GeriErtuğrul ÖZKÖK Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Bugün Göbeklitepe ile birlikte, Türkiye topraklarının dünya arkeologlarına sunduğu en zengin bilgi bölgesiydi.

Neolitik Çağ’da başlayıp Bizans dönemine kadar giden olağanüstü bir hikâyesi vardı.

Konuşma böyle devam ederken, Prof. Frangipane’nin ağzından öyle bir cümle çıktı ki, dikkatler bir anda o cümleye çevrildi.

İtalyan profesör, “Devlet ve bürokrasi burada doğdu” demişti, ama asıl cümle bunun arkasından gelecekti:

“Laik sistem ve sosyal devlet burada doğdu...”

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

Geçen mart ayında bu konuşmanın metnini Malatya Haber internet sitesindeki çok başarılı ve uzun bir haberde okuduğum an, ilgimi çekti ve peşinden gitmeye karar verdim.

Ancak araya yaz girdi ve geciktim.

Tesadüf 7 ay sonra Malatya Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’dan bir davet aldım.

Beni ve bazı gazetecileri Arslantepe Höyüğü’ne davet ediyordu.

Ayrıca kazı heyetinin yeni başkanı Francesca Balossi Restelli de bize katılacaktı.

*

Bu sadece bir arkeolojik bulgu hikâyesi değil...

Aynı zamanda ‘Saray’ın, saray devletinin, saray ekonomisinin, bürokrasinin, kadın-erkek eşitsizliğinin, hastalıkların ve dinle devlet işlerinin ayrılmasının hikâyesi...

Siyasetin demokrasiye doğru gidişinde en önemli adımlardan biri olan “Laiklik” işte tam burada, Malatya’da, bizim topraklarımızda doğdu ve burada yaşıyor.

Sadece bu bile çok heyecan verici bir hikâye değil mi...

YARATILIŞ
1) HER ŞEY ISSIZ DAĞDAKİ BİR ASLAN HEYKELİ İLE BAŞLADI

ARSLANTEPE’nin o hikâyesi 1930’lu yıllarda bir Fransız arkeolog grubunun, tam burada bulunan bir aslan heykelini görmek için buraya gelmesi ile başladı.

Heykel asırlardır o ıssız tepenin üstünde öylece duruyormuş.

Ancak o heykel şu an açılan döneme değil, demir çağına, Hitit dönemine ait bir heykeldi.

1960’lı yıllarda İtalyanlar da önce o heykeli ve Hitit dönemini görmek için geldiler.

Ancak o ıssız dağ biraz kazılmaya başlanınca, altından öyle bir şey çıktı ki...

Tepedeki heykel unutuldu...

O aslan heykeli şimdi Ankara’da müzede... Asıl hikâye ise Malatya’da 60 yıldır kazılan bu toprağın altında.

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

2) İLK DEVLETİN ŞİFRESİ DUVARDAKİ KOZMİK DESEN SAYESİNDE ÇÖZÜLDÜ

FRANCESCA ile birlikte kazı sonucu ortaya çıkan şehrin kapısından ilk adımımızı attığımızda aldığım izlenim şu oluyor:

Burada en az Göbeklitepe kadar etkileyici bir görüntü var.

Göbeklitepe daha eski bir yerleşim yeri. Buranın farkı ise, ilk devletin kurulduğu yer olması.

Peki bunu nereden anlıyoruz?

Francesca bizi alıp yerleşim yerinin ortalarında bir odaya götürüyor. Odanın ortasında bir pencere var. Onun iki yanında bulunan duvarların üstünde ise iki kozmik desen görüyoruz.

Francesca’yı dinliyoruz:

“Bu gördüğünüz kralın yüzü. Başının üstündeki süpürgeye benzeyen şeklin ne olduğu konusunda antropologlarla çok çalıştık. Meğer sandığımızdan basit bir şeyi anlatıyormuş. Kral burada ortada oturuyor. Arkasındaki pencerenin arkasındaki salonda hiç sönmeyen bir ateş yanıyor. Bu da işte o ateşin görüntüsü...”

Yani bu bir anlamda “Başkanlık amblemi”... O andan itibaren adım adım ilk devletin kuruluşuna doğru gidiyoruz.

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

3) BİR KRAL VARSA ONUN BİR DE SARAYI VARDIR

FRANCESCA devam ediyor:

“Devlet nedir ve neresidir? Önce bir kral demektir. Sonra saray gelir. Saray nedir? Devletin başının oturduğu yer demektir. Sonra bir tapınak gelir. Onu bir arşiv izler. Arşiv ise bürokrasi demektir. Tabii bir de devletin güç kullanmasını, savunmasını sağlayan ordu ve silahlar. Arslantepe’de işte bütün bunları bulduk. Bu kalıntılarda bizi en çok şaşırtan iki şey depolar ve mühürler oldu.

Bu iki şey, Arslantepe devletinin ve sarayının özeliklerini çok iyi anlatıyor.

Önce depodan başlayayım.”

4) KRALIN HAZİNESİ YOK DEPOSUNDA NE VAR

BİZLER için saray denince mutlaka bir hazinesi de akla gelir. Peki bu saray kazısında altın buldular mı?

“Hayır altın yok. Sadece bir küpe bulduk, kırmızı bir taşın içinde. Onu da kerpiç duvarın içinde bulduk. Buradaki en önemli buluşlardan biri depolar. Bu depolar bize kralın devlet anlayışı, laik ve sosyal devletin doğuşu ile ilgili bilgiler veriyor. Depolarda hazine yok ama çok sayıda içinde yiyecek saklanan küp var. Depoların birer de penceresi var. Vardığımız sonuç şu: O depolardaki yiyecekle yapılan yemekler halka dağıtılıyordu. Yani sosyal ve paylaşımcı bir devlet anlayışı vardı. Bu buluşla birlikte bu devletin ikinci adımına geliyoruz. Saray ekonomisinin doğuşuna.”

5) KAYIT EKONOMİSİ VE YOLSUZLUKLA MÜCADELENİN DOĞUŞU: MÜHÜR

SARAYIN dağıttığı yiyecekler aynı zamanda kayıt dışı ekonomiden kayıtlı ekonomiye geçişin ilk işareti. Çünkü saray gelen malları, halka dağıtılan yiyeceği bilmek istiyor. Bunu belki de yolsuzluğa karşı bir güvence olarak yapıyor. İşte bütün bunları kayda geçirmek için bulunan yol da mühür oluyor. Arslantepe’de yaşayan her insanın bir mührü var. Yiyeceği getiren kişi verdiğine dair mühür basıyor. Alım işini yapan memur da mühür basıyor, sarayın dağıttığı yiyeceği alan vatandaş da mührünü basıyor. Yani geçen yıl Davos’un ana konusu olan “Paydaş Kapitalizm’in savunduğu şey. Ekonomik süreçte her adımın kayıt altına alınıp sorumluluğun da
paylaşılması.

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

6) DÖRT KADEMELİ MÜHÜR KİMDE VE KAÇ KİŞİDE VAR

ŞURASI kesin.

“Mühür” dediğimiz onay ve kayıt mekanizması burada doğdu.

“Kayıt ve saray ekonomisi mühür üzerine kuruluydu. Yaptığımız kazılarda 4 ayrı tür mühür bulduk. Bunların her biri saray hiyerarşisinde bir sıraya aitti. En üstte kralın mührü var. O mühür tek ve her yere vurulabiliyor. Mesela kapılara, salonlara, çuvallarla, küplere, her yere. Onun altında daha az sayıda ikinci kademe var ve onların vurulma izni daha sınırlı. En alt sıradaki mühür ise sıradan insanlara ait ve onların sadece bir çuvala mühür vurma hakkı var. Mühürlerin nereye vurulduğunu ise arka yüzlerinden anlıyoruz. Önyüzünde ait olduğu insanın kendine ait şekil var. Arka yüzünde ise nereye vurulduğunu görüyoruz.”

Francesca gülerek şunu ekliyor:

“Dün resmi bir iş için burada valiliğe gittim. Baktım İtalya’da olduğu gibi burada da o mühür hâlâ vuruluyor.”

7) LAİK DEVLETİN İLK İŞİ TAPINAĞIN KAPI SAYISINI AZALTMAK OLDU

KRALINI ve devletini gördükten sonra şimdi geliyoruz bu gezinin anafikrine.

Laik devlet nasıl doğdu, bunu nasıl anladık?

“İlk devlet burada kuruldu ama önce de yerleşim yerleri vardı. Güney Irak’ta, Göbeklitepe’de gördük bunu. Ancak orada şöyle bir şey vardı. Yerleşim yerinin tam orta yerinde tapınak bulunuyordu. Yani yerleşim o tapınağın etrafında gelişiyordu. Daha da önemlisi bu tapınak halka açıktı. O bölgelerde yapılan kazılarda bulunan tapınaklar hem daha büyük hem de çok sayıda kapısı var. Yani halk, tapınak ve devlet iç içeydi. Burada ise durum farklı. Yerleşim sarayın etrafında gelişiyor. Tapınak daha küçük, sarayın içinde ve halka açık değil. Sadece saray elitinin kullanabildiği bir tapınak bu. Bir de şu var. Yiyecek dağılımını yani devletin sosyal fonksiyonunu tapınak değil, bizzat saray kayıt altında tutarak yapıyor. İşte o nedenle sosyal ve laik devletin doğuşu burada diyoruz. Çünkü din, devlet işinin içinden çıkarılmış.”

Arslantepe’de devlet dersini burada bitirdik.

Yarın Arslantepe yolculuğumuz daha ilginç konularla devam edecek...

YARIN

SARAYI FARELER VE YARASALAR BASINCA HAYATTA NELER DEĞİŞTİ

Saray’da bulunan iki bebek iskeleti neden evin altına gömülmüştü?

Kazıda bulunan fetüslerin sırrı neydi?

Kazılarda çok sayıda fare ve yarasa iskeleti bulundu.

Fare ve yarasa arkeolojisi bize neler anlatıyor...

İnsanlar Arslantepe’ye yerleşince neler oldu? Hayatları uzadı mı, kısaldı mı? Kadın-erkek eşitsizliği arttı mı, azaldı mı? ‘Aldatma’ dediğimiz ahlaki mesele ne zaman ve nasıl doğdu?

Sarayın sonu ne oldu?..

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku