GeriErtuğrul ÖZKÖK Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Çingenepalamutu ve Lymantria Disparın hayatında özel bir gün

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Çingene güvesi, bir yaprağa girip, onu anında bitiren ve böylece bir ağacın bütün yapraklarını kısa sürede kurutan bir güve...

Yani bir kımıl zararlısı gibi...

Zararlı bir böceğe “Çingene” denmesi, 21’inci yüzyıl anlayışında artık kabul edilemez bir şey olduğu için, şimdi yeni bir isim bulunacak.

Bu güvenin Türkçe adı da “Çingene güvesi...”

Bizde de bu yönde bir adım atılacak mı bilmiyorum...

*

Bizde bir de “çingenepalamutu” var...

Bugüne kadar hiç düşünmemiştim.

Niye çingenepalamutu denir?

Önce şunu öğrendim.

1 yaşının altındaki palamuta “çingenepalamutu” denirmiş...

Göçmen bir balıkmış...

*

Niye Çingene dendiğini araştırdım bulamadım.

Milli ve yerli gastronomi yazarımız Mehmet Yaşin de araştırmış.

Geçen yıl bir yazısında o da “Sağlam bir kaynak bulamadım” diye yazmış.

*

Artık dünyada böyle bir etik trend var...

Hayvanlarda dahi böyle aşağılayıcı tanımların yapılması kabullenilemiyor.

Böcekbilim cemiyetleri harekete geçti... Peki insan bilim kuruluşları ne yapacak?

Mesela “Çingene çalar, Kürt oynar” sözü...

“Çingenelik yapma” sözü...

“Affedersiniz Ermeni” deyişi...

*

Çingene güvesi bilimin sözlüğünden çıkarılıyor.

Artık sıra insan hakları ihlallerinin devlet sözlüklerinden, siyasetçinin belagat şehvetinden ve hukukun dar duvarlarının arasından kurtarılmasında...

ŞAMANLARIN YERİNİ KAFADANBACAKLI GURULAR MI ALIYOR

ÇEVREMDE müthiş bir “şaman modası” var...

Özellikle Perulu şamanlar...

Ve özellikle kadınlarda bir “Şamana danışma” trendi giderek artıyor.

Diyebilirim ki, 21’inci yüzyıl şamanları, 20’nci yüzyılın Hint meditasyon guruları ile yerli ve milli Sufileri unutturdu.

Çingenepalamutu ve Lymantria Disparın hayatında özel bir gün

Ancak dün New York Times’ın bilim haberlerinden birinde ilk defa işittiğim şu kavram çok dikkatimi çekti:

“Cephalopod guru...”

Yani “Kafadanbacaklı guru...”

*

Bu yıl belgesel dalında Oscar’ı alan “Ahtapottan Öğrendiklerim” filminde şunu anlamıştık...

Ahtapotlar duygusal bir beyne sahipler...

Çok duyarlı hayvanlar.

Hatta bu yüzden T24 yazarı Mehmet Yılmaz “Ben ahtapot yemem” diyor...

*

Meğer mürekkepbalığı da böyle duygusal bir hayvanmış.

Aynı benim gibi, yemeği bile bir “entertainment” yani eğlence programına çevirirmiş.

Duygusal zekâları çok gelişen bu hayvanlar arasında “Kafadanbacaklı gurular” bile çıkıyormuş.

*

Bu kavram ilk defa geçen hafta Massachusetts’teki deniz biyolojisi laboratuvarının uzmanı Brett Grass için kullanılmış ama eminim bundan sonraki ilk “Finding Nemo” filminin 3’üncüsünde bir kafadanbacaklı guru göreceğiz.

BİR ŞAMANLA BİR KAFADANBACAKLI GURU ARASINDA NE FARKLAR VAR 

ÜÇ BEYİN: Deniz biyoloğu Brett Grass’a göre mürekkepbalıklarının üç beyni var.

Kanları yeşil...

Ve omurgasız hayvanlar arasında beyni en büyük olanı...

Benim gibi, şamanların da tek beyni var ve yine benim gibi omurgalılar arasında beyni en büyük olan canlının bizler olup olmadığını bilmiyorum.

*

Gelelim karşılaştırmaya...

OMURGASIZ BEYİN: Her ne kadar insanın “omurgalısı” makbulse de ben kendini omurgalı sananların omurgasız diye hakaret ettiği insanları daha çok severim. Çünkü eğilip bükülen, dışarıdan gelen etkilere karşı kendini uyarlayabilen, var olan müesses nizamı değişmez kabul etmeyip değiştirmeye çalışan bir beyin, gelişmeyi sağlar...

*

KAN RENGİ: Bir de kan rengindeki fark var...

Kansızlardan çok çektik.

Tarih boyunca kırmızı kanlılardan da çok çektik...

Mavi kanlılardan ise hiç hazzetmedik...

Yani diyeceğim yeşil kanlı, kafadanbacaklı bir guru...

Ahtapot gibi ondan da alınabilecek bir ders olabilir...

ROBOT FRANK SİNATRA’DAN BİR DENGBEJ DİNLEMEK NASIL OLUR

GEÇEN hafta dünyanın ikinci “Robot Şarkıcı Eurovision’u” yapıldı ve sonuçlandı. Kazanan şarkının adı “Listen to Your Body Choir...”

Yani “Beden Koronuzun Sesine Kulak Verin...”

İkincisi yapılan yarışma, yapay zekânın bestelediği şarkılar arasında geçiyor.

Besteyi yapay zekâ yapıyor, ama şarkıyı insanlar da söyleyebiliyor.

Bu yıl birinci olan şarkıyı California’da, “M.O.G.I.I.7.E.D” adlı bir ekip tarafından üretilen yapay zekâ bestelemiş.

*

Bu haberi okurken bir şeyi daha öğrendim.

Meğer Elon Musk’ın “Jukebox” adlı bir şirketi varmış ve o da yapay zekâ ile Frank Sinatra, Katy Perry ve Elvis Presley gibi şarkıcıların robot seslerini yaratıyormuş. Yani isterseniz bu robota, Frank Sinatra’nın ağzından bir dengbej veya Neşet Ertaş türküsü de söyletebilirsiniz.

ARKA EKRAN
‘OTOMATİK PORTAKAL’ BİZİM PLATFORMLARDA NİYE YOK

DÜN New York Times’ta okudum.

Stanley Kubrick’in “Otomatik Portakal” filmi, Türkiye’de hizmet sunan bir streaming platformun Amerika’daki mönüsünde varmış.

New York Times, “Bu şahane film 30 Temmuz’da platformdan kaldırılacak, kaçırmayın” diye uyarıyor.

*

Filmi aynı şirketin Türkiye’deki platformunda aradım bulamadım.

Hatta Stanley Kubrick’in hiçbir filmi yok...

“Otomatik Portakal” Kubrick’in en çok tartışılan filmidir.

Paris’te öğrenciyken seyrettim ve beni müthiş etkiledi...

*

Türkiye’de niye yok diye merak ediyorum.

Türk seyircisine uygun değil mi diye düşünüyorlar?

Yoksa bir telif sorunu mu var...

Veya Türkiye’de de gösterime girecek mi...

Çingenepalamutu ve Lymantria Disparın hayatında özel bir gün

ARKA KULAK
BU HARİKA POTPURİYİ BİR UKULELEYE Mİ BORÇLUYUZ

“SOMEWHERE Over The Rainbow” ve “What a Wonderful World” çok insanın geceleri kanına fena halde girmiş iki şahane şarkıdır.

İkisini ayrı ayrı çok severim.

Ama Hawaii’li bir şarkıcı Israel Ka’ano’i Kamakawiwo bu ikisini bir potpuri olarak söyleyince birbirlerini ne kadar güzel tamamladıklarını fark ettik.

O dev adamın elindeki küçücük ukulelesi ile başlayan şarkı, dünya potpuri tarihi yazılsa herhalde ilk 3’e girecek bir cover’dır...

Şimdi o şarkıyı yeni kuşağın iki çok önemli DJ ve yapımcısı Robin Shultz ve Alle Farben birlikte remikslemişler...

Hızlı ritimli çok güzel bir parça haline gelmiş.

Haftanın şarkısı olabilir.

HAZIR GİYİM GAZETECİLİĞİNİN SONU MU YOKSA ‘ARKA EKRAN’ GAZETECİLİĞİ Mİ

GEÇEN hafta New York Times yönetiminden bir mesaj aldım. Benim adıma yazılmış. Gazetenin internet sitesi bana “ilgilendiğim konuları” soruyor. Altına da 100’den fazla konu yazmış.

Bilim, moda, siyaset, yeme içme kültürü, siyaset, uluslararası ilişkiler, hayvan, çevre, sanat, müzik, hip hop, klasik, tarih, biyoloji, spor, uzay, bazı popüler yazarlar ve daha aklınıza gelecek bir sürü konu.

Çingenepalamutu ve Lymantria Disparın hayatında özel bir gün

Diyor ki:

“Bize hangi konularla ilgilendiğinizi işaretleyin, size o konulardaki haberleri, yazıları, yorumları videoları gönderelim.”

*

40’a yakın konu işaretledim.

On dakika sonra gazete bana özel bir bülten göndermeye başladı.

Bugün bu sayfada okuduğunuz “Kafadanbacaklı gurular” yazısını işte o servisten gelen bir yazıdan esinlenerek yazdım.

*

Bu hizmet gösteriyor ki, artık “hazır giyim gazetecilik” veya “konfeksiyon gazeteciliği” dönemi kapanıyor. Yani yazıişleri oturup kendi kafasına göre bir gazete hazırlıyor ve size “Buyur kardeşim mönü bu, oku” diyor...

Bu dönem bitiyor ve “Sur Mesure” yani ısmarlama dikim gazetecilik dönemi başlıyor.

Gazete bana, çok ilgileneceğim ama birçok haber arasında göremediğim konuları getiriyor.

Bence kurumsal gazetelere yepyeni fırsatlar sağlayacak bir gelişme bu.

BENİM ARKA EKRAN VEYA ARKA PENCERE DEDİĞİM GAZETECİLİK

BİLİYORSUNUZ ben de buna benzer bir hizmeti geçen hafta bu köşede başlattım.

Adını “Arka Ekran” “Arka Pencere” ve “Kulak Arkası” koydum.

Yani müzikte, sinemada, dizide, streaming platformların ana ekranlarında göremediğiniz bazı haberleri, dizileri, filmleri bulup özel yorumları ile size sunmaya çalışacağım.

Bunu da ancak benim gibi işi gücü olmayan biri yapabilir...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku

‘Talibancı cumhuriyetçi’ kadınlar, kulaklığı atın yoksa ikna odasına

New York Times’a konuşan Taliban yöneticisinin adı Mücahid...

“İslam uğruna savaşan” anlamına geliyor...

Bu arkadaşın ileride Taliban Devleti’nin İletişim Başkanı olması bekleniyormuş.

*

Diyor ki:

“İslam’da müzik yasak. O nedenle halka açık yerlerde müzik çalmak yok...”

Ama Allah için öyle zorlayıcı falan olmayacaklarmış....

Yani insanları zorla müzik dinlemekten vazgeçirmeyeceklermiş...

Ya nasıl önleyeceklermiş...

Yazının Devamını Oku