Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce
elime ulaştı.

Ben de size böyle bir günde bu fotoğrafın ve İzmir’in hikâyesini anlatacağım...

Önce fotoğraftaki papyonlu adamdan başlayalım.

*

Gençliğim boyunca, yirminci yüzyıl mimarlık tarihine damgasını vuran 4 mimarla ilgili epey şey okudum.

Bütün dünyayı etkileyen Bauhaus akımının kurucusu Walter Gropius, bütün dünyada gökdelen konseptlerini geliştiren Frank Lloyd Wright, dökme betonun estetiği keşfeden Brezilyalı mimar Oscar Niemeyer ve modernizmin kurucularından Le Corbusier...

O gün İzmir’de arabadan papyonlu kişi işte bu mimarlardan Le Corbusier’dir...

Girdiği bina İzmir Ticaret Odası’dır... Ve bu fotoğraf işte o gün İzmir Ticaret Odası üyeleriyle çekilmiştir.

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Le Corbusier’nin İzmir’e geliş nedeni ise çok ilginçtir.

İzmir’i İzmir yapan efsane belediye başkanı Dr. Behçet Uz ondan şehir için bir nâzım plan yapmasını istemiştir.

Ben İzmirliyim ama şehrin tarihindeki bu çok önemli olayı eylül ayında çıkan bir kitaptan öğrendim.

Dönemin İzmir yöneticileri işte böyle geniş bir ufka ve moderniteye sahip insanlarmış...

1939 yılında dünyanın en modern mimarına şehir planı yaptırmışlar...

*

Plan 1949’da bitmiş...

Ama o yıl Dr. Behçet Uz artık İzmir Belediye Başkanı değildir...

Ve bu plan tozlu raflarda kaybolur gider...

Ama bu kitap aynı zamanda böylesine büyük bir vizyonun karşısına dikilen engelleri de anlatıyor.

Ve üzülerek görüyorsunuz ki...

İzmir’in makûs talihi hâlâ tekerrür ediyor...

............................................

Didier Laroche, Jean-Luc Maeso, Volker Ziegler: “Le Corbusier Türkiye’de; İzmir Nazım Planı 1939-1949” Çev: Erkan Maçoy, (İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla) Kırmızı Kedi Yay., Eylül, 2020

İZMİR FUARI NEREDEN ESİNLENEREK YAPILDI

ÇOCUKLUĞUMDA geceleri pijamalarımızla evden kaçıp gittiğimiz İzmir Fuarı, meğer Moskova’daki “Gorki Park”tan esinlenerek yapılmış.

Bu amaçla İzmir Belediye Meclisi üyeleri 1933 yılında Moskova’ya bir ziyaret yaparak bir rapor hazırlamışlar. 1 Ocak 1936’da da fuarın yapım çalışmaları başlamış. Tabii ki belediye başkanlığı koltuğunda büyük vizyoner Behçet Uz oturmaktadır.

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam
Dario Moreno Sokağı

TABULA RASA YAPIP ŞEHRİ YENİDEN KURUN MU DEDİ

LE Corbusier’nin İzmir’de kaç gün kaldığı bilinmiyor.

Ama arabada şoförün yanına oturup şehrin her tarafını gezmiş, notlar almış, çizimler yapmış.

Yanındakiler ona ısrarla Kemeraltı Çarşısı’nı göstermek istemişler.

Ancak o burayı “mezbele” bir yer olarak nitelemiş ve birkaç bina dışında dikkate değer hiç bir şeyin bulunmadığını söylemiş.

Le Corbusier’e yapılan en büyük eleştirilerden biri, yeniden planladığı şehirlerde “tabula rasa”, yani masanın üstünü temizleyip şehri yeniden kurma fikrini savunması olmuş.

Şehrin gelişmesi için en uygun yerin, bugün Hatay Caddesi ile İnciraltı olacağını anlatmış.

ÇEKİŞME
LE CORBUSİER ADLI BİR ZATLA BAZI İŞLER Mİ ÇEVİRİYORSUNUZ

KİTAP, Ankara ile İzmir arasındaki çatışmanın daha o zamanlar başladığını gösteriyor.

Nafia (İmar İskân) Bakanlığı İzmir nâzım planını kendi yapmak istiyor.

Ancak İzmir’in yerel yöneticileri buna kendileri karar vermek istiyorlar.

O nedenle de Le Corbusier’e bir nâzım plan hazırlatıyorlar.

Ankara ise bunu validen ve belediye başkanından değil, Yeni Asır gazetesinde çıkan bir haberden öğrenince çok sinirleniyor ve belediyeye bir yazı göndererek, “Le Corbusier adlı bir zata bir plan hazırlatıyormuşsun, bu nedir” diye soruyor.

Bu arada plana en büyük itirazlardan biri de 1947’de kurulan İzmir Mimarlar Odası’ndan geliyor.

Bu da hâlâ bitmeyen bir kavga...

GÖZLEM
SEÇİM KAYBEDEN SİYASETÇİ GÖNÜLLERİ BÖYLE KAZANIR

CUMA akşamı İzmir’deki enkaz kaldırma çalışmalarını izlerken içimi açan bir tabloyla karşılaşıyorum.

Eski Başbakan Binali Yıldırım İzmir’e gelmiş... O gün Afyonkarahisar’daymış...

Öğretmen eşi Semiha Hanım bir süredir “81 ile anaokulu” projesini gerçekleştirmek için çalışıyor.

Bu proje çerçevesinde Afyonkarahisar’da bir anaokulunun açılışını yapıyormuş.

İzmir’deki depremi öğrenince şoförüne “Hadi İzmir’e gidiyoruz” demiş...

Bir İzmirli olarak Binali Bey’in bu tavrı benim çok içimi ısıtıyor.

Girdiği belediye başkanlığı seçimini kaybetmesine rağmen İzmir’le ilişkisini hiç kesmedi.

Bu arada gece Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le de bir araya gelmiş.

Aralarında güzel bir ilişki var. Bu diyalog da insana iyi geliyor....

Dün Binali Bey’le biraz sohbet ettim.

İkimizin de görüşü aynı. Ucuz atlatılmış bir felaket bu.

“Sayın Başbakanım Allah İzmir’i seviyormuş” dedim...

ÇİÇEKLERİMİZİN ANADİLİ TÜRKÇE MİDİR YOKSA NE

EVET bitkilerin de bir anadili var ama ne yazık ki Türkçe değil...

Yine de üzülmeyin, çünkü İngilizce, Fransızca, Almanca, Yunanca veya Arapça da değil...

Biliyorum hemen aklınıza “Ama Latince” demek gelecek...

Evet Latince...

Ama Roma İmparatorluğu’nda sokakta konuşulan Latince de değil...

*

Bitkilerin anadili “Botanik Latincesi” denilen bir dil...

Buna “Bahçıvan Latincesi” de diyebilirsiniz.

Geçen hafta Amerika’da yeni çıkan bir kitabın özetini okudum.

Türkçeye şöyle çevrilebilir:

“Bahçıvan Botaniği, Latince Bitki İsimleri Ansiklopedisi”.

İşte orada okuduğuma göre bitkilerin kökenleri hakkında bize en iyi bilgi veren kaynak Latince isimleriymiş.

Ve bu isimlerde genellikle bitkinin bir özelliği, nereden geldiği konusunda bilgi olurmuş.

...........................

Ross Bayton, “The Gardener’s Botanical; An Encyclopedia of Latin Plant Names”, Quarto Publishing, 2020

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

KESTANE VE ATKESTANESİ ARASINDAKİ TEK FARK AT MI

ÖZETTE okuduğum ilginç örneklerden biri bildiğimiz kestane...

Kestanenin İngilizce adı “chesnut”.

Bir de atkestanesi var... Onun adı da “horse chesnut”, yani tam Türkçesi gibi...

Önce şu meseleyi halledelim.

Türkçedeki kestane adı nereden geliyor.

Bu meyvenin Latince adı “castanea”...

Basbayağı kestane yani...

Oysa at kestanesinin Latince adı “aesculus”.

Yani arada sadece bir at yok...

İkisi de kestane değil mi?

Oysa Latincelerine gittiğinizde görürsünüz ki, bunlar birbirinden çok farklı iki ağaç...

ZEKİ MÜREN’İN, ‘BENİM GÜZEL MANOLYAM’ DEDİĞİ MANOLYA GERÇEKTEN O KADAR GÜZEL Mİ

DÜNYADA en sevdiğim ağaçlardan biri manolya...

Ağacı, çiçeğini çok severim, ama adını hepsinden çok severim...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Zeki Müren’in “Benim güzel manolyam” şarkısını da çok severim.

İyi de manolya gerçekten şarkıdaki kadar güzel mi?

Fotoğrafı yanda. Buyurun siz karar verin.

Latincesi “magnolia” olan ağacın ve çiçeğinin isminin, 1638 ile 1715 yılları arasında yaşamış bir Fransız botanikçi olan Pierre Magnol’dan geldiğini biliyor muydunuz?

Latince gibi görünsün diye sonuna sadece “ia” harfleri eklenmiş.

“Benim güzel manolyam”a o güzel ismi veren adamı o kadar güzel buldunuz mu...

KARABİBERİN ADINI LATİNCE SÖYLERSENİZ İŞSİZ KALIRSINIZ

BAZI bitkilerin Latince isimleri bugün “politically correct” değil...

Yani etik değil...

Mesela bildiğimiz karabiber...

Latince adı “piper nigrum”.

Yani “nigger”.

Hadi söyleyin bu latince ismi Amerika’da uluorta bakalım...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Söylerseniz, “Black Lives Matter” hareketinden iyi bir meydan dayağı yersiniz.

Bunun gibi yeni kıtaları fetheden bazı sömürgecilerin isimleri de bugün çeşitli bitki ve çiçek adı altında önümüze çıkıyor. Ansiklopedide bunların da epey örneği var.

Pis ve insafsız bir sömürgecinin adını taşıyan bir demet çiçeği hâlâ sevgilinize vermek ister misiniz...

Bu kitabın tamamını hemen okumalıyım.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Eyüp Serbest
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku