"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Dün bir şair öldü öyle böyle bir şair değil çok büyük bir şair öldü

BAZI ölümler var...

İşittiğim zaman üzülürüm... Çok üzülürüm ama yine de kendimi şanslı hissederim.

Dün bir şair öldü öyle böyle bir şair değil çok büyük bir şair öldü

Onun hakkındaki düşüncelerimi o daha yaşarken, daha hasta bile olmamışken gıyabında yazmış, sonra vicahiye çevirmişimdir.

O yüzden bu ancak hayatı, kaybettiği çok sevgili insanların arkasından “post mortem” yazılar döşenmekle geçmiş insanların anlayabileceği bir sevinç ve bir hüzündür benimki...

*

Bayanlar baylar...

Dün ülkemizde bir şair öldü...

küçük İskender...

Adındaki tevazu şiirinin büyüklüğünden gelir...

*

- Türkçe harflerin, Türkçe kelimelerin ve Türkçe bir cüretin şairidir...

- Kendi ahlak kitabını kendi yazan, kendi imla kurallarını kendi tayin eden, hayatının hudutlarını kendi çizen, hep Araf’ta oturup, kendi cennetinin ve kendi cehenneminin kapılarını kendi açıp kendi kapatan büyük bir şairdi...

*

Yeri benim gönlümdeki en mutena yerdir... Öteki tarafta da mekânı cennet olsun...

*

Şimdi size onun için 2011 yılında yazdığım yazıyı sunuyorum. O gün “mortem post” (ölüm öncesi) bir yazıydı.

Bugün “post mortem”...

BÜYÜK BİR ŞAİR İÇİN ‘MORTEM POST’ BİR YAZI

Dün bir şair öldü öyle böyle bir şair değil çok büyük bir şair öldü

UZUN zamandır bu dizeyi bekliyordum. Bir vahiy gibi çıkıp gelmesini, daha ilk okuduğum an beynime saplanmasını.

Daha ilk kelimede hafıza dediğim karakutunun en mutena kuytusuna kendi kendini yazmasını. Hafızamın, meydan okumaya azmettiren en kıymetli locasına, işte oraya yerleşsin diye bekliyordum.

O cümleyi... 

*

“Şiirimiz mor külhanidir abiler” gibi geniz tadı bırakan...

“Kime baksam sensin” gibi biricik kılan...

“Öyle kadınlar sevdim ki” gibi efsaneleştiren...

“İçime çektiğim hava değil gökyüzüdür” gibi uçuran...

“Ne de olsa adımız insanların hanesine yazılmıştır” gibi yücelten...

*

İşte öyle hafıza tutkalı bir dize gelsin diye bekliyordum.

Epeydir yıl, böyle bir cümle için istiharelere yatıp, sabahları mahzun, umutsuz kalkıyordum.

O cümle dün sabah geldi...

Sabah kalktım ki, yattığım yerdeyim.

Gece yatağıma aldığım kitaplardan birine baktım.

Yine bir “küçük İskender” kitabı. “Bu Defa Çok Fena”...  Kitabı ortasından bir yerden açtım... Siz deyin kader, ben diyeyim alın yazısı...

O cümle gelmişti.

Gelmemiş, inmişti...

*

“Gözleri gözlerime bir katarakt gibi indi...”

Al sana beklediğin cümle, fazlasıyla, ziyadesiyle o cümle.

“Oğlum sen aramıyormuşsun, basbayağı aranıyormuşsun” dedim...

Buldun işte, al başına belayı.

*

“Gözleri gözlerime katarakt gibi indi” ya, orada kalsa iyi... Daha bu cümlenin parça tesirini bertaraf edemeden, tarrakalar başlıyor.

“Önce yüzüm tutuştu, ellerim sonra yanar, kalbim şimdi.”

Sonra hepimize geliyor, hepimizin hesaplaşmalarına:

“Nasıl bir zor denge birbirimizin sıratından geçişimiz

Benim bin katilim var - senin bin eşgalin: Eşit sayılırız”.

*

Dur bitmedi, sabah bıraktığın dağınık yatakla da hesaplaşacaksın.

“Nasıl bir cinayettir ki bu

Kan gruplarımız farklı, parmak izlerimiz aynı çıktı

Söyle arkadaş, ‘Apple’ın ısırılmış elmasının’ sırrını çözdün mü şimdi?

Her ilişkinin bir olay yeri incelemesi var.

Cinayet mahallinde umumi ahlak örtüsünün altından bir ses geliyor:

Katil benim diye bağırdı ceset”.

DÜN GECE ÇOK İÇTİM BE ARKADAŞIM... HEM DE SADECE SENİN YÜZÜNDEN

ÖLÜMÜNDEN önce demişti ki:

“Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler... Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar. O gece ben öldüm diye eğlenmesinler. Böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler...”

Vasiyetini dün gece yerine getirdim sevgili arkadaşım.

Dün gece Akbük’te iskelemin ucunda yakamozlar vardı.

Öyle güzel içtim ki...

Sonra o mahur dizelerini Ege sularına öyle avaz avaz haykırdım ki...

“Ölecek miyim doktor hanım, tıp yetersiz mi kalıyor

Ameliyathane hazırsa elimde sağlam ve cesur cesetler var...”

MERSİN’DEN GELEN ŞU MANŞETİN ALTINDAKİ

Dün bir şair öldü öyle böyle bir şair değil çok büyük bir şair öldü

- İLK HABER: İlk haber sabah bir arkadaşımdan geldi.

“Alkollü içkilerin ÖTV’si sadece 2019’da yüzde 24 arttırıldı...”

Hiç ilginç değil.

İçki içen herkesin bildiği bir gerçek.

*

- İKİNCİ HABER: Bir arkadaşımdan saat 11.00’e doğru geldi.

Bu yılın ilk üç ayında Türkiye’de alkollü içki tüketiminde görülmedik bir düşüş olmuş.

Rakamlar da şöyle:

- Rakıda yüzde 39.37

- Şarapta yüzde 18.27

- Birada yüzde 16.88

- Votkada yüzde 20.94

Ohh muhafazakârlar ve Yeşilaycılar için ne sevindirici haber değil mi...

Çabuk sevinmeyin...

Üçüncü haber de var.

*

- ÜÇÜNCÜ HABER: Kötü haber erken gelir. Daha bir gün önce Mersin’den gelmişti bile.

Hürriyet internet sitesinin manşet haberi şöyleydi:

“Mersin’den kötü haberler gelmeye devam ediyor”.

Haber ne mi diyorsunuz?

Şuydu: Mersin’de son bir haftada metil alkol zehirlenmesinden 5 kişi öldü.

Yaralı sayısı 16’yı geçti...

Bu haberin ardından dün akşam 2 kişi daha öldü.

*

Türkçesi ne mi?

Kaçak içkiden zehirlenme...

7 ölü 14 yaralı...

Bir de alttaki kutuyu okuyun.

İÇKİNİN EN KATI ÜÇ KURALI

Fiyatı arttırırsanız: Kaçağı azdırırsınız.

- Yasaklarsanız: Mafyayı palazlandırırsınız.

- İçkiyi, ne fiyatla, ne yasaklamayla azaltamazsınız. Tek yol bilinçli bir eğitimdir.

İMAMOĞLU’NUN İLETİŞİMCİSİ EROL OLÇOK İÇİN NE DİYOR

23 Haziran’daki İstanbul seçiminde ‘millet ittifakı’ adayı Ekrem İmamoğlu’nun stratejisini çizen kişi Necati Özkan’dı... Stratejiyi 23 Haziran akşamına kadar, onun başında bulunduğu Öykü Ajansı’nın 18 çalışanı yürüttü. Türkiye’de solun 1987’deki ünlü “limon gibi sıkılma” kampanyasından beri gördüğü en başarılı kampanyaydı. Sözcücom.tr’de Özlem Gürses’in onunla yaptığı mülakatı kelime kelime izledim. Bir iletişimci olarak beni çok etkiledi. Şimdi bugün de onun AKP’nin 15 Temmuz’da  ölen iletişimcisi Erol Olçok için söylediklerini aktaracağım.

Dün bir şair öldü öyle böyle bir şair değil çok büyük bir şair öldü

AKP’NİN SIKINTISI ORADA BİR OLÇOK’UN OLMAMASI

- “Erol, evladı ile birlikte vurulduktan sonra o gece, ben gerçekten çok üzüldüm. Türkiye için de büyük bir kayıptır yokluğu.

Onunla ilgili bir de yazı yazdım, o yazıyı hem Erol’un ailesi, akrabaları, hem de AKP’de ona yakın isimler çok paylaştılar.”

*

- “Bugün anlıyoruz ki Erol, AKP için, zannedilenden çok daha değerli ve çok daha önemli imiş.”

*

- “Elbette sonuçta ekonominin kötü gidişatının etkisi vardır ama bu kampanyada gördük ki rakibimizin tek bir tane bile doğru mesajının bulunmamasının nedeni, orada yeni bir Erol’un olmayışıdır.”

 

 

X