GeriErtuğrul ÖZKÖK Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

25 gün sonra, tam tarihi ile 14 Eylül 2021 günü, “İlahi Komedya” kitabının yazarı Dante’nin ölümünün 700’üncü yılı olacak.

Şimdi iki şehir onun mirası için savaşıyor.

Biri doğduğu yer olan Floransa...

Öteki öldüğü ve mezarının bulunduğu Ravenna şehri...

*

Tarih, gününde değil, günlerin köpüğünde yazılan bir hikâyedir...

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

Şimdi onu bağrına basmak için Ravenna ile savaşan Floransa, bir zamanlar onu ölüme mahkûm eden şehirdi.

O şehir ki, o gün günahkâr gördüğü, hain ilan ettiği evladının önüne iki seçenek koymuştu:

Burada idam..

Sürgünde hayat...

*

Sürgünü tercih etmiş ve doğduğu şehri terk edip gitmişti...

Aradan 700 yıl geçti...

Size sorsam, aranızdan kaç kişi çıkar onun sırtına ölüm fermanını asan din insanlarını, siyasetçileri ve yargıçları bilen...

Birkaç tarihçi, belki birkaç uzman...

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

Bana sorarsanız, ben bilmiyorum...

*

Yirmi yaşımdan bu yana Dante’nin “İlahi Komedya”sını, özellikle “Inferno” kısmını yani Cehennem’i üç kere okudum.

Hayatın üç döneminde, üç ayrı cehennem geçti gözümün önünden...

Her okuyuşumda mutlaka yepyeni şeyler buldum...

*

Siyasi nedenlerle cezaevlerine giren her insanı gördükçe aklıma Dante gelir...

Cezaevi cehennemine girenler kimlerdir diye düşünürüm hep...

12 Mart’ta Fransa’dayken daha yeni okumuştum Cehennem’i...

O sırada hapse atılan, idam edilen genç insanları düşündüm...

12 Eylül’de binlerce insan geçip gitti cezaevi denilen o cehennemlere...

Daha sonra başka dönemler geldi, başka insanlar gönderildi o “Infernolara”...

Hatta ülkenin cumhurbaşkanı bile girdi o kapıdan...

*

Yarım asır gelip geçti hayatımdan ve şimdi durup geriye bakıyorum...

Bütün bu tarih yapraklarında, cezaevi denilen cehennemlere girenler kimdi?

Hiç şüphesiz o gün o insanlardı...

Ya bugün geriye baktığınız zaman kimin cehennemini görüyorsunuz?

Kimmiş aslında tarihin gerçek cehennemlerinin zebanileri...

*

Dante bir 8 Nisan günü girmişti kendi cehenneminin kapısından...

Benim doğum günümde yani...

12 Eylül günü Ravenna şehrinde bir konser verilecek.

Orkestrayı Ravenna şehrinin fahri hemşehrisi Riccardo Muti yönetecek.

Ermeni besteci Tigran Mansurian’ın İlahi Komedya’nın “Araf” bölümünden esinlenerek yazdığı bir parçayı seslendirecek.

Ve Dante’nin 700’üncü ölüm yılı törenleri çok sembolik bir olayla kapanacak.

Floransa’dan gelen bir heyet, getirdiği zeytinyağı ile Dante’nin mezarındaki ebedi meşaleyi yakacak.

Kendi evladını 700 yıl önce cehenneme göndermeye kalkan bir sanat şehrinin belki de tarih önünde kendini affettirme merasimi olacak bu...

*

İlahi Komedya, insanoğlunun karanlık Ortaçağ’ından, Rönesans’a geçiş döneminde yazılmıştı...

Yani “Her gecenin bir sabahı vardır” cümlesinin aydınlık ve umut veren tarafını anlatır bize...

*

Dante’nin Cehennem’inin kapısında şu yazılıdır:

“Ey buraya giren, bütün umutlarını ardında bırak...”

Dünyanın bütün cezaevlerinin kapılarında görünmez panoların üstünde bu cümle yazılıdır.

Dante öleli 700 yıl oldu. Hepimize, siyasetçilere ve özellikle adalet dağıtan insanlara hâlâ aynı mesajı vermeye devam ediyor.

Kendileri, başkalarının adaletsiz kararları ile cehennemlere girenler, başkalarına cehennemin adaletsiz kapılarını açmamalı...

UFFİZİ MÜZESİ’NİN YÖNETİCİSİ GİZLİ ZİYARETÇİSİNE NE DEDİ

İKİ
gün önce sanat haberi yapan bazı sitelerde okudum.

Teknoloji devi Elon Musk, Floransa’da Uffizi Müzesi’ni gezmiş.

Daha doğrusu müzenin yöneticisi Eike Schmidt ona özel bir tur düzenlemiş.

Musk en çok Paulo Ucello ve Piero della Francesca’nın eserlerinin önünde kalmış.

Bir de “Ölen İskender” heykelini uzun uzun seyretmiş.

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

Ama o özel ziyaretten sonra en çok konuşulan konu, müze yöneticisi Schmidt’in Musk’a söylediği şu sözler olmuş:

“SpaceX’iniz Mars’ta istasyon kurunca orada ilk sergiyi bizim müze açsın...”

Schmidt son zamanlarda “Uffizi Diffuzi” adlı bir güzel bir projeyi gerçekleştiriyor.

Uffizi’deki bazı eserleri, Toscana’daki küçük köy ve kasabaların müzelerinde sergiliyor. Musk’a söylediği bu sözler bir şaka mıydı yoksa gerçek mi, öğrenemedim.

ÖLÜME MAHKÛM ALPAKA BİZİ ÖYLE BİR İKİLEMDE BIRAKTI Kİ

BELKİ
okumuşsunuzdur... “Geronimo” 8 yaşında bir alpaka...

Yani devegiller familyasından bir hayvan...

İngiltere’nin Gloucestershire kasabasında bir çiftlikte yaşıyor ve “sığır tüberkülozu” hastalığından mustarip.

Bu bakteri hayvandan hayvana geçtiği gibi insana da geçebiliyor. O nedenle İngiltere veterinerlik idaresi Geronimo’nun öldürülmesine karar verdi.

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

Ancak hayvanın sahibi buna karşı çıktı ve Yüksek Mahkeme’ye gitti. Yüksek Mahkeme önceki gün Geronimo’nun öldürülmesi kararının iptal edilmesi başvurusunu reddetti...

Yani Geronimo öldürülecek. Ancak İngiltere’nin hayvanseverleri ayağa kalktı.

İki gün içinde 130 bin imzalı bir dilekçe hazırlandı ve Başbakan Boris Johnson’a iletildi. Sağlık Bakanı “Öteki hayvanları kurtarmak için bunu öldürmeliyiz” diyor.

İki gündür bu sempatik alpakanın fotoğraflarına bakıyorum. Hiçbir şeyden habersiz öyle güzel bir bakışı var ki...

Hayat niye bizi böyle çok zor tercihlerle karşı karşıya bırakıyor diye kahroluyorum.

TATİLDE BANA EN ANLAMLI GELEN PLAK KAPAĞI

HER
cuma olduğu gibi dün de streaming platformlardaki yeni parçaları dinlerken birinin kapağı dikkatimi çekti.

Pop Caz’ın önde gelen gruplarından “Jazzystics”in yeni parçası “Addicted to You”nun kapağına heykeli andıran bir erkek bedeni konmuş.

Gözündekinin ne olduğunu tam çıkaramadım.

Bir deniz gözlüğü mü...

Yoksa bir Virtual Reality aygıtı mı...

Tabii Akbük’teki evimde benim gözüme deniz gözlüğü gibi göründü...

Her ne ise bir şarkı kapağı olarak tasarım güzel.

GÜNÜN DİZİSİ
BİR HARLEM ‘BABA’SI VEYA ‘SOPRANO’SU İLGİNİZİ ÇEKERSE

* Kİ çekebilir...

Kaçırmayın derim.

Dizinin adı “The Godfather of Harlem”...

Türkçeye çevirmeye herhalde gerek yok...

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

2019’da gösterime girmiş bir dizi. Bu yıl ikinci sezonu da yayınlandı.

Marlon Brando’nun “Baba”, James Gondolfini’nin “Sopranos” dizisinde oynadığı rolü bu dizide Forest Whitaker oynuyor... Onlar kadar güçlü bir karakter mi derseniz, hayır değil derim.

Ama dizinin İtalyan çeteler tarafı tam babalardan oluşuyor. Paul Sorvino, Chazz Palminteri, Vincent D’Onofrio gibi İtalyan mafyası filmlerinin A takımı tam kadro orada.

Dizide her şey var...

Harlem sokak çeteleri, İtalyan mafyasının 5 baba ailesi, Kennedyler, Malcolm X, Martin Luther King, hepsi orada...

Bir Sopranos değil, ama keyifle izledim...

İKİNCİ SEYİR
LEYDİNİN YATAĞINDA ÖLEN KEMAL PAMUK KİMDEN ESİNLENDİ

BUNCA
yıl sonra İngiliz klasiği “Downton Abbey”i yeniden seyrediyorum.

Tabii tak diye yine dizideki Osmanlı temsilcisi Kemal Pamuk’a takıldım. Yakışıklı, “maniere” bilen bir paşa.

Arnavutluk’un bağımsızlık anlaşması görüşmeleri için Londra’ya gelmiş ve Downton Malikânesi’ne davet ediliyor.

Paşa, yemekten sonra ailenin genç kızının odasına gidiyor ve onun yatağında ölüyor.

Tabii ki paşanın ismine takıldım.

Doğum günümde, cehennemin kapısından gelen ilahi bir mesaj

Bugüne kadar adı Pamuk olan bir Osmanlı hiç duymamıştım.

Açıp bu konuların uzmanı Murat Bardakçı’ya sordum.

O da seyrederken bu isme takılmış.

“Arnavutluk meselesi için Londra’ya giden Tevfik Paşa’dır. O günlerde Orhan Pamuk çok gündemdeydi, senaryoyu yazanlar herhalde bu ismi ondan alıp uyarlamışlardır” dedi.

Tarihlere baktım...

Orhan Pamuk Nobel’i 2006’da aldı. Dizi 2010 yılında yapıldı...

Tarihler uyuyor yani.

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku