Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce
elime ulaştı.

Ben de size böyle bir günde bu fotoğrafın ve İzmir’in hikâyesini anlatacağım...

Önce fotoğraftaki papyonlu adamdan başlayalım.

*

Gençliğim boyunca, yirminci yüzyıl mimarlık tarihine damgasını vuran 4 mimarla ilgili epey şey okudum.

Bütün dünyayı etkileyen Bauhaus akımının kurucusu Walter Gropius, bütün dünyada gökdelen konseptlerini geliştiren Frank Lloyd Wright, dökme betonun estetiği keşfeden Brezilyalı mimar Oscar Niemeyer ve modernizmin kurucularından Le Corbusier...

O gün İzmir’de arabadan papyonlu kişi işte bu mimarlardan Le Corbusier’dir...

Girdiği bina İzmir Ticaret Odası’dır... Ve bu fotoğraf işte o gün İzmir Ticaret Odası üyeleriyle çekilmiştir.

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Le Corbusier’nin İzmir’e geliş nedeni ise çok ilginçtir.

İzmir’i İzmir yapan efsane belediye başkanı Dr. Behçet Uz ondan şehir için bir nâzım plan yapmasını istemiştir.

Ben İzmirliyim ama şehrin tarihindeki bu çok önemli olayı eylül ayında çıkan bir kitaptan öğrendim.

Dönemin İzmir yöneticileri işte böyle geniş bir ufka ve moderniteye sahip insanlarmış...

1939 yılında dünyanın en modern mimarına şehir planı yaptırmışlar...

*

Plan 1949’da bitmiş...

Ama o yıl Dr. Behçet Uz artık İzmir Belediye Başkanı değildir...

Ve bu plan tozlu raflarda kaybolur gider...

Ama bu kitap aynı zamanda böylesine büyük bir vizyonun karşısına dikilen engelleri de anlatıyor.

Ve üzülerek görüyorsunuz ki...

İzmir’in makûs talihi hâlâ tekerrür ediyor...

............................................

Didier Laroche, Jean-Luc Maeso, Volker Ziegler: “Le Corbusier Türkiye’de; İzmir Nazım Planı 1939-1949” Çev: Erkan Maçoy, (İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla) Kırmızı Kedi Yay., Eylül, 2020

İZMİR FUARI NEREDEN ESİNLENEREK YAPILDI

ÇOCUKLUĞUMDA geceleri pijamalarımızla evden kaçıp gittiğimiz İzmir Fuarı, meğer Moskova’daki “Gorki Park”tan esinlenerek yapılmış.

Bu amaçla İzmir Belediye Meclisi üyeleri 1933 yılında Moskova’ya bir ziyaret yaparak bir rapor hazırlamışlar. 1 Ocak 1936’da da fuarın yapım çalışmaları başlamış. Tabii ki belediye başkanlığı koltuğunda büyük vizyoner Behçet Uz oturmaktadır.

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam
Dario Moreno Sokağı

TABULA RASA YAPIP ŞEHRİ YENİDEN KURUN MU DEDİ

LE Corbusier’nin İzmir’de kaç gün kaldığı bilinmiyor.

Ama arabada şoförün yanına oturup şehrin her tarafını gezmiş, notlar almış, çizimler yapmış.

Yanındakiler ona ısrarla Kemeraltı Çarşısı’nı göstermek istemişler.

Ancak o burayı “mezbele” bir yer olarak nitelemiş ve birkaç bina dışında dikkate değer hiç bir şeyin bulunmadığını söylemiş.

Le Corbusier’e yapılan en büyük eleştirilerden biri, yeniden planladığı şehirlerde “tabula rasa”, yani masanın üstünü temizleyip şehri yeniden kurma fikrini savunması olmuş.

Şehrin gelişmesi için en uygun yerin, bugün Hatay Caddesi ile İnciraltı olacağını anlatmış.

ÇEKİŞME
LE CORBUSİER ADLI BİR ZATLA BAZI İŞLER Mİ ÇEVİRİYORSUNUZ

KİTAP, Ankara ile İzmir arasındaki çatışmanın daha o zamanlar başladığını gösteriyor.

Nafia (İmar İskân) Bakanlığı İzmir nâzım planını kendi yapmak istiyor.

Ancak İzmir’in yerel yöneticileri buna kendileri karar vermek istiyorlar.

O nedenle de Le Corbusier’e bir nâzım plan hazırlatıyorlar.

Ankara ise bunu validen ve belediye başkanından değil, Yeni Asır gazetesinde çıkan bir haberden öğrenince çok sinirleniyor ve belediyeye bir yazı göndererek, “Le Corbusier adlı bir zata bir plan hazırlatıyormuşsun, bu nedir” diye soruyor.

Bu arada plana en büyük itirazlardan biri de 1947’de kurulan İzmir Mimarlar Odası’ndan geliyor.

Bu da hâlâ bitmeyen bir kavga...

GÖZLEM
SEÇİM KAYBEDEN SİYASETÇİ GÖNÜLLERİ BÖYLE KAZANIR

CUMA akşamı İzmir’deki enkaz kaldırma çalışmalarını izlerken içimi açan bir tabloyla karşılaşıyorum.

Eski Başbakan Binali Yıldırım İzmir’e gelmiş... O gün Afyonkarahisar’daymış...

Öğretmen eşi Semiha Hanım bir süredir “81 ile anaokulu” projesini gerçekleştirmek için çalışıyor.

Bu proje çerçevesinde Afyonkarahisar’da bir anaokulunun açılışını yapıyormuş.

İzmir’deki depremi öğrenince şoförüne “Hadi İzmir’e gidiyoruz” demiş...

Bir İzmirli olarak Binali Bey’in bu tavrı benim çok içimi ısıtıyor.

Girdiği belediye başkanlığı seçimini kaybetmesine rağmen İzmir’le ilişkisini hiç kesmedi.

Bu arada gece Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le de bir araya gelmiş.

Aralarında güzel bir ilişki var. Bu diyalog da insana iyi geliyor....

Dün Binali Bey’le biraz sohbet ettim.

İkimizin de görüşü aynı. Ucuz atlatılmış bir felaket bu.

“Sayın Başbakanım Allah İzmir’i seviyormuş” dedim...

ÇİÇEKLERİMİZİN ANADİLİ TÜRKÇE MİDİR YOKSA NE

EVET bitkilerin de bir anadili var ama ne yazık ki Türkçe değil...

Yine de üzülmeyin, çünkü İngilizce, Fransızca, Almanca, Yunanca veya Arapça da değil...

Biliyorum hemen aklınıza “Ama Latince” demek gelecek...

Evet Latince...

Ama Roma İmparatorluğu’nda sokakta konuşulan Latince de değil...

*

Bitkilerin anadili “Botanik Latincesi” denilen bir dil...

Buna “Bahçıvan Latincesi” de diyebilirsiniz.

Geçen hafta Amerika’da yeni çıkan bir kitabın özetini okudum.

Türkçeye şöyle çevrilebilir:

“Bahçıvan Botaniği, Latince Bitki İsimleri Ansiklopedisi”.

İşte orada okuduğuma göre bitkilerin kökenleri hakkında bize en iyi bilgi veren kaynak Latince isimleriymiş.

Ve bu isimlerde genellikle bitkinin bir özelliği, nereden geldiği konusunda bilgi olurmuş.

...........................

Ross Bayton, “The Gardener’s Botanical; An Encyclopedia of Latin Plant Names”, Quarto Publishing, 2020

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

KESTANE VE ATKESTANESİ ARASINDAKİ TEK FARK AT MI

ÖZETTE okuduğum ilginç örneklerden biri bildiğimiz kestane...

Kestanenin İngilizce adı “chesnut”.

Bir de atkestanesi var... Onun adı da “horse chesnut”, yani tam Türkçesi gibi...

Önce şu meseleyi halledelim.

Türkçedeki kestane adı nereden geliyor.

Bu meyvenin Latince adı “castanea”...

Basbayağı kestane yani...

Oysa at kestanesinin Latince adı “aesculus”.

Yani arada sadece bir at yok...

İkisi de kestane değil mi?

Oysa Latincelerine gittiğinizde görürsünüz ki, bunlar birbirinden çok farklı iki ağaç...

ZEKİ MÜREN’İN, ‘BENİM GÜZEL MANOLYAM’ DEDİĞİ MANOLYA GERÇEKTEN O KADAR GÜZEL Mİ

DÜNYADA en sevdiğim ağaçlardan biri manolya...

Ağacı, çiçeğini çok severim, ama adını hepsinden çok severim...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Zeki Müren’in “Benim güzel manolyam” şarkısını da çok severim.

İyi de manolya gerçekten şarkıdaki kadar güzel mi?

Fotoğrafı yanda. Buyurun siz karar verin.

Latincesi “magnolia” olan ağacın ve çiçeğinin isminin, 1638 ile 1715 yılları arasında yaşamış bir Fransız botanikçi olan Pierre Magnol’dan geldiğini biliyor muydunuz?

Latince gibi görünsün diye sonuna sadece “ia” harfleri eklenmiş.

“Benim güzel manolyam”a o güzel ismi veren adamı o kadar güzel buldunuz mu...

KARABİBERİN ADINI LATİNCE SÖYLERSENİZ İŞSİZ KALIRSINIZ

BAZI bitkilerin Latince isimleri bugün “politically correct” değil...

Yani etik değil...

Mesela bildiğimiz karabiber...

Latince adı “piper nigrum”.

Yani “nigger”.

Hadi söyleyin bu latince ismi Amerika’da uluorta bakalım...

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

Söylerseniz, “Black Lives Matter” hareketinden iyi bir meydan dayağı yersiniz.

Bunun gibi yeni kıtaları fetheden bazı sömürgecilerin isimleri de bugün çeşitli bitki ve çiçek adı altında önümüze çıkıyor. Ansiklopedide bunların da epey örneği var.

Pis ve insafsız bir sömürgecinin adını taşıyan bir demet çiçeği hâlâ sevgilinize vermek ister misiniz...

Bu kitabın tamamını hemen okumalıyım.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Eyüp Serbest
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

Bugünkü hikâyemiz son zamanlarda streaming platformlarda çok moda olan bir “Unsolved Mysteries...”

Yani “Çözülmemiş esrarengiz olaylar” kategorisinden...

Yaşanmış bir polisiye...




Yazının Devamını Oku

Fikri Bey kardeşim bu kareye bir de sen bak

Önceki gün çekilen bu fotoğraf karesinde ne görüyoruz...

Cumhurbaşkanı Erdoğan aşı oluyor...

*

Tamam güncel olan o...



Ama gözümüzü hafifçe sağa ve sola çevirince ne görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Bir selfie fotoğrafı ve üç gün önce atılan bir tweet

Önümüzdeki not defterinde iki tarih var...

Biri 11 Ocak 2021...

Yani geçen pazartesi günü...

Öteki ise bundan 3 gün öncesine ait...

Yani 8 Ocak 2021...

Önce ikincisinden başlayayım...

Gördüğünüz bu fotoğraf geçen pazartesi günü Kahire’de çekildi... Eminim MİT’in elinde de vardır, çünkü açık istihbarattan gelen bir fotoğraf...

Dikkatle bakarsanız arka planda 4 bayrak göreceksiniz...

Yazının Devamını Oku

Bugün ayaktaysa kendisi ve bu iki insan sayesinde

Dün Posta gazetesinin manşeti şöyleydi:

“Ebru’nun zaferi”...

Aslında, bu başlığı Adnancı çetenin mahkûm olduğu gün ben atmalıydım...

Ama Posta’yı kutluyorum...

Benim 25 yıldır takip ettiğim bir olaydı bu...

Adnancı zalimlerin “Adnan Hoca” olduğu günlerde, herkesin ondan korkup sindiği günlerde, onun zulmüne uğrayıp da tek başına mücadele eden bir kadın vardı.

Adı Ebru Şimşek...

Bu çete ona yapmadığı zulmü bırakmamıştı...

Yazının Devamını Oku

Hangisi fazla: 'Önce Türküm' diyen mi 'Elhamdülillah Müslümanım' diyen mi

Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl yaptığı “Türkiye’nin eğilimleri” araştırmasının sonuçları 7 Ocak günü yayınlandı.

Her yıl olduğu gibi sonuçları bir sosyolog gözüyle ilgiyle okudum.

Araştırmanın siyasi sonuçlarına hiç girmeyeceğim...

Çünkü beni hiç ilgilendirmiyor.

Ama sosyal ve kültürel sonuçlarında çok çarpıcı bazı öyle ilginç rakamlar var ki, işte onları anlatmak istiyorum.

Belki 2023 seçimleri için partilere yol gösterebilir.

En ilgincinden başlayayım.

SORU ŞU:

Yazının Devamını Oku

Klarnet: Dış politikanın yükselen yumuşak gücü

Son zamanlarda Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesinin müdavimi oldum.

Çünkü Türk dış politikasının en gizli nabzı orada atıyor....

Özellikle Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın dış gezilerinde...

Bakanlık sitesi arşivine konan bu gezilere ait görüntüler, gazete ve televizyon haberlerine pek yansımayan “yeni trendleri” anlatıyor...

Şu an önümde son iki geziye ait görüntüler var...

Birincisi Libya’dan...

Savunma Bakanı geçenlerde Libya’yı ziyaret etti...

Orada düzenlenen gecenin en vurucu cümlesini gazetelerde ve internet sitelerinde okuduk.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp kâbusu-Neee o çıplak fotoğrafları başkalarına mı vereceksin

Herkesin kulaktan kulağa sorduğu soruyu ben açıkça sorayım: Hani pandemi sırasında erkek WhatsApp gruplarında karşılıklı atılan o çıplak kadın fotoğrafları var ya...

Yapılan o erkek geyikleri...

Hani bir uçtan ötekine şifreli diye fantezi meraklılarının yaptığı o anatomik paylaşımlar...

Kadınlar, siyasetçiler hakkında o yazılıp çizilen fıkralar...

Paylaşılan siyasi karikatürler...

Normal sohbetlerimizde ağzımıza almayacağımız ifadeler, kavramlar, küfürler...


Yazının Devamını Oku

O dört saatte beni en çok şaşırtan şey

İki gündür önümdeki iki fotoğrafa bakıp bakıp soruyorum...

O iki fotoğraf şu:

Sakallı bir adam, Senato başkanının koltuğunda oturuyor...

Bir başka sakallı adam da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin koltuğunda...



Pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Bir gün herkes o koltuktan kalkmayı tadacak ama nasıl

Amerikan Senatosu’nun seçilmiş insanları, alenen kışkırtılmış kadınların ve adamların saldırısına uğradığı sırada...

Avrupa’nın seçilmiş insanlarından birinden şu Twitter mesajı geldi:

“Şundan emin olun. Benim başbakanlıktan ayrılmam çok sıradan ve sıkıcı bir şekilde olacaktır...”

Mesajın altında, Almanya’nın seçilmiş başbakanı ve şu an dünyanın en başarılı lideri sayılan Angela Merkel’in adı vardı.  

Hesap gerçekten onun mu, yoksa birisi onun adına şaka mı yapıyor tam öğrenemedim...

Ama hepimiz biliyoruz ki, onun görevden ayrılması gerçekten çok sıradan bir şekilde olacak...

Nasıl mı?

*

Yazının Devamını Oku

Bir Big Lebowski atasözü: Bir gün bir adam gelir ve

Benim kült filmim “Big Lebowski”nin 3 bowlingci kahramanının yanında, bir de yan karakteri var...

Onun adı yok...

Sadece “The Stranger”, yani “Yabancı” diye biliyoruz...

Arada bir bowling salonunun barında tek başına otururken görürüz onu...

Genellikle de Jeffrey Lebowski’ye ettiği büyük laflarıyla hatırlarız...

Mesela aklımdan hiç çıkmayan şu lafı:

“Bir ülkede bazen bir adam gelir ve...”

“Yabancı” 

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs'un dediği olsaydı pandemide kaç video gelirdi

Son zamanlarda başladığım “podcast sohbetler”de bugün konuğum özel sektörün en büyük enerji dağıtım şirketlerinden biri olan EnerjiSA’nın CEO’su Murat Pınar...

Epeydir aradığım bir insandı.

Çünkü elinde müthiş bir veri tabanı var.

20 milyon müşteriye hizmet götürüyor. 11 bin çalışanı var.

Dolayısıyla pandemi sırasında kim ne tüketti, ne kadar evde oturdu, ne harcadı, bugün durum ne herkesten iyi biliyor.

Karşımda uzun saçları ve hali tavrı ile klasik bir enerji şirketinden çok Silikon Vadisi’nde yükselen bir startup tipi duruyor.  


Murat Pınar

Türkiye hakkında ona sormak istediğim çok şey var.

Yazının Devamını Oku

Bu Müslüman kadın 9 Şubat'ta çok önemli bir işi başaracak

Biz Boğaziçi rektörünü tartışırken 9 Şubat günü uzayda çok ilginç bir şey olacak.

Mini Cooper araba büyüklüğünde bir araç Mars’ın yörüngesine oturacak.

Ve bu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya gönderdiği bir araç olacak.

Aracın adı “Hope”.

Yani “Umut”.

Tarihte ilk defa Müslüman bir ülkenin uzaya attığı araç böylesine ileri bir noktaya gidiyor...

Üstelik güzel bir haber daha var. Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu bilimsel Mars projesinin başında 33 yaşında bir kadın var.

Adı

Yazının Devamını Oku

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

Geçtiğimiz 9 Eylül 2020 günü Londra’da bir kadın öldü...

77 yaşındaydı...

Geçen yılın sessiz ölümlerinden biriydi... Ama, bu dünyadan ayrılırken arkasında çok gürültülü bir yakın geçmiş bırakmıştı...

Simone de Beauvoir’larla başlayan “birinci dalga feminizm”in, ikinci dalga sörfçülerinden biriydi...

Ve o kadın bizim erkek neslimizin dimağına çok korkutucu iki soruyu sokmuştu...



Yazının Devamını Oku

Fikri kardeşim başörtüsü flama da, kimin flaması

Önceki gün şunu artık iyice anladım...

Bu ülkenin iyiye gitmesi için...

Şu Allah’ın belası kutuplaşmadan kurtulması için...

Allah rızası için...

Bazı tipleri televizyonda canlı yayına katiyen çıkarmamak gerekiyor...



Yazının Devamını Oku

İlk gün: 'AKP içinden destek için çok sayıda mesaj geliyor'

Şimdi anlatacağım konuşmayı 3 gün geciktirerek yayınlıyorum.

İki nedenden dolayı bilerek erteledim.

Birincisi bu sözleri söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan yazmak için izin istedim.

İkinci ve daha önemlisi ise...

Bu konuşmayı yılın ilk günü yayınlamak istedim.

Çünkü o felaket yılından sonra 2021’e umutla girmeyi arzuladım...

Geçen salı günü...

Yer Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camisi...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en güzel yeni yıl kartpostalı

Önceki gün arkadaşım Ahmet Acar’ın cenazesine katılmak için arabayla Ankara’ya gidip geldik...

İlk defa Kuzey Marmara otoyolunu kullandım...

İstanbul dışına çıkışı çok kolaylaştırmış...

Yolu en az 30-40 dakika kısaltıyor.

İstanbul’a dönüşte, bugüne kadar bana en çok heyecan veren duvar resimlerinden birine rastladım.

“Pasific” benzin istasyonunun market duvarına çizilmiş olağanüstü bir Türk bayrağıydı bu...

Kim çizdiyse gerçekten çok başarılı...

Bayrağın dalgalanışına o kadar güzel bir hareket vermiş ki, insan önünde durup fotoğraf çektirmeden geçemiyor....

Yazının Devamını Oku

Beluga balinası ve Amur kaplanı ile uyuyan hücrelere mesaj mı

Dün Rusya Devlet Başkanlığı’nın internet sitesinde dolaşırken çok ilginç bir şeyle karşılaştım.

Biliyorum bazılarınızın aklına hemen şu soru gelecek.

“Ne işin var senin oralarda?”

Sedat Ergin soktu kanıma bunu...

Biliyorsunuz, o, başlığında “resmi” kelimesi bulunan her devlet sitesini ziyaret eder.

Tabii ki, onun Rusya resmi internet sitesine girip dolaşması ile benimki arasında esaslı bir fark var.

Onun ilgi alanı “Diplomatik belgeler”, “Resmi heyetler arasındaki görüşmeler” ve “Dokümanlar” bölümü olur...

Ya ben Rusya Devlet Başkanı’nın sitesine girersem ne görürüm?

Yazının Devamını Oku

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

‘Hayatın şeyleri” bazen insanı en hazırlıksız anında yakalar...

Kendinizi mütevazı ve sakin bir yılbaşına hazırlarken çalar birden kapınızı...

En hazırlıksız olanı ise yüzünüzdür öyle anlarda...

O yüz ne hissettiğini anlatamayacak kadar çaresizdir çünkü...

Pazar akşamı işte böyle oldu...

Hiç beklemediğimiz, en hazırlıksız anımızda öğrendik oda arkadaşımın ölümünü...

ODTÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar benim ilk akademik yoldaşımdı...

Aynı yıl yurtdışından dönüp, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde göreve başladık....

Yazının Devamını Oku

26 yaşındaki David mi 70'lik ben mi daha yakışıklı

Michelangelo, David heykelini yaptığında 26 yaşındaydı...

Tahmin ediyorum yaptığı heykel de anatomik olarak 20-30 yaşlarında bir erkektir...

Biliyorum başlıktaki soruyu okuduğunuz an, “Yine ne saçmalamış” diyeceksiniz...

Hayır ciddiyim...

O nedenle, soruyu yeniden soruyorum:

Evrensel güzellik ölçülerine vurursanız, Michelangelo’nun David heykelindeki erkek mi daha güzel ben mi...

*

Hiç kuşkusuz David de kusursuz bir erkek değildi... Başı normalden büyük, elleri de öyle...

Genital organı küçük...

Yazının Devamını Oku

Dün Metin Akpınar'ı arayıp şu soruyu sordum

Önceki gün Metin Akpınar’ın mahkeme koridorundaki fotoğrafı çok dokundu bana...

Bir bankın ucunda yapayalnız oturuyordu...

1970’lerin terör yıllarına döndüm...

Sonra 1980’li yıllara...

12 Eylül’ün o karanlığında bile siyasi hicivleri, mizahı ile bizi gülümseterek, kahkahalar attırarak dayanma gücümüzü nasıl arttırdıklarını hatırladım...



Yazının Devamını Oku