de 1941 yılında çekilmiş bu fotoğrafı yayınladı.

Karede Kudüs’ün eski müftüsü ve milli lideri Hac Amin Al Hüseyin, Nazi diktatör Hitler’le çok samimi bir sohbet içinde görünüyordu.

Bandar “1930 yıllarındaki bu ilişkileri biliyoruz. Ama sonra Hitler ve Almanya’ya neler olduğunu da biliyoruz” dedi.

Yani müftüyü ve Filistinli liderini resmen Hitler’le işbirliği yapmakla suçladı.

........................

NOT: New York Times dün bu fotoğrafı yayınladı, ancak şu notu eklemeyi de ihmal etmedi:

“Tarihçiler, Kudüs müftüsü ile Nazilerin ilişkilerinin niteliği konusunda birbirinden farklı görüşlere sahipler.”

YORUM
ŞU 3’ÜNCÜ HABERİ DE EKLERSEK ÖNÜMÜZE ÇIKAN TABLO NEDİR

Son 24 saatteki bu iki gelişmeye bir de 72 saat önce gelen şu haberi ekleyin:

İsrail önümüzdeki günlerde Lübnan’la görüşmelere başlıyor.

Bu üç gelişmeyi art arda yazınca benim şahsi görüşüm şu:

BİR: Ortadoğu’da bizim dışımızda çok güçlü bir yeni oluşum meydana geliyor.

İKİ: Arap-İsrail-Filistin ilişkilerinde yeni bir gerçekçilik iklimi doğuyor.

ÜÇ: Türkiye bu karede çok yalnız kalmış görünüyor. Bu da Akdeniz ve Ortadoğu’da karşımıza çok güçlü bir “anti-Türkiye” cephe çıkarabilir.

DÖRT: Askeri açıdan çok güçlü bir dönemdeyiz, ama diplomatik alanda bu gücün daha gerçekçi bir pragmatizme dönüşmesi gerekir.

BEŞ: Bu karşı cepheye karşı hâlâ yanında olabileceğimiz tek ve etkili güç olarak da Avrupa Birliği kalmış görünüyor.

İÇ SAVAŞ PART 3
CUMHURİYET’TEKİ GİZLİ TÜRKÇE SAVAŞINDA SONRA NELER OLDU

CUMHURİYET gazetesinde “Türkçe edebiyat mı” yoksa “Türk edebiyatı mı” denmesi konusunda başlayan iç savaşın perde arkasında başka ilginç olaylar da var.

İlk ilginç olay 18 Eylül günü eski büyükelçi Oğuz Demiralp’in Kitap Eki’nde yazısının yayınlandığı gün yaşanıyor.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Cumhuriyet’te çalışan asistanlardan biri Oğuz Demiralp’i arayıp şu mesajı veriyor:

“Özdemir İnce Bey size telefonunu iletmemi istedi. Bugün yazınızda Türkçe edebiyat diye bir kavram kullanmışsınız. Beni arayıp bununla ne kastettiğini anlatsın. Aksi takdirde kendi aleyhine bir yazı yazacağım dedi”.

*

Bu mesaj Demiralp’i çok kızdırmış ve oturup o da buna ağır bir cevap yazıp, “Sayın yönetici” diye başlayan bu metni genel yayın yönetmenine  göndermiş.

Özdemir İnce’nin yaptığını “Faşizan bir tehdit” olarak gördüğünü yazmış. Ayrıca başka ağır ifadeler kullanmış.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Aykut Küçükkaya, Demiralp’e bir e-mail atarak, “Bu yazıyı kendi köşesinde özgürce yayınlayabileceğini” bildirmiş.

Ancak Demiralp bunun o köşede yazdığı yazıyla ilgili olmadığını, dolayısıyla gazetenin yayınlaması gerektiğini söylemiş. Ayrıca gazete yayınlamadığı takdirde bunu T24 sitesinde yayınlayacağını da söylemiş.

Genel yayın yönetmeni bunu yayınlamayacağını bildirince, Demiralp de bunu T24’de yayınlamış.

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Bu arada gazetenin ağır topları Ataol Behramoğlu ve Zeynep Oral gibi isimler devreye girmişler.

Ama sorun çözülememiş.

Bunun sonucunda Cumhuriyet Kitap Eki’nin editörü istifa etmiş.

Genel yayın yönetmeni Küçükkaya da olayın ayrıntılarını anlatan bir mektubu Kitap Eki’nin bütün yazarlarına e-mail’le göndermiş.

Bu arada geçtiğimiz aylarda Kitap Eki’nden, aralarında Feridun Andaç’ın da bulunduğu 6-7 yazarın daha ayrıldığını öğrendim.

GENEL YAYIN YÖNETMENİNE MOURİNHO’NUN BİR SÖZÜ

CUMHURİYET Genel Yayın Yönetmeni Küçükkaya öyle sert, dediğim dedik bir genel yayın yönetmeni değil.

Önceki gün onunla biraz sohbet ettim. Eski bir genel yayın yönetmeni olarak sıkıntısını çok iyi anladım... Benim bu olayla ilgili görüşüm şöyle:

“Türkçe edebiyat mı” yoksa “Türk edebiyatı mı” gibi bir tartışmayı saçma buluyorum. İsteyen istediğini söyler.

Bu ifadeyi kullanan bir yazara “Densizlik yapıyorlar” demeyi zarif bulmuyorum.

Eski bir büyükelçiye başkası aracılığıyla mesaj gönderip “Beni arasın yoksa yazarım” demeyi ise hiç zarif bulmuyorum.

Ama Oğuz Demiralp’in tepkisini de ölçüsüz bir öfke olarak görüyorum.

Ayrıca hem bu gazetenin yazarı olup cevabının bir başka mecrada verilmesini de doğru bulmuyorum.

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni’ne gelince...

Onu çok iyi anlıyorum. Galiba ben de farklı davranmazdım.

Telefonda ona şu sıralar gösterilen “Playbook” belgeselinde Jose Mourinho’nun şu sözlerini hatırlattım:

“Ben yıldızlara koçluk yapmam. Takıma koçluk yaparım...”

Yirmi yıllık medya yöneticiliği tecrübem ise bana şunu öğretti.

Maalesef medya yöneticiliğinin en zor tarafı güçlü egolara sahip köşe yazarlarını idare edebilmektir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku

İkinci bakışta bu karede gizli bir triumvira gördüm

Bu fotoğraf 2018 yılında İstanbul’da yapılan Suriye zirvesinden sonra çekilmiş bir kareydi...

Fotoğrafın en solunda bir lider daha vardı ve o da Putin’di.

O gün bu kareyi yorumlayan bir yazı yazmıştım...

Hepsinin beden dilini ve psikolojilerini yorumlamıştım.

Önceki gün telefonla yapılan üçlü zirveden ve AB’nin Türkiye’ye yaptırımlar çıkması beklenen zirvesi ertelendikten sonra bu kareye bir de şu açıdan baktım.

Bu fotoğrafı çok sevdim... Çünkü dış politikada Cumhurbaşkanı ve ülkemi görmek istediğim yeri anlatıyor...

Yani Avrupa’yı...

Dolayısıyla, ülkemin Cumhurbaşkanı’nı o fotoğrafta Avrupa ile el ele görmek bana umut veriyor.

Yazının Devamını Oku

Şömine odununu 'uncut' seyretmek istiyorum

Halil Sezai olayına bilerek mi girmedim...

Yoksa içimden mi gelmedi pek karar veremedim.

Ama bu topa girenlerin yazdıklarını, Instagram ve Twitter’da oluşturulan sosyal medya jürisinin neredeyse oybirliğiyle aldığı “Tutukla” kararını görünce, doğrusu bir jüri üyesi olarak ben de görüşümü yazmadan duramadım.

İşte benim itiraz şerhim:

*

BİR: Sosyal medyaya yansıtılan görüntüleri seyrettim, olayı tam anlayamadım.

Vardığım sonuç şu oldu:

Görüntüler ya çok yeteneksiz bir montajcının ya da çok manipülatif bir makasçının elinden çıkmış gibiydi.

*

Yazının Devamını Oku

Yuh artık, bu adamları bir de uçaklarınıza mı alıyorsunuz

O gazetenin manşeti önüme geldiğinde, önce üzerinde durmadım.

“Pisliğin teki” deyip geçtim...

Ama iş büyüdü...

Büyüyünce de Hürriyet’in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki’yi arayıp sordum:

Neyin nesidir bu gazete?

“Aşırı sağın da aşırı sağı bir gazetedir...”

Ya tirajı nedir? Kim alır, kim okur?

“Yunan gazeteleri artık tiraj açıklamıyor. Ama son açıklamada 5-6 bin satan (bana göre bedava dağıtılan) bir gazete...

Yazının Devamını Oku

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...



*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Yazının Devamını Oku

Hadi biz Türkleştirildik ya sen 'Ne'leştirildin'

Adının önünde Prof. unvanı var...

ODTÜ gibi muhteşem bir üniversitede sosyoloji okumuş...

Gidip Amerikalarda eğitimine devam etmiş....

Bir de İran Araştırma Merkezi’ni kuran kişiymiş...

*

İşte bu hoca çıkıp televizyonda insanların gözüne baka baka, “Balkan göçmenleri Türk değildir, Türkleştirilmiştir” diyor...

Orada da durmuyor devam ediyor:

“Bunlar Türkçeyi bile sonradan öğrenmiştir” diyor...

Ve sonunda asıl söylemek istediği noktaya geliyor:

Yazının Devamını Oku

'Tanrı parçacığı' yerin 100 metre altında mı, gökyüzünde mi

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor (3)

Anladım, şimdi artık işin en heyecanlı bölümüne, çarpışma anına gelelim. Ama önce bana neyi hızlandırdığınızı ve protona bir tekme atmanın, bir tokat atmanın kaça mal olduğunu anlatın.

İşin aslında en ucuz kısmı neyi hızlandırdığımız. Protonu hızlandırıyoruz. Proton ne? Hidrojen. Hidrojen atomundaki elektronu sıyır, al sana proton. Çünkü hidrojen temelde bir proton ve etrafındaki bir elektrondur. En basit, periyodik cetveldeki başlangıç atomumuz yani.

Bunu nasıl elde ediyorsunuz?

Hidrojen tüpümüz var. Yani bildiğimiz küçük bir şişe büyüklüğünde oksijen tüpleri gibi. Bir tüp bizi aylarca götürüyor. Bir prosesle o hidrojenler elektronlarından ayrıştırılıyor ve haliyle artı yüklü hidrojen haline geliyorlar. Ama artı yüklü hidrojen dediğin, yani elektronsuz hidrojen dediğin şey zaten protonun tek başına hali. Biz onları alıyoruz ve bunları “bohça” haline sokuyoruz.

Bu bohçalardan iki tanesini mi alıp çarpıştırıyorsunuz?

Bir tane protonu elde ederek hızlandırmak hem zor hem de aynı zamanda değmez. Biz aşağı yukarı 10 üzeri 11 tane yani birin yanına 11 tane sıfır koyun o kadar sayıda proton hızlandırıyoruz, bir bohça dediğimiz bu. Bu da 100 milyar ediyor. Yaklaşık 100 küsur milyar tane protonu, bir arada hızlandırıyoruz. Ve bu çok ama çok küçük bir hacim içinde. Yani şu elimdeki çakmağı düşünün bunun gibi bir tane daha karşıda hazırlanmış...

HER SANİYE 40 MİLYON BOHÇA KARŞI KARŞIYA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Bir tekmeci, bir tokatçı ve tanrı parçacığına ilk adım

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor(2)

Serkant Hocam, Dan Brown’ın romanında okuduğum günden beri CERN’e gitmek isterim. Ne yapıyorsunuz orada, yerin 100 metre altında? Nerede başladı bu hikâye?

Anneannemin evinde başladı. Ben küçükken anne ve babam çalıştığı için anneannem bana bakardı. Anneanne evinde de çok fazla oyuncak yoktu. En güzel meşgalem eski gazete kâğıtlarını alıp anneannemin yere serdiği bir çarşaf üzerinde kesmekti. Derdim gazeteyi kaç parçaya bölebileceğimi anlamaktı. Çünkü durmadan parçalayabildiğime göre içinde bir şey olması lazım. Sonradan öğrendim ki sadece matematiksel olarak bir şeyi sonsuz kere parçalayabiliriz. İşte buna ‘parçacık fiziği’ diyoruz. Her şeyin nüvesinde daha da ne olduğunu anlamak.

BİR PİNPON TOPU ATARAK DUVARI DELEBİLİRSİNİZ

İtalyan Fizikçi Carlo “Bilimde görmediğimiz bir şeyi anlamaya çalışırız” diyor. Siz görüyor musunuz?

Bir pinpon topu alalım, bunu bir duvara atarsak öteki tarafa geçmez. Ama teorik olarak geçmesi mümkündür. Biz buna “Tanımlanabilir olasılık” diyoruz. İşte evrenin şöyle bir gücü var. Bizim 30 birimle geçebileceğimiz bir duvarı o 3 birimlik enerjiyle atıp öbür tarafa geçirebiliyor. Günlük hayattaki işleyişte bunları beynimize kabul ettirmek zor. Kuantum deryası böyle sürprizlerle dolu.

CERN BİZİM BÜYÜK KULÜP GİBİ BİR YER

Peki İsviçre’deki CERN’e gidersek, orası neresi? Gerçekten Dan Brown’ın anlattığı gibi esrarengiz bir yer mi?

Yazının Devamını Oku

Ucu melekler ve şeytanlara giden bir kazadan 13 yıl sonra

Türk bilim tarihinin en karanlık 24 saati 30 Kasım 2007 günü yaşandı. Şimdi 13 yıl önce yaşanan o karanlık güne dönüyoruz.

O gün İstanbul-Isparta seferini yapan uçak, normal saatinde kalkmış ve rahat bir yolculuktan sonra Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na doğru alçalmaya başlamıştır.

World Focus şirketinden kiralanan yolcu uçağında 7’si mürettebat 57 kişi bulunmaktadır.

Ne olduysa o iniş anında olur. Uçak havalimanının yakındaki bir dağa çarparak parçalanır.

İşte bu uçak, Türk bilim tarihinde, ünlü romancı Dan Brown’a kadar uzanacak bir tartışmayı başlatacaktır.

MELEKLER VE ŞEYTANLARIN MERKEZİNE GELEN HABER

Uçağın yolcularından biri Engin Arık adında bir kadındır. Onun kazada öldüğü haberinin ulaştığı yerlerden biri, Türkiye’den uzakta, yerin 100 metre altında dünyanın en ilginç deneylerinden birinin yapıldığı yer.

Burası, bütün dünyanın

Yazının Devamını Oku