GeriErtuğrul ÖZKÖK Çocuğun kayıpsa önce şuraya bak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocuğun kayıpsa önce şuraya bak

DÜN, kriminal konularda uzman bir kişiyle konuştum.

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Türkiye’deki en büyük Adli Tıp uzmanlarından biri olan Prof. Sevil Atasoy kaybolan çocuklarla ilgili bazı uyarılarda bulundu.

Özetliyorum.

Çocuğun kayıpsa önce şuraya bak


KAÇ KİŞİDİR BU CANİLER: Toplumlarda “pedofili”ye yani çocuğa karşı cinsel istismara yatkın insan oranı yüzde 1 ile 5 arasında değişir.

SOKAĞA AÇIK TOPLUMLAR: Türkiye, İtalya, İspanya gibi sokağa açık sıcak ülkelerde daha da dikkatli olmak gerekir.

AMAN YAKIN ÇEVREYE DİKKAT: Cinsel istismar, kaçırma ve öldürme olaylarının büyük bir bölümü aileye yakın veya tanıyan kişiler tarafından gerçekleştirilir.

ÇOCUĞA YAKIN ÇALIŞANA DİKKAT: Türkiye’de çocukla teması olan mesleklere insan alımında sicil araştırması iyi yapılmıyor, geçmişlerinde bu tür sabıkalarının olup olmadığına hiç bakılmıyor veya iyi bakılmıyor.

Çocuğunuzla ilişkisi bulunan meslekleri yapan insanları çalıştıran şirket ve kurumlardan bu araştırmaları iyi yapmalarını talep edin.

MAHALLE SAHİP ÇIKAR DEMEYİN: Aileler açısından en tehlikeli bölge, bu nedenle en yakın çevredir. Kasabalar ve küçük yerleşim birimlerine, mahallelere dikkat edin. “Nasılsa gören olur”, “Nasılsa tanıdığımız çevredir” diye güvenmeyin. Çocuğunuzu 10 metre ötedeki büfeye bile yalnız göndermeyin.

HAYVAN DÜŞMANINA DİKKAT: Hayvan öldüren insan kolaylıkla insan da öldürür. Çocuklarınızı hayvanlara karşı duyarlı yetiştirin. Böyle bir eğitim verilmesini talep edin



ARTIK ADAM KAZANDI FALAN DEMEYECEĞİM


MESELA bir seçim gecesi önüme muhalefet liderinden “Adam kazandı” diye bir WhatsApp mesajı gelirse bunu böyle yazmayacağım.
Bugünden itibaren, “Adam gibi adam” da demeyeceğim... Demeye kalkarsam, görünmeyen bir elyazısıyla dokunacak ve bu kavramın üzerine kırmızı bir çizgi çekecek...

Bu benim sicilime işlenecek... Hürriyet okurlarına açıklanacak...

Şimdi durun hemen olayı siyasete çekmeyin...

Hiç alakası yok. Hürriyet ve Vodafone bugünden itibaren çok önemli bir projeyi başlatıyor...

Dildeki cinsiyet ayırımcılığına son vermek için özel bir dil programı geliştirildi.

Yıllar, hatta onlarca, yüzlerce yıldır dilimize yerleşmiş, yapışmış ayrımcı kelimeleri, kavramları kullanmayacağız...

Eğer kullanırsam, bir yapay bellek devreye gidecek ve bu kelime veya kavramın üzerine kırmızı bir çizgi çekecek.

Mesela “Adam gibi adam” kavramını kullanmayacağız.

Mesela “Kızını dövmeyen dizini döver” filan gibi resmen kadını aşağılayan sözleri bir daha bizden duymayacaksınız.

Mesela “İşadamı” demek yok artık... “İşinsanı” diyeceğiz...

Hürriyet ve Vodafone’u gönülden kutluyorum.


GÜLEREK SÖYLEDİĞİNE DEĞİL SOMURTARAK SÖYLEDİĞİNE BAKIN


TELEVİZYONDA demiş ki...

Çocuğun kayıpsa önce şuraya bak“Sakalsız erkek kadına benzer, şehvet uyandırır ve diğer erkekleri günaha sokar...”

Çok eleştiri gelince kendini şöyle savunuyor: “Canım ben onları gülerek söyledim.”

Ama YouTube’da aynı kişinin Reina’da öldürülen insanlarla ilgili bir konuşması var ki... Gayet ciddi suratla söyledikleri...

İnanın kanım dondu...

Yılbaşında orada eğlenen insanları “Pisliğe bulaşmış”, “Şehvete düşmüş” falan diye değerlendiriyor. Yani canilere bir “Aferin iyi ki gidip öldürdünüz” demediği kalmış.

31 Aralık gecesinin Hıristiyanların kutsal gecesi 24 Aralık’la ilişkisinin bulunmadığını ya bilmeyecek kadar cahil ya da eğlenen her insana karşı büyük bir kini ve nefreti var...

Ve güya Müslümanlık adına konuşuyor orada...

Ne diyeyim...

Vikipedia yasak...

Bu katliam övgüleri serbest...


'ANİMOLEŞEREK' BU KAVGAYI BİTİRİR MİYİZ


APPLE eylül ayında uygulamaya koyacağı iOS 12 programını tanıtmaya başladı.

Tanıtımlarında bir cümle dikkatimi çekti.

“Kendinizi animoleştirin”.

Bu kavramı duyunca zınk diye kaldım...

“Animoji” bildiğimiz “emoji” kelimesinden türetilmiş bir kavram.

Hani mesajların yanına eklediğimiz o küçücük gülücük, surat asma, burun kıvırma, alkışlama, kırmızı, mavi kalp, çiçek gönderme işaretleri.

Şimdi bu işaretler büyük bir hızla genel olmaktan çıkıp şahsileşiyor.

Çocuğun kayıpsa önce şuraya bak

Yani artık herkes aynı emojiyi kullanmayacak, kendisi emoji yaratacak.

Apple’ın iOS 12 programı şimdi muazzam bir animoji yeteneği getiriyor.

Geçen gün bunun uygulamalarını gördüm.

İnsan kendi yüzünü emoji haline getirebiliyor.

Böylece anlatmak istediğiniz bütün duyguları kendi yüz ifadelerinizle, başkasının yüzüne söylemiş olacaksınız.

Düşünüyorum...

Kendimizle dalga geçebileceğimiz, kendimizi komikleştirebileceğimiz bu yeni emoji dili acaba kutuplaşmaya son verecek yeni bir psikoloji yaratabilir mi...

İnsanların yüzüne kendi yüzüyle, kendi insani mimikleriyle çakamayıp, takma isimler, sahte maskeler arkasına saklanıp, oradan haysiyetlerimize ateş eden trollerin etkisini böyle kırabilir miyiz...


WHATSAPP GRUBU GÖRÜNTÜLÜ HALE GELDİĞİNDE NE OLACAK


iOS 12’nin en önemli özelliklerinden biri de hız olacakmış.

Kameraya geçişi yüzde 70, klavyenin açılışını yüzde 50 hızlandırıyorlarmış. Bir de “Augmented Reality” uygulamaları çok öne çıkıyor. Mesela duvardaki bir tablonun ölçülerini cep telefonunuzun kamerasıyla ölçebileceksiniz.

Ama benim ilgimi 32 kişiye kadar ortak konuşma imkânı sağlayacak olan program çekti.

Birlikte bulunduğum bazı kişilerin aklına hemen telekonferans geldi.

Benim aklıma ise son yılların en büyük sosyolojik fenomenlerinden biri olan WhatsApp grupları geldi.

Düşünebiliyor musunuz, yazılı gruplar görüntülü hale gelmiş...

Bence hiç tahmin edemeyeceğimiz durumlar ortaya çıkabilir.

İyi ve kötü yanlarıyla...


KASABA OLAYINDA GALİBA İLBER HOCA HAKLI ÇIKIYOR


SON yıllarda, televizyon ve streaming platformlarının dizilerinin en çarpıcı konularından biri küçük kasabalar ve insanları.

Önce İngilizler Broadchurch’u yaptılar.

Onu Riverdale ile Amerikalılar izledi.

Sonra yine İngilizlerin Safe’i ve Almanların Dark’ı geldi.

Şimdi Fransızlar bu işe el attı ve kanımca Broadchurch’ten sonra en iyisini yaptılar.

Hafta sonu Netflix’te Fransız yapımı “La Foret” (Orman) dizisinin tamamını bitirdim.

Küçük bir Fransız kasabasında kaybolduktan sonra cesedi bulunan bir genç kızın hikâyesiyle başlayan olaylar dizisi...

Her bölüm geçtikçe görüyorsunuz ki o masum gibi görünen kasabanın arkasında müthiş ahlak sorunları var.

İlber Ortaylı bir zamanlar Türkiye’nin kültürel olarak en büyük sorununun “kasaba hegemonyasında” yattığını söylemişti.

Galiba bu saptama bütün toplumlar için geçerli.

 

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku