GeriErtuğrul ÖZKÖK Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Dünkü Hürriyet’in yazılı baskısında feci bir hata yapmışım...

Buradan da tatsız ama eğlenceli bir bayram hikâyesi çıktı.

Hiç zaman kaybetmeden bu hikâyeyi anlatayım.

*

Gazetenin yazılı versiyonunu okuyanlar şöyle bir başlık gördüler.

“Eğlenceli bir bayram parodisi...”

Yazı, Suudilerin bu yıl hacla ilgili düzenlemesini anlatıyordu.

Önceki gün yazdığım yazının devamıydı.

Bir gün önce şeytanın steril taşlarla taşlanacağını, zemzemin pet şişede verileceğini yazmıştım.

Bu doğruydu. Buraya kadar mesele yok.

Mesele dün yayınlanan ikinci yazımda...

*

İkinci yazıda Kâbe’yi tavaf sırasında Hacerü’l-Esved taşına dokunma veya öpme konusunda hiçbir sınır getirilmeyeceğini yazmış ve “Şeytana steril taş atıp hacının Hacerü’l-Esved’i öpmesine izin vermesini” anlamadığımı söylemiştim. Buna parodi deyip Suudi yönetimini de mizahi bir dille eleştirmiştim.

*

İşte felaket burada başladı. Daha doğrusu “Off limit”in çevrilmesinde.

New York Times Hacerü’l-Esved’le ilgili uygulamayı “Off limit” olarak ifade etmişti.

Hayatım boyunca bu “Off” kelimesiyle başım hep derde girdi.

Nitekim yine öyle oldu. Hacda birçok sınırlama getirilirken, Hacerü’l-Esved taşı konusunda “Sınır yok” anlamında yorumladım. Çünkü İngilizcede “Off”la başlayıp o anlama gelen bazı kavramlar vardı.

*

Oysa askeri bir deyimmiş ve “yasak” anlamına geliyormuş.

Anlayacağınız Suudiler tam aksine Hacerü’l-Esved taşına dokunulmasını yasaklamışlar.

İstanbul’daki gazeteci cinayetine fena halde taktım ya, hazır fırsat bu fırsattır deyip ben de Suudilerle bir güzel dalga geçmişim.

Şu mübarek bayram gününde adamların günahını almışım.

*

Aptallıklar asla tek başına gelmez. Dahası da var.

Gece yazıişleri sorumlusu arkadaşım Şenay Tarhan mesaj attı.

Dış haberlerdeki arkadaşlar bu yanlışlık konusunda beni uyarıyordu.

Teknedeydim.

İnternet bağlantım yoktu. Dönünce metne tekrar bakınca yaptığım feci hatayı anladım. Ama iş işten geçmişti... Neticede internette düzelttim ama yazılı gazetede öyle kaldı.

*

Neticede Suudi yönetimi ile biraz dalga geçer gibi yazdığım “eğlenceli bayram parodisi” bumerang gibi dönüp benimle dalga geçilecek bir bayram parodisine dönüştü.

*

Bugün benimle dalga geçmek, bana vurmak serbest...

Kendimi “günün sersemi” ilan ediyorum.

Gülmek dalga geçmek “off limit”...Ama benim yanlış çevirdiğim manasıyla, yani vurmak, dalga geçmek yasak değil, sınırsız demek istiyorum.

İstediğiniz kadar gülün, dalga geçin benimle...

Yine de vururken insaflı olun.

Siz de, trend olan görüntülere bakıp elinize kılıç alıp girişmeyin bana...

Bugün bayram... Kılıçtan geçirme değil, barışma günü...

Size de çok güzel bir bayram diliyorum.

Yani “Hakuna matata”...

ŞİMDİ YAPMAM GEREKEN ŞU 3 İŞ

BU yanlışlıktan sonra geriye yapmam gereken şu işler kalıyor:

* Önce bu yazıyı kâğıt baskıdan okuyan okuyucularımdan özür dilerim.

* Tabii yanlış bir çeviri nedeniyle haksız yere eleştirdiğim Suudi yönetiminden de özür dilerim.

* Ve beni uyaran Hürriyet Dış Haberler bölümü ve yazıişlerine de teşekkürlerimi iletirim. Sizler yıllardır uyarılarınızla beni hep böyle yanlışlıklardan kurtardınız.

İYİ NİYETLE SORULMUŞ MASUMANE BİR SORU

DİYANET İşleri Başkanı bayram hutbesini de elinde kılıçla okudu.

Ayasofya’daki görüntüye bir anlam verememiştim.

Dediler ki: Bu cami fetihle kazanıldı, onun sembolüdür...

*

Kafama yatmadı ama yine de bir izahtı... Ama bayramda da elde kılıç hutbe... İşte bunu hiç anlamadım.

Belli ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanı bize ve bütün dünyaya bir mesaj vermek istiyor...

Yani kılıçla yapılacak bir şeyin mesajını... Çevremdeki birçok insan gibi ben de bu kılıçla ne mesaj verilmek istendiğini merak ediyorum.

Başkan bunun anlamını açıklamadığı için ortalık komplo teorisinden geçilmiyor.

*

Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek din kurumunun başındaki insanın elindeki kılıç ne anlama geliyor?

Yeni fetihlerin, camiye çevrilecek yeni kiliselerin mesajı mı...

Türkiye’deki ve dünyada “kâfir” diye kabul ettiği insanların kılıç zoruyla doğru yola getirilmesi mesajı mı...

Dinimizi ve ülkemizi kılıçla koruyacağız mı...

*

Eğer bunlardan biriyse bir Müslüman olarak ben de şunu sormak isterdim.

“Böyle bir bayram gününde bizim içeriye ve dışarıya verecek hiçbir barış mesajımız yok mu?”

Yani savaşta mıyız...

*

Bunu bir eleştiri olarak yapmıyorum... Sadece bir vergi mükellefi olarak bilme hakkımı kullanmak istiyorum. Oturduğu makamda kullanılan her sembolün bir anlamı olmalı...

Ben de merak ediyorum...

Ve şu bayram gününde, elimde Ege’de ağaçtan kopardığım bir zeytin dalıyla, ülkem adına bize ve bütün dünyaya verilen mesajın ne olduğunu öğrenmek istiyorum...

ATİLLA ÖZDEMİROĞLU ŞARKILARI: HANGİLERİ

İKİ haftadır streaming platformlarına Attila Özdemiroğlu’nun şarkılarından oluşan “Tribute” albümünün şarkıları konuyor. Özdemiroğlu’nu çok geç tanıdım. O kısa sürede büyük bir dostluğumuz oluştu.

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Geceleri sık sık müzik konuştuk... Onu tanımadan da hep kişiliği ve müziği ile çok sevdim, saygı duydum...

Erken kaybettik...

Şimdi onun şarkılarından oluşan bir tribute albüm yapılıyor.

Bugüne kadar çıkan dört şarkıyı dinledim.

İşte benim değerlendirmem.

BİRİNCİ ŞARKI
TÜRK MÜZİĞİNİN EN GÜZEL ŞARKILARINDAN BİRİ

İlki Sezen Aksu’nun söylediği “Bir Vurgun Bu Sevda”ydı... Bu şarkıyı Demet Sağıroğlu’ndan dinlediğimde çok sevmiştim.

Türk müziğinin en güzel şarkılarından biridir.

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Sezen ritmi biraz yavaşlatarak farklı okumuş.

Tabii ki çok sevdim.

İKİNCİ ŞARKI
SONDAKİ KLARNET VE O DİZE YIKTI BENİ

Nükhet Duru “Kalbim Ege’de Kaldı”...

Attila Özdemiroğlu’nun herhalde en bilinen şarkısı...

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Sezen Aksu söylediğinde çok sevmiştim bu şarkıyı...

Nükhet sanki daha da Egeli bir hava vermiş...

Hele sondaki klarnet... Yıktı beni...

Tabii bir de “Yareme tuz diye yakamoz bastım/Tek şahidim aydı” dizesi var ya...

O daha da fena yaptı.

Çok sevdim.

ÜÇÜNCÜ ŞARKI
‘FİRUZE’, OLAĞANÜSTÜ BİR TÜRKİYE KLASİĞİ

Teoman “Firuze”yi söylemiş...

Şarkı öyle bir şarkı ki... Bir de geçmişte Sezen söylemişse...

Onun üstüne çıkmak çok zor...

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Yani arkadaş Teoman neredeyse imkânsız bir işe girişmiş...

Peki altından çıkabilmiş mi...

Bence en akıllısını yapmış... Şarkıya hafif bir rock hava vermiş...

Yani tamamen farklı bir şarkıya çevirmiş.

Benim gibi Sezen yorumunun yörüngesinden kurtulamayanlara beğendirmek zor. Ama eminim Teoman hayranları ayrı bir tat bulacak.

DÖRDÜNCÜ ŞARKI
ESKİ ŞARKILAR BİZİ HİÇ İNCİTMEZ MİYDİ

Ve son olarak Mehmet Erdem’in söylediği “Eskidendi Çok Eskiden” çıktı...

Bende şöyle bir duygu var.

Mehmet Erdem ne yapsa seviyorum... Bu şarkıyı da çok seviyorum...

Eğlenceli bir bayram hakuna matata hikâyesi

Bir de şarkının şu dizesini hep düşünüyorum: “Hani şarkılar bizi incitmezdi... Eskidendi eskiden.”

Mehmet işte bu harika dizenin ve müziğin tam hakkını vermiş. Sevdim...

Netice...

Meğer Attila Özdemiroğlu bize ne harika şarkılar bırakmış...

Meğer ne mirasyediymişiz...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku