GeriErtuğrul ÖZKÖK Bir günde dokuz kadın hikayesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Size önce 5 kadından bahsedeceğim.Üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı...

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

*

Türkiye’de ekonominin ve sosyal hayatın her alanında olduğu gibi alkollü içki sektöründe de kadınların ağırlığı giderek artıyor.

Bağcılıkta, şarap yapımında ve pazarlamasında çok başarılı kadınların sayısı tahmininizin çok üstünde.

 

Bir günde dokuz kadın hikayesi
Tunus’un ilk kadın Başbakanı

 

Irak’ta bu fotoğrafın çekildiği gün, bir başka Müslüman ülkeden de bir başka haber geldi.

Tunus Cumhurbaşkanı Başbakanlık görevine bir kadını getirdi.

Yeni hükümeti Necla Buden Ramazan isimli bir jeolog kadın kuracak.

Böylece Fas’taki üç kadın belediye başkanından sonra Tunus’ta da ilk kadın başbakan dönemi başlayacak.

*

Evet, Müslüman dünyada kadınlar her alanda yükselişte...

Çok iyi işaretler geliyor.

 

JAMES BOND’UN ‘AHUDUDU SORBESİ’ KRUVAZE KADİFE ‘TUXEDO’SUNA KAÇ PUAN

SON James Bond filmi “No Time To Die” sonunda iki yıl gecikmeyle sinema salonlarına çıktı. Filmin dünya galası geçen gece Londra’da yapıldı.

Galanın kırmızı halısı MET kadar renkli değildi ama bir şeyi dolayısıyla çok konuşuldu.

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Tabii ne de olsa burası Londra... Herkes biraz değil, bayağı klasik...

Mesela Rami Malek galaya, oynadığı Freddie Mercury’yi mezarından kaldıracak kadar klasik mi klasik bir smokinle gelmiş.

Vallahi benim smokinim onunkinin yanında MET galasına gitmiş Lil Nas X’in kıyafeti kadar marjinal kalır.

*

James Bond’a gelince...

O da sonunda “Her Majesty’s spy” (Kraliçelerinin casusu) ama... James Bond’u oynayan Daniel Craig’in giydiği pek klasik değildi... GQ Dergisine göre, “ahududu sorbesi” renkli, düz kadife bir tuxedo...

Tabii bir de onun mütemmim cüzü (ayrılmaz parçası) kol saati... Pembe altından bir Omega Seamaster Aqua Terra...

*

Kadifeyi severim ama fitillisini...

James Bond’un üzerinde böyle ahududu sorbesi düz kadifeyi görünce, iki dişimin arasına yeşil elma kabuğu değmiş gibi huylandım.

Pantolonu da aynı renk kadifeden olsaydı, belki “Eh hiç olmazsa klasik bir şey giymemiş” derdim.

Ama pantolon 21’inci değil 19’uncu yüzyıldan kalma bir Savile Row kesimi klasik smokin pantolonu olunca doğrusu pek mana veremedim.

GQ dergisi kıyafeti “şık” bulmuş ama sanki biraz sponsorluğun getirdiği zoraki sıfat gibi duruyor bu ifade...

*

Bir de Daniel Craig’in saç kesimi yok mu...

O da öldürdü beni... Okul açılışının ilk gününe, annesinin zoruyla babasının berberinde kendisinin tarifi ile yeni kesilmiş saçları ile gelen orta 2 öğrencisi gibi duruyor...

Beni pek açmadı ama yine de James Bond, James Bond’dur, bir haksızlık yapmayayım diyerek, moda konularında danıştığım ve güvendiğim Milimetrik’in sahibi Kağan Gökalp’e sordum.

O benimle hiç aynı fikirde değil....

Bir günde dokuz kadın hikayesi

UZMAN GÖZÜYLE 1
METOO DÖNEMİNİN İLK JAMES BOND’U OLDUĞU İÇİN FUŞYA SEÇMİŞ OLABİLİR

KAĞAN Gökalp kıyafete benden çok farklı ve pozitif bir gözle bakmış. İşte onun uzman yorumu:

KARAKTER VE FİZİK: “Kadife smokin ceket, James Bond karakteri için oldukça renkli bir seçim. Kruvaze ceket için adamın fiziği zaten çok uygun.”

RENK SEÇİMİ: “İngilizler normalde kış aylarında kadife smokin ceketinde ‘racing green’ rengini tercih eder. Ancak savaş ve salgın dönemleri sonrası tüketiciler genelde siyah ve gri tonlarından uzaklaşıp canlı renklere yönelirler.”

GÜNÜN PSİKOLOJİSİ: “Fuşya ceket seçimi belki de artık kadınların kalbini, erkeklerin kolunu kıran, duygusuz, rigid katil James Bond karakterini yumuşatıp, stilize ettikten sonra 21. yüzyıl ‘MeToo’ hareketine de bir anlamda göz kırpmak istemiştir.”

UZMAN GÖZÜYLE 2
DAVETTE MAVİ KANLI VARSA ORADA MOR RENK SEÇİLMEZ

“DANIEL Craig’in seçtiği rengin enerjisi yüksek. Tıpkı mor gibi. Mor da olabilirdi seçimi. Üstelik mor asaletin rengi. Filmin galasına kraliyet aile mensupları da katıldığına göre, James Bond neden mor bir tuxedo giymedi?”

Kağan Gökalp bu soruya da şu cevabı veriyor: “Aristokratların/mavi kanlıların olduğu ortamlarda İngiliz ‘avamların’ aristokratların renklerini üzerilerinde taşımasına pek iyi gözle bakılmaz. Belki bu yüzden moru tercih etmemiş olabilir.”

15 ONS KADİFE KUMAŞ

JAMES BOND’un üzerindeki bu pembe pamuklu kadife ceketin ağırlığı 15 ons (425 gr) Anderson&Sheppard’s tarafından özel olarak üretilmiş.

ESKİ TÜRKİYE’NİN ÜNLÜ YATLARI

ÇİLLERLERİN PRESİDENT’İ BİR METRE DAHA DA KÜÇÜKMÜŞ

DÜN “Eski Türkiye”nin çok eleştirilen ünlü yatlarını anlatmaya başlamıştım.

1980’lerin ünlü yatı Özal’ın bindiği “Nirvana”ydı...

1990’lardaki ise dönemin başbakanı Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’in ünlü yatı “President”ti...

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Ne çok eleştirilmişti o “süper lüks tekne”... Meğer o da 17 metreymiş.

1987 model, Tayvan yapımı bir tekneymiş.

Yani Özal’ın bindiğinden 1 metre küçük.

*

Meğer o sözde “süper yat”ın bahtı ne karaymış, nerelere düşmüş... Çillerler o yatı 2011 yılında satmışlar.

Alan kişiler bir süre kullandıktan sonra Suriye göçü başlayınca, tekne 2015 yılında Yunanistan’a göçmen kaçırmak için kullanılmış ve yakalanmış.

Sonra mahkeme kararıyla sahibine iade edilmiş. Ancak bir yıl sonra yine göçmen kaçırırken yakalanmış.

*

Bir ara 187 bin dolar fiyatla satışa çıkarılmış.

Şu an nerede olduğuna dair bir bilgiye ulaşamadım.

Evet 80’lerin ve 90’ların, yani “Eski Türkiye”nin “en süper yatları” bunlardı...

Biz gazetecilere epey konu çıkmıştı o 17 ve 18 metrelik iki yattan...

Şimdi bakınca sadece gülümsüyorum...

“Siyaset-iş dünyası-medya üçgeni”ndeki Eski Türkiye’nin ölçüleri çok küçükmüş...

GÜNÜN DİZİSİ

ŞÖYLE SIKI BİR NORDİK SUÇ VE GERİLİM FİLMİ İSTİYORSANIZ

SİZ de benim gibi Nordik suç ve gerilim filmlerini özlediniz mi?

Mesela İsveç-Danimarka yapımı “Bridge” (Köprü)
gibi bir filmi...

Mesela “Killing”i...

Öyleyse size bir müjdem var...

Onlardan bile daha güzel bir Kuzey gerilimi önceki gün Türkiye’de de streaming platformlarına kondu.

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Adı “The Chestnut Man”...

“Kestane Adam” diye çevirebilirsiniz...

Olay, çok karanlık ve acımasız bir cinayetle başlıyor ve siyasete kadar tırmanan müthiş bir senaryoyla devam ediyor.

Zaman zaman “Kuzuların Sessizliği” kalitesi ve performansına yükseliyor...

Son yıllarda hepimiz biraz amatör adli tıp uzmanı olduk.

O yanınızı da bol bol tatmin edecek olaylar var senaryoda.

Kadın ve erkek dedektifleri oynayan oyuncular çok başarılı.

*

Streaming platformlarda epeydir böyle başarılı bir suç ve gerilim dizisi izlemedim.

Hafta sonu başlıyor, kesinlikle kaçırmayın derim.

Hele hele erkek milleti maçlara dalmışken bir kenarda sakin bir biçimde keyfini çıkarabilirsiniz.

*

Bridge’i seyredeli 10 yıl oldu.

Kuzeyliler biraz geç döndü ama iyi döndüler.

Bir günde dokuz kadın hikayesi

TÜRKİYE’NİN EN ÜNLÜ İKİ EŞEĞİNDEN SON HABERLER

SEZEN AKSU’NUN BOZASI: Sezen’e “Senin yaşlı eşek ne durumda?” diye sordum. Cevabı şu oldu:

“Hahaha benim eşeğim hâlâ var hatta eşeklerim oldu. Yaşlı değil bebekti, adı Boza, şu anda ergenlik problemleriyle uğraşıyor. Okan Oflaz diye çok iyi kalpli yük hayvanları koruma derneğinin kurucusu bir arkadaşımın çiftliğindeler ”

BOYNERLERİN ZEYTİN’İ:

Ümit Boyner de Ayvalık’taki eşekleri için şunu söyledi:

“Bir anne, 2 oğlan geziyorlar bahçede. Zeytin, Badem ve Kömür. Bizimkilerin de canı sıkılıyor. Meğer eşek çalışmak istermiş ”

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku