GeriErtuğrul ÖZKÖK Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye

Önceki gece sabaha kadar Milas’ın Ören ilçesine yaklaşan yangınla ilgili gelişmeyi izledim...

Oraya çok yakın Akbük’te evim var...

Ama endişem katiyen evimiz değildi...

Neticede evler yanar, yıkılır, yeniden inşa edilir...

Endişem Ören’deki Kemerköy Termik Santralı’ydı...

Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye

Yangının, her yıl onlarca defa önünden geçtiğim o santrale girmesi, telafisi mümkün olmayan bir doğa felaketine yol açabilirdi...

*

Haberleri izlerken, gerilere döndüm...

Yirmi yedi yıl öncesine...

1984 yılında, henüz gazeteci değildim.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyesiydim.

12 Eylül’ün ertesiydi...

Rahmetli Turgut Özal bir yıllık başbakandı ve solcu bir öğretim üyesi olarak tabiatıyla ona da karşıydım...

*

Aradan geçen yıllar beni değiştirdi, artık rahmetli Özal’a, bu ülke için yaptığı büyük hizmetlerden dolayı minnet duygularıyla bakan bir insanım.

Ama bir konu var ki...

O konuda hâlâ Özal’ın yanlış yaptığını düşünüyorum...

Gökova’nın tam ortasına diktiği bu termik santral...

*

O günlerde çok sayıda solcu aydın Gökova’ya böyle bir ucubenin yapılmasına karşı çıkıyordu...

Üstelik linyitle çalışan, geri teknolojiye sahip bir santraldi bu...

Mesela Milliyet yazarı rahmetli Hasan Pulur’un yazılarını hatırlıyorum...

O bölgeye gidip direnen insanları...

*

Türkiye’nin yeni siyasi eliti, o insanlara “Gelişmeye karşı çıkan geri zekâlı solcu” muamelesi yapıyordu o günlerde...

Muazzam bir kibir rüzgârı esiyordu o kanatta...

*

O santral 1993 yılında üretime geçti...

Önce çevredeki bütün bitki örtüsünü mahvetti.

Sonra büyük yatırımlarla bacalarına filtreler takıldı...

Ama o günlerde bu tarihi kararı alanların hiçbirinin düşünmediği bir şey vardı.

Yaşadığımız şu muazzam yangın felaketi...

*

O felaket önceki gece itibarıyla santralin kapısına dayandı...

Elbette bu ucubenin sorumlusu şu anki işletmeci firma değil...

Neticede onlar özelleştirmeden bir santral aldılar.

Üstelik filtreler için gerekli yatırımları yaptılar.

Yangına karşı canla başla çalışıyorlar.

Sözüm bugüne değil, geçmişe...

*

Diyeceğim bu ucubeden alınacak derslerimiz var...

Bugün HES’lere, çevre konusunda duyarlı insanlara kibirle bakıp hâlâ “her türlü gelişmeye karşı geri zekâlı solcu” muamelesi yapanlaradır sözüm.

Deresini, ormanını, tabiatını korumaya çalışan insanlara iyi kulak verin...

Çünkü tarih her defasında onları haklı çıkarıyor...

UMUTSUZLUĞA KAPILMAYIN, İŞTE SİZE UMUT VERECEK BİR KARE

Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye


GÖRDÜĞÜNÜZ
bu koy, şu an Milas’ta yanmakta olan Ören bölgesine 15 kilometre uzaktaki Akbük Koyu...

Karşıdaki yemyeşil orman 2001 yılında gözümüzün önünde yanıp, yarım saatte kül oldu.

Binlerce endemik Halep çamı bir anda yok oldu...

Mahvolduk...

Ama yılmadık...

*

Bugün orası eskisinden de sağlıklı bir orman...

Evet şu gerçek de var...

Yirmi yılımızı aldı bu çaba...

Ama tabiat ana çok cömert.

Ona saygı gösterirseniz, o yeşil vatanı size geri veriyor...

Yani umutsuzluğa kapılmayın...

*

Gençler... Üzülün ama yıkılmayın...

O cennet bölgelerimizde yine ormanların arasından geçerek Gökova’ya, Hisarönü’ne, Marmaris’e, Datça’ya, Manavgat’a gideceksiniz...

ORMAN BAKANININ HATIRASI HÂLÂ BU ORMANDA YAŞIYOR

AKBÜK
2001 yılında yandığında Orman Bakanlığı koltuğunda DSP’li Nami Çağan oturuyordu. Benimle aynı yılda, 1947’de doğmuş bir siyasetçiydi.

Yangından bir hafta geçmeden orada sembolik bir fidan dikme töreni düzenledi...

Sonra toprak kendine gelince, onunla yan yana, omuz omuza gerçek fidanları diktik.

Ormanın çevresi çitle çevrildi.

*

Bugün ormanın girişinde sürekli bir arazöz duruyor.

Köyde yaşayan herkesin gözü bir tarassut kulesi...

Gecelerdir bütün köy yine yeşil vatan nöbetinde... Altaş’ın Öner, öteki gençler hepsi Ören’deki santralın önünde siper kazıyor...

Çünkü onlara o ormanın hikâyesini anlattık. Yirmi yıl savaşarak kurduk bu ormanı yeniden...

Şimdi yeni nesil savunuyor...

*

Nami Çağan’ı 2017 yılında kaybettik...

Ama onun aziz hatırasını ormanımızda yaşatıyoruz...

HBO DİZİSİNDE BİR ÇOCUĞUN EN ÇOCUKÇA SORDUĞU SORU

STREAMING platformlarına konan yeni bir HBO dizisi var...

Henüz 4 bölümü yayınlandı.

Oray Eğin “Televizyon tarihinin en iyi dizilerinden biri” demiş.

*

Bir kere daha anladım ki HBO, televizyon tarihinin en devrimci yapım şirketi...

Mükemmel bir senaryo...

Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye

Birbirinden çarpıcı karakterler...

Her sekansı dolu diyaloglar...

Tam anlamıyla bir “Post-MeToo”, “Post-Black Lives Matter” ve “Post-Pandemi” filmi...

“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyenlere her zaman katılmıyorum.

Ama bu cümleyi “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmamalı” diye hafifçe çevirirseniz tamamen katılıyorum.

*

Dizinin dördüncü bölümünde, tatile giden ailenin biraz durgun çocuğu tipik bir Amerikalı olan babasına sitemkâr biçimde şunu soruyor:

“Avustralya’daki yangında 1 milyar hayvan öldü...

Bütün bu acılar nereye gitti...”

*

Günlerdir yanan yeşil vatana baktıkça ben de aynı soruyu soruyorum:

Bütün bu acılar nereye gidecek...

BU FLU FOTOĞRAF 58 YIL ÖNCE ORADA ÇEKİLDİ

PARLAK bir fotoğraf değil...

58 yıl önce babamın aldığı basit bir makineyle çekilmiş.

*

Hayal meyal görünüyoruz...

Devlet dersinde sınıfta kalan 27 yıllık bir hikâye

İzmir Namık Kemal Lisesi öğrencileri...

Eski bir savaş uçağının önündeyiz...

En solda ayağını yakıt bidonunun üzerine koymuş olan çocuk benim...

*

Yıl 1963...

Lise ikinci sınıftayım.

Bir grup öğrenci Türk Hava Kurumu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gitmişiz...

Türk Hava Kurumu’nun binasında hayatımda ilk defa kaloriferli bir odada uyumuşum.

*

Bize havacılıkla, uçaklarla ilgili çok güzel ve eğlenceli bilgiler veriyorlar.

Unutamadığım bir yıldı o...

Türk Hava Kurumu işte o nedenle gözümde hâlâ bana gökyüzü ile, uzay ile, uçmak tutkusu ile ilgili o çocuk rüyalarımı veren kurumdur...

*

Ne olur Cumhuriyet’in kurduğu bu olağanüstü kurumu yok etmeyin....

Tam aksine geliştirin...

X

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku