Dünyayı değiştiren sır işte bu garajda bulundu

BU yıl, dünyayı değiştiren en önemli olaylardan birinin, hatta en önemlisinin 20’nci yıldönümü. Ve bu devrim, fotoğrafını gördüğünüz bu küçücük garajda başladı.

4 Eylül 1998...

Burası Amerika’nın California eyaletindeki Menlo Park...

İşte o gün iki genç bu garajda çalışmaya başladı. Birinin adı Sergey Brin’di...

1973 yılında Moskova’da doğmuştu.

1995 yılında ABD’de Stanford Üniversitesi’nde doktora öğrenimi yaparken Larry Page isimli bir gençle tanışmıştı.

Dünyayı değiştiren sır işte bu garajda bulundu

İlk tanışmalarında anlaştıkları tek şey şuydu: Hiçbir konuda anlaşamıyorlardı.

Ama bu anlaşmazlık onları tarihin en büyük devrimlerinden birini yapacak işbirliğine götürecekti.

İnsanoğlunun bilgiye ulaşımında tarihi değiştirecek ilk arama motorlarını 1996’da üniversitede kurdular. 1997 yılına kadar üniversitenin servis sağlayıcısını kullandılar.

Ve 1998 yılının eylül ayında bir arkadaşlarının onlara açtığı garajda çalışmaya başladılar.

Kurdukları şirketin adı Google’dı...

Gılgamış ölümsüzlüğün sırrını çözememişti ama Google insanoğlunu bilginin sonsuzluğuna götürecek sırrı işte bu garajda bulacaktı.

2 GÜN MASADA KALAN 100 BİN DOLARLIK ÇEK

Daha ilk günlerinde bir yatırımcının dikkatini çektiler.

Sun şirketinin kurucusu Andy
Bechtolsheim
bu iki çocuğun ne yaptığını hemen fark etmiş ve ortak olmak için önlerine 100 bin dolarlık çeki koymuştu. Ancak o çek 2 gün garajdaki masanın üzerinde kalmıştı.

Çünkü henüz ortada Google diye bir şirket yoktu ve parayı nereye yatıracaklarını bilememişlerdi.

O iki gün boyunca patent almak için uğraşmışlar ve şirketi kurunca parayı tahsil etmişlerdi.

Bechtolsheim akıllı bir insandı ve tarihi fırsatı yakalamıştı.

Ama o kadar akıllı olmayan başka iki insan vardı ki tarihe en büyük tarihi fırsatı kaçıran iki kişi olarak geçeceklerdi.

ÖNGÖRÜSÜZ İKİ YÖNETİCİNİN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT

Dünyayı değiştiren sır işte bu garajda bulundu

Sergey ve Larry’nin en büyük idealleri Stanford’da öğretim üyesi olmaktı.

Kurdukları şirket daha ilk günden başarıya ulaşınca, 1999’da onu 1 milyon dolara satıp üniversiteye dönme planı yaptılar.

İlk teklifi o sırada bir arama motoru kurmaya çalışan Excite şirketinin CEO’su George Bell’e götürdüler.

O reddetti...

İkinci teklif o sırada büyük bir şirket haline gelmiş olan Yahoo’nun CEO’suna yapıldı.

O da reddetti...

Onlar da vazgeçtiler.

Google bugün NASDAQ’a kayıtlı bir şirket.

Değeri 800 milyar dolar.

Sergey Brin ve Larry Page şirket hisselerinin yüzde 14’ü ile karar haklarının yüzde 58’ini elinde tutuyor.

YİRMİNCİ YILINDA GOOGLE’DA İKİ GÜN

Dünyayı değiştiren sır işte bu garajda bulundu

- DÜNYAYI bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değiştiren Google’ın 20’nci yılı dolayısıyla Londra’daki merkezinde iki gün geçirdim.

Bu iki gün boyunca orada geleceği tasarlayan insanlarla sohbet ettim.

Bugün Google’ın, yani hepimizin geleceğinde en önemli konu olacak olan yapay zekâyı anlatacağım.

Yarın da Google’da geçirdiğim 48 saati ve geçmiş 20 yılın eğlenceli bir özetini vereceğim.

Bugünkü sohbeti, Google Cloud Müşteri Çözümleri Başkanı Matt McNeill ile yaptım.

Konumuz “yapay zekâ”...

TOM HANKS’LE BİLL MURRAY’İ AYIRAMAYAN İNSAN, YAPAY ZEKÂDAN APTAL MI

- O zaman asıl soruyu sorayım, insan mı daha zeki, yapay zekâ mı?

“İlginç bir deney var. İki Amerikalı aktör Tom Hanks ve Bill Murray’nin birbirine çok benzeyen iki fotoğrafı var. Çoğu insan bunların ikisini birbirine karıştırıyor. Ama yapay zekâ baktığı anda ayırıyor.”

- Yani yapay zekâ daha zeki?

“Hayır onu diyemeyiz. İnsan zekâsı ile karşılaştırıldığında, ideal bir yapay zekâ hedefinden çok uzaktayız. Ama yapay zekâ öğrendiği konularda işini çok zekice ve kesinlikle yapıyor.”

Dünyayı değiştiren sır işte bu garajda bulundu

TÜRKÇE YAPAY ZEKÂ BİRAZ GERİ ZEKÂLI MI

- Ama Google’ın Türkçe çevirilerinde hâlâ komik durumlar ortaya çıkıyor. Türkçe yapay zekâ biraz geri zekâlı mı?

“Sadece Türkçede değil, mesela Japonca ile Portekizce gibi aralarında daha az etkileşim olan dillerde de çeviriler daha zayıf oluyordu. Bunun nedeni de şu: İngilizce-Fransızca ya da İngilizce-Almanca gibi diller kadar başarılı değiliz. Çünkü bu dillerin aralarında yüksek etkileşim var. Bu da elimizde daha çok veri var demek. Ama bir yıl kadar önce çeviride tamamen makine öğrenimine geçtik. Böylece daha az etkileşim halindeki diller arasındaki çevirilerin kalitesi de daha önce hiç olmadığı kadar arttı.”

GÜNÜN ÖNEMLİ TARTIŞMASI: İNGİLİZCE ÖĞRENMEK ŞART MI

'TAM aksine yapay zekâ kendi kültürlerimiz içinde kendi dilimizi kullanarak çalışma imkânımızı daha da çok arttırıyor. Yani eskisine göre iletişimimiz artacak, yerel kültür ve dillere ait çok daha fazla şeyi paylaşacağız.”

GÖZ FOTOĞRAFINDAN DİYABET

- Matt, siz Google’da yapay zekâ işine daldınız. Bizlerse hepimiz makinelerin emrine gireceğiz diye endişeleniyoruz. Bana şu yapay zekâyı, doğal zekâsı düşük bir insana anlatır gibi anlatabilir misin lütfen?

“(Gülerek) Hiç olmazsa deneyeyim. Aslında çok eskiden beri makinelere bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Eski zamanlarda ‘punch card’ adı verilen delikli kartlar vardı. Onunla makineye ‘Şöyleyse bunu, yoksa şunu yap’ komutu veriyorduk. Mesela ‘Yeşilse devam et, kırmızıysa dur’ komutu veriyorduk. Bilgisayar da bunu yapıyordu. Ama bu çok basit işler için geçerliydi. Ama diyelim ki bir fotoğraf var ve bu fotoğraftakinin ne olduğunu, bir resmin hangi canlıya ait olduğunu ayrıştırmasını istiyorsunuz. Bu son derece karmaşık bir sorun. Oysa artık organik insan beyninin yapabileceği işleri, çözebileceği sorunları çözmemiz gerekiyor. Makinelere şimdi bu karmaşık sorunları çözmesini öğretiyoruz.”

- Mesela neler?

“Mesela müzik çalmak, araba kullanmak gibi şeylerin tümünü bir insan gibi yapabilen sistem oluşturabilmek. Şu anda bundan çok çok uzaktayız.”

YAPAY ZEKÂNIN TEK İŞİ FOTOĞRAF OKUMAK MI

- Madem çok uzağız, niye bunca gürültü kopuyor makineler yerimizi alacak diye? Yapay zekânın başardığı şeyler yok mu?

“Çok şey var. Mesela fotoğraf okuma. Yapay zekânın şu an için en fazla mesafe kat ettiği alan fotoğraf okuma.”

- Canım ne var bunda, fotoğraf okununca ne oluyor yani?

“Şu oluyor. Siz elinizdeki makinelerle daha iyi fotoğraf çekiyorsunuz, biz ise çekilen fotoğraflardan nasıl yararlanabiliriz ona bakıyoruz. Mesela göz retinası hiç tahmin edemeyeceğiniz bilgilere sahip.”

- Bu yeni bir şey değil mi, doktorlar epey zamandır insanın gözüne bakıp mesela beyninde tümör var mı anlıyor.”

“Evet ama şimdi çok daha ilerisi var. Artık göz retinasındaki hasara bakıp oradan diyabetiniz olup olmadığını anlayabiliyoruz.”

FOTOĞRAFA BAKIP YÜZDE 95 İSABETLE TEŞHİS KOYUYOR

- Yani diyabet uzmanımız artık bir yapay zekâ mı? “Her” filmindeki gibi olmayan biriyle mi konuşacağız?

“Şöyle anlatırsam daha iyi anlayabilirsiniz. Yapay zekâya milyonlarca insan gözünün fotoğrafını veriyoruz. Bunlar arasında hangisinin diyabeti varsa onunla ilgili bilgileri de veriyoruz. Böylece yapay zekâ o örnekleri tarayarak kendine bir değerlendirme seti çıkarıyor. Hangi gözde diyabet var hangisinde yok ayırıyor. Yani öğreniyor. Daha sonra ona herhangi bir gözün fotoğrafını verdiğinizde o size neyi varsa söylüyor. İşte bu sürece biz makinenin öğrenmesi diyoruz. Yapay zekâ öğreniyor.”

- İyi de bu teşhis ne kadar doğru oluyor, bir ‘second opinion’a (ikinci görüş) ihtiyaç var mı?

“Fotoğrafı inceledikten sonra yüzde 95 doğruluk payıyla doğru teşhis yapabilmesini sağlayabiliyoruz.”

SIKICI SORUNLARI YAPAY ZEKÂ ÇÖZÜNCE AŞKA ZAMAN KALACAK MI

'ŞÖYLE diyeyim. Evet yapay zekâ gerçek hayata uygulandığında sıkıcı şeyleri bertaraf edecek. Beyin daha sıkıcı şeylerden kurtuldukça kendisini daha da geliştirmek için zaman bulacak.”

ORGANİK İNSAN GİBİ YAPAY ZEKÂNIN DA 7 GÜNAHI VAR MI

- Yapay zekâda da ahlaki davranış arayacak mıyız? Yoksa insandan da ahlaksız, insandan da kindar ve kibirli bir zekâ mı geliyor?

“Hiç kuşkusuz yapay zekânın kullanılmasının da ahlaki kodları olmalı. Biz Google’da yapay zekâ konusunda kendi ilkelerimizi yayınladık. Yedi temel ilkemiz var. Bir: Yapay zekâ toplumsal bir fayda sağlamalıdır. İki: Önyargıların doğmasına veya artmasına neden olacak bir amaçla kullanılmamalıdır. Üç: Güvenli bir şekilde geliştirilmelidir. Dört: İnsanlara hesap verebilir olmalıdır. Beş: Gizlilik ilkelerine uygun olmalıdır. Altı: Bilimsel mükemmellikte yüksek standartları korumalıdır. Yedi: Bu ilkelerle uyumlu kullanılacak, 4 kesin yasağa uyulacaktır.

YAPAY ZEKÂNIN 4 KESİN YASAĞI

BİR: Zarara neden olan ve olabilecek teknolojiler için kullanılmayacak. m İKİ: Silahlar için kullanılmayacak. m ÜÇ: Uluslararası yasaları ve normları ihlal edecek şekilde gözetleme amaçlı bilgi toplayan teknolojilerde kullanılmayacak. m DÖRT: Uluslararası yasalar ve insan hakları ilkeleriyle ters düşecek teknolojilere uygulanmayacak.

YARIN

- Google önümüzdeki günlerde Türkiye’de çalışan eski adıyla sekreter, yeni adıyla asistanların hayatını kökten değiştirecek bir şeyi açıklayacak.

- Google’ın ilk 20 yılının en eğlenceli rakamları neler.

- İlk 20 yılda Kuran mı daha çok arandı yoksa İncil mi.

- Uzayla ilgili en çok aranan kelime neydi? En çok aranan gezegen hangisiydi.

- Cübbeli Ahmet hangi gün Google’ın süperstarı oldu.

- Google binasının tuvaletinde dikkatimi çeken şey neydi.

- YouTube’a göre Türkiye’nin milyonerler kulübünde kimler var.

X

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku

Ayşe, Sibel ve Gülse tarihi mi değiştirdi

Ayşe’den kastım Ayşe Arman... Sibel Kekilli ve Gülse Birsel...

Önümde bir kitap duruyor.

Adı “Türkiye Tarihini Değiştiren 110 Kadın”...

Hürriyet’in eski yazıişleri müdürlerinden Doğan Satmış’ın kitabı.

*

Kendince Türkiye tarihini değiştiren 110 kadın belirlemiş ve hepsinin küçük birer portresini yazmış. Listeyi tek tek inceledim. Böyle seçimler çoğu kez keyfidir.

Yani her zaman bir “Bana göre” payı vardır.

Bu da öyle...

*

Yazının Devamını Oku

Soldaki, sağdaki kim ve bu kare nerede çekildi

Muhtemelen ortadakini tanıyorsunuz.

Türkiye’nin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy...

Yine muhtemelen bazılarınız soldakini tanıyor.

Aksiyon filmlerinin ünlü oyuncusu Jason Statham.

*

Gelelim en sağdakine.

O adam ünlü İngiliz sinema yönetmeni Guy Ritchie...

Bir kısmınız belki onu Madonna’nın eski kocası olarak biliyor.

Ama bizim gibi “kült sinema” tutkunları için o “Snatch” filminin olağanüstü yönetmeni Guy Ritchie...

Yazının Devamını Oku

50 yıl önceki filmden bugüne kalan bir afiş

Önceki akşam Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayları izlerken 50 yıl öncesine gittim.

20 Temmuz 1970...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Abdülhamid zamanından kalma 1416 sayılı kanunu ile devlet bursu almışım...

O gün doktora eğitimi için Paris’e ayak bastım.

*

İlk işim iki filmi seyretmek oldu...

Biri “Woodstock”...

Öteki ise “Strawberry Statement”...

Fransızcaya

Yazının Devamını Oku