Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs!

“Bir kadının bedeni 56 yaşında böyle olabilir mi?’

Bu soruyu sormayacağım...

Çünkü olabilir.

Giyinik olarak olabileceğini epeydir biliyoruz.

Ama artık şunu da çok iyi biliyoruz.

Çıplak, hatta çırılçıplak olarak da olabilir.

*

Biliyorum bazı haset erkekler dudak bükecek...

Hafif gülümsemeyle, “Bu yaşta kadının göğsü böyle dimdik olabilir mi diye” mırıldanacaklar.

Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs

Ben de diyeceğim ki...

Yahu Tarantino’nun son filminde 55 yaşındaki Brad Pitt’i görmediniz mi...

Onun göğüs kasları tutuyor da, aynı yaştaki kadının niye tutmasın...

Sadece daha büyük olduğu için mi...

*

Bazıları diyecek ki...

Hadi göğsü anladık da, o yaşta böyle taş gibi popo olur mu...

Kaya gibi olmazsa da sarkmayacak kadar olur...

Ayrıca bugünün spor imkânları, estetik müdahale teknolojilerini de unutmayın...

O teknolojiler parası olan herkese açık...

*

Bence sorulması gereken asıl soru o değil...

Cinsel arzu... O ne durumda...

O arzu olmasa hiçbir erkek veya hiçbir kadın 56’sında bu pozu vermeye uğraşmaz...

Demek ki var...

*

Yine de bütün bu erkek mırıltılarını bir kenara bırakın...

Hepimiz açısından sorulması gereken asıl soru şu:

Bunca alkol, kokain, ihanet, yalnızlık ve kariyer bozgunundan sonra 56 yaşında bir kadın kendini nasıl böyle yeniden inşa edebilir...

Gelin 56 yaşındaki bu kadının geçmişine biraz bakalım.

KAFASINI KİLOSUYLA BOZMUŞ KADININ O POZDAN ÖNCEKİ 56 YILI

DEMI Moore’un hayatını anlattığı kitabı “Inside Out” 24 Eylül günü çıkıyor.

Kitabı merakla bekliyorum.

*

Kitaptan önce bazı dergilere ve New York Times’a konuştu.

“İçinizde halledemediğiniz bir travma ve utancı taşıyorsanız, hiçbir servet, başarı ve şöhret onun yarattığı boşluğu dolduramaz” diyor.

Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs

15 yaşında tecavüze uğramış.

Aynı yaşlarda babası diye bildiği kişinin biyolojik babası olmadığını öğrenmiş.

Her an intihara meyilli bir annenin çocuğu olarak büyümüş.

18 yaşında bir rock müzisyeni ile evlenmiş ve daha o yıl aldatılmış.

Aktör Emilio Estevez’le bir süre birlikte olmuş.

Sonra Bruce Willis’le olan evliliği gelmiş.

*

Bruce Willis işinden başka bir şey düşünmeyen bir erkek.

Ama Demi Moore’un da sinemadan en iyi paraları kazandığı dönemi.

Ne var ki gerisinde çok yıpratıcı bir hayat var.

Aşırı alkol, kokain....

Kilosuyla kafasını bozmuş.

Kendisinden 15 yaş küçük Ashton Kutcher’le evliliği hiç kolay değil.

Her gün orada burada bu yaş farkını diline dolayan ve ona hatırlatan yazılar ve dedikodular.

Dahası beş yıl sonra onun tarafından aldatıldığını öğrenmiş ve boşanmışlar.

*

Sonra kontrolsüz geceler.

Partilerde aşırı içki ve kokainden devrilmeler.

Kariyeri, arkadaş çevresi bitmiş, çocuklarıyla arası bozulmuş...

Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs

İHANETE UĞRAMIŞ BİR VÜCUT NASIL ÇIPLAK POZA HAZIRLANIR

BİR beden, böylesine kötü kullanılmış, ihanet edilmiş bir beden 56 yaşında nasıl böyle taş gibi kalabilir...

Önce Rehab’a gitmiş. Travmaları için psikologlarla çalışmış.

Alkol ve kokain bağımlığından kurtulmak için doktorlarla çalışmış.

Sonra yavaş yavaş kızlarıyla barışmış ve birlikte olmuş.

Zen...

Yoga...

Ve tabii genetik miras...

Demi Moore sadece kadınlar için değil, erkekler için de umut verici bir hikâye...

O nedenle kitabı merakla bekliyorum...

BAĞIMSIZ BİR GAZETE İÇİN KİM İMZA ATAR

FRANSA ve dünyanın çeşitli yerlerinden 500 aydın, gazeteci, yazar ve sanatçı ortak bir açıklamayı imzalamışlar.

Bu 500 kişi Le Monde gazetesini yayınlayan medya grubunun bağımsız kalmasını istiyorlar.

Kimler imzalamış diye merak ettim.

Tabii ki yaşayan Fransız aydınlarının en büyüklerinden biri olan Edgar Morin var... Jacques Attali orada...

Jurgen Habermas, Elisabeth Badinter gibi felsefeciler, Isabelle Huppert, Jane Birkin gibi oyuncular.

Lech Walesa gibi siyasetçiler...

Renzo Piano gibi mimarlar

Ve Türkiye’den de iki isim görüyorum...

Ahmet ve Mehmet Altan...

Cezaevinden imza veren tek kişi tabii ki Ahmet Altan...

Hep diyorum ya...

İktidarlar için içerideki ve sürgündeki aydın, özgür aydından daha tehlikelidir...

Çünkü dünyada o sesi tecrit edecek cezaevi duvarı henüz inşa edilmedi...

Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs

12 EYLÜL’DE TUTUKSUZ YARGILANDI 3.5 AY YATTI

Arkadaşım Nahit Duru demokrasinin bu ülkedeki sessiz kahramanlarından biriydi.

12 Eylül’ün en sert günlerinde, aydın geçinenlerin tam siper olduğu karanlık anlarında, Bülent Ecevit’in yanında Arayış dergisini yöneten sessiz gazeteciydi.

*

O ve etrafındaki üç-beş kişiyle
52 hafta direndi.

Ben de hayatım boyunca o küçük grubun içinde olmanın gururunu yaşadım.

Şahin Mengü, Haluk Gerger, Tanju Polatkan, Oruç Aruoba, Şükrü Sina Güler...

Ve başımızda hepimiz adına sorumlulukları yüklenen, bu uğurda hapse giren Nahit Duru...

Benim imzasız yazdığım bir yazıdan dolayı hapis yattı...

*

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim.

O acımasız askeri darbe döneminde bile yattığı hapis sadece 3.5 aydı...

Tutuksuz yargılanmış 3.5 aya mahkûm olmuştu.

3 TEMMUZ DARBESİNİN SESSİZ DİRENİŞÇİSİ

12 Eylül dönemi bitti...

Nahit Duru gazeteciliğine devam etti. Ama hep sessiz bir gazetecilikti onunki...

*

Sonra Ergenekon, Odatv darbelerinden sonraki üçüncü FETÖ darbesi geldi.

3 Temmuz günü bu ülkenin en büyük futbol topluluğunu yok etmek için o malum darbe yapıldı.

*

Nahit Fenerbahçeliydi...

Ankara’daki Fenerbahçeliler Derneği’ni kuran kişiydi.

İkinci demokrasi direnişini 3 Temmuz’da yaptı...

*

Sevgili arkadaşımı önceki gün kaybettik...

Ey bu ülkenin demokrasi direnişçileri...

Ey Fenerbahçeliler bilin ki...

Sessiz ama büyük bir yoldaşımızı kaybettik...

*

Ruhu şad olsun...

Bunca alkol bunca kokain 56 yaşında bu popo bu göğüs

‘TRANSFORMER’LARIN KASIM SAVAŞI DÜN SABAHA KARŞI BAŞLADI

Haber cumayı cumartesiye bağlayan gece 00.30 civarında ajanslara düştü. Disney grubunun CEO’su Bob Iger, Apple Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etmişti.

*

İlk bakışta sadece medya dünyasının ve borsa çevrelerinin ilgileneceği bir haber gibi duruyor. Oysa bütün dünyada milyonlarca insanı ilgilendiren bir haber.

Çünkü bu, kasım ayında başlayacak olan büyük bir savaşın ilk işareti.

*

İki şirket kasım ayında Netflix ve Amazon’un karşısına kendi film ve TV streaming platformları ile giriyorlar. Apple 1 Kasım günü “Apple Plus” adı altında kendi streaming platformunu yayına sokuyor.

Disney Plus ise 12 Kasım günü başlıyor.

*

Bu savaşın iki cephesinde dünya ekonomisinin iki dev ismi bulunuyor.

Disney’in CEO’su
Bob Iger...

Ve Apple’ın CEO’su
Tim Cook...

*

Aslında ikisi çok iyi dost. Bob Iger Disney CEO’luğu yanı sıra 2006 yılından beri Apple’ın yönetim kurulu üyesiydi.

Ancak iki şirket streaming alanında büyük bir ihtimalle kırıcı ve acıtıcı bir rekabete gireceği için bir çıkar çatışması doğacak. Bu nedenle Bob Iger önceki gece itibariyle 8 yıldır üyesi bulunduğu Apple Board’undan ayrıldı.

HANGİSİ OPTİMUS PRİME, HANGİSİ MEGATRON OLACAK

İKİSİ dost, ama bu mücadele tam anlamıyla bir “Transformer’lar savaşı” olacak...

Şimdilik bu savaşta kim Optimus Prime, kim Megatron, kim Bumblebee belli değil...

Savaş şimdiden fena başladı.

*

Piyasaya ilk giren Netflix ABD’de ayda 14 dolar abonelik ücreti alıyordu.

Apple rekabet edebilmek için pazara 9.99 dolarla gireceğini açıklamıştı.

Önce Disney Plus’un 12 Kasım’da yayına gireceğini açıkladı. Ama asıl sürpriz alınacak ücretteydi.

Disney Plus abonelerinden ayda sadece 6.99 dolar alacaktı.

*

Apple CEO’su Tim Cook’un karşı atağı gecikmedi.

Apple platformun açılışını 1 Kasım’a çekti ve yeni abonelik fiyatını açıkladı:

4.99 dolar...

Bu açıklamadan 48 saat sonra Bob Iger çok nazik bir mektupla Apple Yönetim Kurulu’na veda ediyordu.

*

Bilelim ki savaş kanlı geçecek...

Ve bu makineler savaşının kazananı insanlar olacak...

Yani biz sinema hastaları...

Netflix’ten sıkıldığımız an ötekiler hazır...

KİMİN ELİNDE NE SİLAH VAR

TIM COOK: Dünyanın en değerli şirketi Apple’ın CEO’su...

Yönettiği şirketin değeri
1 trilyon dolar.

Şirketin elinde birikmiş büyük bir nakit var.

İçerik için 6 milyar dolar ayırdığı söyleniyor.

Steven Spielberg, M. Night Shyamalan gibi dev yönetmenlerle anlaşması var.

Bir teknoloji şirketi olması nedeniyle dijital alanda güçlü bir bilgi birikimine sahip.

*

BOB IGER: CEO’su olduğu Disney’in değeri 130 milyar dolar civarında.

Şu an dünyanın en başarılı film ve TV şovu yapımcısı.

Elinde Marvel, Disney, Pixar ve Star Wars gibi çok kuvvetli içerik sağlayıcısı şirketler var.

Sadece bu yıl gösterime çıkan 5 filminin her biri 1 milyar doların üzerinde gişe hasılatı yaptı.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku