GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın

Fotoğrafta gördüğünüz yer, Bodrum’un Konacık bölgesindeki Herodot Kültür Merkezi’nin ana salonu...

Yangından evvel bu salonda bir sanat sergisi vardı. Felaketle birlikte, yardım depolama ve dağıtım merkezi haline dönüştürüldü.

Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın

*

İtiraf edeyim dememe bile gerek yok.

Bu büyük yangında ne yazık ki Şahan Gökbakar gibi kahramanca savaşamadım.

Birçok gazeteci arkadaşım gibi yangın bölgelerine gidip yerinde göremedim.

Milyonlarca insan gibi, televizyonumun karşısında çaresizce gözyaşı döktüm.

Türkiye’yi bir baştan ötekine saran muazzam insanlık zincirinin gönül halkalarından biri olabildim sadece...

Başta Şahan olmak üzere bu fedakâr arkadaşlarımızın hepsine teşekkür borçluyuz...

İnanıyorum ki bu yangın yeniden bir millet doğurdu...

*

İşte bu duygularla pazar günü Konacık’taki Herodot Kültür Merkezi’ndeki yardım merkezine gidip, orada çalışan insanlara vatandaş olarak teşekkür etmek istedim.

Tabii başta günlerdir sahada yangınla göğüs göğüse savaşan Belediye Başkanı Ahmet Aras’a...

Ve Türkiye’nin her yerinden akan yardımın lojistik organizasyonunu, dağıtımını büyük başarıyla koordine eden Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Tutkun’a...

Şimdi yazacaklarım, o yardım merkezinde gördüklerim ve dinlediklerimin küçük bir özeti...

1. İNSAN ILKYARDIM MALZEMESI KADAR HAYVAN ILKYARDIM MALZEMESI GELMIŞ

KAPISINDA
dev bir Atatürk portresi ve Türk bayrağı asılı kültür merkezinin içine daha ilk adımınızı attığınızda insanı afallatan yardım dağları ile karşılaşıyorsunuz.

Girişte, ilkyardım malzemesi ve ilaçlardan oluşan bir tepe var... Koliler dolusu malzeme kayda geçirilerek oraya istiflenmiş.

Büyük salonun bir bölümünde 5 bin yangın söndürücü duruyor.

Bir taraf devasa su kolileri yığını...

Bir başka tarafta ise yangında yaralanan, kurtulan hayvanlar için gönderilen ilaç, tedavi ve beslenme maddesi görülüyor.

İlginç olan, hayvanlar için gönderilen malzeme tepesi, insanlar için gönderilenler kadar büyük.

Bu ilaçların önemli bir bölümü kalacakmış ve kullanım süreleri geçmemesi için bölgedeki sağlık ocaklarına dağıtılacaklarmış.

AYRINTILAR
2. 10 BİN ŞARJ ALETİ, 60 BİN KUTU AYRAN

SALONUN
bir tarafında teknoloji köşesi var... Sahada çalışan insanların iletişiminin kopmaması için her tür malzeme yardımı gönderilmiş.

Mesela 10 bin telefon şarj aleti gelmiş.

Şarj kablosundan çok prizli donanımlara kadar her şeyi düşünmüş vatandaş.

Bu arada sahadakilerin dumandan zehirlenme ihtimallerine karşı 60 bin kutu ayran gelmiş.

AYRINTILAR
3. SEYYAR TUVALETLER VE SEYYAR DUŞLAR

YARDIM gönderen vatandaşlar, ancak gelişmiş ülkelerde görülebilecek ayrıntıları da dikkate almışlar.

Mesela 100 seyyar konteyner gönderilmiş.

Bunlar seyyar tuvalet ve seyyar duş haline gelebilen ünitelermiş.

Ayrıca 100 jeneratör yardımı yapılmış.

YARATICILIK
4. DAHİYANE BİR BULUŞ: BETON KARMA MAKİNELERİ FORMÜLÜ

- KONUŞTUĞUM çok sayıda yetkili Çağdaş İnşaat Holding’in, daha ilk anda, elindeki 40 beton karma makinesini su taşıma ve pompalama aracı haline dönüştürüp, sahaya su taşımasını anlatıyor. Bu araçların taşıdığı suyla, yangın bölgesine çok yakın yerlerde suni gölet yapılıp, helikopterlerin su alması sağlanmış. Bu buluşun önümüzdeki dönemde dünyada birçok yerde orman yangınları için bir model formül olacağı konuşuluyor.

- Yetkililer bir de “Hepsiburada”nın lojistik araçlarının, yardımın yerine ulaştırılmasında büyük katkısı bulunduğunu söylediler.

EN UZUN GECE
5. İKİ GÜN İKİ GECE BOYUNCA “ÇOCUK MEZARLIĞI’ SAVAŞI

YANGININ
en kritik anlarını sordum. “Çocuk Mezarlığı” savaşı dediler. Burası, yanan Mazı’nın bir mahallesi...

Eski Bodrum internet sitesinde Yılmaz Bozkurt’un yazısında okuduğuma göre, mahallenin “Çocuk Mezarlığı” adı şuradan geliyormuş.

Rivayete göre eski Yörük beylerinden birinin çocuğunu yılan sokmuş ve ölmüş.

Çocuk buraya gömülmüş ve bu yerin adı ‘Çocuk Mezarlığı’ olmuş. İlginç olanı burada çok sayıda başka çocuk mezarı da varmış. İşte itfaiyeciler tam o boşaltılmış mahallede yangını döndürmek için iki gün iki gece savaşmışlar.

Çünkü yangın oradan geçseymiş Bodrum’u tehdit eder hale gelecekmiş.

YENİ OLGU
6. KADIN GÖNÜLLÜLER ORDUSUNUN DOĞUŞU

BU
yangının sembol fotoğraflarından biri, hortum taşıyan köylü kadınlardı. Bu fotoğraf Kurtuluş Savaşı’nda sırtında top mermisi taşıyan kadınlara benzetildi. Benzer bir tabloyu pazar günü Konacık Heredot Kültür Merkezi’nde de gördüm.

Burada 350’ye yakın gönüllü çalışmış. Bunların 250’si kadınmış. Tepedeki fotoğrafta arka plana bakarsanız, çalışanların çoğunun kadın gönüllü olduğunu siz de göreceksiniz.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu büyük felaket Türkiye’de muazzam bir “kadın gönüllü ordusu”nun doğuşuna neden oldu.

Yeşil vatana sahip çıktılar.

İnşallah ülkemizin kadınlarını hayatın her alanında böyle sivil aktif toplumsal çalışmalarda göreceğiz.

7. İTFAİYECİ-ORMANCI KOORDİNASYONU VE 'HAVA YÖNETİM UZMANI' EKSİKLİĞİ

HAVA
Kuvvetleri’nde her operasyon sonunda yapılan değerlendirmeye “debriefing” denir. Bodrum Belediyesi de daha şimdiden bunu yapmaya başlamış.

Onların görüşü şu:

- Bu yangında belediyelere ait itfaiyeler gerçekten çok iyi çalışmış. Ormancılar da aynı şekilde fedakârca mücadele etmiş.

- Ancak orman yetkilileri ile itfaiye arasında belirgin bir koordinasyon bozukluğu yaşanmış.

- Onların gözlemlerine göre el atılması gereken ilk ve en acil konu, “hava koordinasyon ve yönlendirme yetkisi”nin düzenlenmesi.

Hangi helikopterin ve uçağın nereye yönlendirileceği konusunda karar mekanizması hiç iyi çalışmamış. Bu görevin çok uzman kişilere verilmesi gerekiyor.

TERSANEDEKİ TİNER DEPOLARI KÂBUSU

- BODRUM açısından en büyük tehlike, yangının Yalıçiftlik’le Bodrum arasındaki tersanelere yaklaştığı gece olmuş.

Tersanelerde tiner depoları varmış ve her an patlayabilirmiş.

Yangın oraya gelmeden çevrilmiş.

LANSKY KANUNLARI: MAFYA’YA YARADI BELKİ SİZE DE YARAR

Las
Vegas’a son gidişimde oradaki “Mob Müzesi”ni (Mafya müzesi) gezerken gözlemlediğim bir şey beni şaşırtmıştı. Mafya denince benim aklıma Al Capone, Lucky Luciano gibi isimler gelirdi. Ama o müzenin iki efsane ismi “Bugsy” lakaplı Benjamin Siegel ve özellikle de Meyer Lansky’di...

*

Lansky, İtalyan ve İrlanda egemenliğindeki Amerikan organize suç aleminin belki de tek Yahudi üyesiydi. “Mafya Muhasebecisi” olarak biliniyordu.

Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın

Küçükken Rusya’da, Kazak bir süvari gözünün önünde amcasının elini kılıçla kesmiş. ABD’ye göç ettikten sonra mahallesinde barbut atanları matematiksel bir bakışla izleyip olasılık hesapları yaparak büyümüş. Sonra Mafya’nın en güvenilen ismi olmuş.

*

Sadece parayı değil, suç eylemini de öylesine mahir biçimde yönetiyordu ki, Amerikan polisi onun hakkında “yasadışı kumar oynatmak”tan başka hiçbir suç bulamadı.

O yıllarda 300 milyonluk bir mafya parasının bulunduğu söyleniyordu.

O parayı öylesine başarılı bir biçimde saklamıştı ki, bugüne kadar bulunamadı.

O nedenle hiç hapse girmeden 81 yaşına kadar yaşadı.

*

Geçen akşam onun hayatını anlatan “Lansky” adlı filmi seyrettim. Lansky rolünü çok sevdiğim Harvey Keitel oynuyordu. Filmi izlerken onun konuşmalarından “Lansky Kanunları” diye 4 madde çıkardım.

Belli ki bunlar onun işine yaramış.

Belki sizin ve benim de işime yarar.

BİRİNCİ KANUN: YERALTINDA KAZAN YERÜSTÜNDE HARCA

- BİRİNCİ KANUN: “Mafyadan para kazanmak istiyorsan yeraltında kalma, yerüstüne çık. Yeraltında kazandığın parayı ancak yerüstünde yiyebilirsin.”

*

- İKİNCİ KANUN: “Hayatını bir kumar olarak yaşayabilirsin. Bu kumarda çeşitli olasılıkları deneyebilirsin. Ama şunu asla unutma ki; günün sonunda hep kasa kazanır.”

*

- ÜÇÜNCÜ KANUN: “Paranı kaybedersen, hiçbir şey kaybetmiş olmazsın. Sağlığını kaybedersen, birkaç şeyini kaybetmiş olursun. Ancak karakterini kaybedersen, bil ki her şeyini kaybedersin.”

*

- DÖRDÜNCÜ KANUN: “Hayatta birçok şey gelir, geçer. Ama sonunda öyle bir noktaya gelirsin ki orada ne olduğunu, yani kendini ancak sevdiklerinin gözünde ölçebilirsin.”

HAFTANIN ŞARKISI
THE WEEKND’İN YENİ ŞARKISI VE DİSKONUN ŞAHANE DÖNÜŞÜ

AŞAĞI yukarı 5 yıldan beri her cuma sabahı çok erken kalkıp, streaming platformlara o gece konan yeni şarkıları dinliyorum. Spotify gibi platformlar yeni şarkıları cuma sabahı koyuyor. Pazar günleri de o hafta yeni çıkan şarkılardan bazılarını, türlerine göre size yazıyorum.

*

Dün sabah gördüm ki New York Times da bir yazarını görevlendirmiş ve artık okuyucularına yeni şarkıları tanıtıyor.

Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın

Geçen cumanın süper şarkısı hiç şüphesiz The Weeknd’in yeni şarkısı “Take My Breath”ti...

Geçen yıl “After Hours” gibi şahane bir albüm yapan The Weeknd, başarı çıtasını giderek yükseltiyor.

*

Yeni single’ı “Take My Breath” de çok güzel bir şarkı... Bee Gees’in disko yıllarını hatırlatan bir ritim ve ses... 1970’lerin diskosu dönüyor. Pandeminin sonunu inşallah diskolarda kutlayacağız.

‘ERKEK ADAM OL’ DERGİSİNDE İLGİNÇ BİR KAPAK FOTOĞRAFI

KANAL D
’nin dizisi “Baht Oyunları”nın başrol oyuncusu Aytaç Şaşmaz, “BeMan” dergisine kapak olmuş.

Bu yangında çalışan 350 gönüllünün 250’si kadın

Kapak tasarımı için Jean Paul Gaultier’nin bu yıl yine patlayan, çizgili “sailor” (denizci) tasarımı kullanılmış. “BeMan” ilgiyle izlediğim ve modernitesini çok beğendiğim bir dergi. Derginin adı Türkçede “Erkek ol” anlamına  geliyor ama siz isterseniz, “Adam ol” veya “Erkek adam ol” diye çevirebilirsiniz.

Ama herhalde burada kastedilen kesinlikle “Maço adam ol” değil...

Çünkü Gaultier’nin çizgili marin tişörtleri ve “sailor” tasarımı maço erkekler için hiç de uygun bir kıyafet değil... Tişört ve denizci kepi Aytaç Şaşmaz’a çok iyi gitmiş...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku