GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Yoksa... Aralarında fiziki ilişki de var mıydı...

Upper Cihangir toplu halde “Villegiatura” (Sayfiye) mevsimi için Bodrum Gümüşlük’e gittiği için edebiyat dedektifliği görevi yine bana düştü.

Dünün en güzel haberi Hürriyet’te kültür yazarımız İhsan Yılmaz’ın köşesindeydi.

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Şiirde “İkinci Yeni” akımının en sevdiğim dört şairinden biri olan Edip Cansever’in, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu yayınlanmış.

Edip Cansever bugün artık hayatta olmayan büyük bir şair...

Alev Ebüzziya büyük bir seramik sanatçısı ve hâlâ hayatta... Aynı zamanda o kuşağın en güzel ve çekici kadınlarından biri...

Edebiyat aleminde bu tür mektuplaşmalar her iki taraf da hayattan ayrıldıktan sonra yayınlanır...

Öyleyse bu mektuplar nasıl yayınlandı?

*

Şunu biliyoruz: Cansever ölmeden önce Ebüzziya’nın yazdığı mektupları ve kendi yazdıklarının kopyalarının hepsini yakmış.

Alev Ebüzziya ise Cansever’in mektuplarını saklamış, ama kendi yazdığı mektupları da saklamış mı, bilmiyoruz.

İkinci bilgi de şu:

Mektupları Alev Ebüzziya vermiş, Cansever’in ailesi de yayınlanmasına izin vermiş.

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Tabii bu mektuplarla ilgili haberi okurken, aklımdaki hınzır soru şuydu:

Cansever bu mektupları sadece platonik bir aşkla mı yazdı, yoksa aralarında cinsel ilişki de var mıydı...

Dün bu işin peşine düştüm...

İşte ilk sonuçları...

.................

İki Satır İki Satırdır: “Alev Ebuzziya’ Mektuplar 1962-1977” Yayına hazırlayan; Habil Sağlam, Yapı Kredi Yay. 2021

DOSTLARIMI HÂLÂ HATIRLIYORUM AMA SEVGİLİLERİMİ UNUTTUM

Önce haberi yazan İhsan Yılmaz’a sordum.

“Platonik mi yoksa onu aşan bir ilişki mi, mektuplarda bunun cevabı yok” dedi.

Ancak mektuplarda Arif Keskiner’in adı da geçiyormuş, açıp ona sormuş.

Keskiner’in cevabı şu olmuş:

“Buluşup gezerlerdi ama ilişkinin derecesi neydi bilmiyorum” demiş.

Yine de bir ipucu var. Keskiner bunu merak edip Ebüzziya’ya sormuş. O soruya aldığı cevap da şu:

“Vallahi dostlarımın hepsi hafızamda ama sevgililerimin hepsini unuttum...”

Güzel kadına yakışan güzel bir cevap...

*

Sonra edebiyat dünyasının kara kutusu Doğan Hızlan’a sordum...

Onun cevabı da şu:

“Vallahi balıkçıyla, restorana sık sık giderlerdi. Bir keresinde bir otelde buluştukları da söylenirdi ama benim kanaatim sadece platonik bir aşktı...”

*

Geldiğimiz nokta şu: Başlıkta sorduğum sorunun cevabı hâlâ meçhul...

Ama üzerindeyim...

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

BİR TÜRK, ALMAN MİLLİ MARŞINI GÖĞSÜNÜ GERE GERE SÖYLERSE

Onu alkışlamalı mıyız? Yoksa yerden yere mi vurmalıyız...

Önceki akşam TRT 1 ekranından Fransa-Almanya maçını izlemeye hazırlanıyorum.

İki takımın oyuncuları yan yana diziliyor ve ülkelerinin milli marşları çalınmaya başlıyor...

Önce Fransız milli takımına bakıyorum...

Mbappé’den başlayarak bütün oyuncular hep birlikte Marseilles’i söylüyor.

Fransa 1998 yılında dünya şampiyonu olduğunda, Paris’te kendi ülkesinin stadında hep birden milli marşı söylememişti.

Demek ki Fransa futbol takımında “milli bir ruh” yaratmayı başarmış...

*

Sonra Almanya’ya bakıyorum...

Gözüm Türk asıllı futbolcu İlkay Gündoğan’ın üzerinde...

O da Alman milli marşını söylüyor...

Takımın Afrika kökenli ülkelerden gelmiş çocukları da söylüyor...

Hatırlayın bundan önceki şampiyonalarda Almanya’da Mesut Özil’e en büyük eleştirilerden biri takımla birlikte milli marşı söylememesiydi...

*

Ben şuna inanıyorum.

Türk asıllı Alman vatandaşları, o topluma ne kadar iyi entegre olur, kendi kültürel özelliklerini koruyarak o ülkenin etkili vatandaşları haline gelirlerse, bu hem Almanya hem de Türkiye için çok iyi bir şey olur.

O yüzden bu yıl Premier League’de çok başarılı bir sezon geçiren İlkay Gündoğan’ı ben de ayakta alkışlıyorum.

BU RECEP İVEDİK KARESİ BANA NELER ANLATIYOR

Bu fotoğrafı dün Hürriyet Kelebek’te gördüm....

Şahan Gökbakar aşı olurken çekilen bu fotoğrafını paylaşmış.

Altına da şunu yazmış:

“Vurdular bana, yetişin dostlaaar..”

Bu fotoğrafı Instagram’da paylaşmış...

Baktım beğenenler arasında Ercan Saatçi ve Mazhar Alanson gibi sanatçılar var...

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Şahan Gökbakar 28 Ekim 1980 doğumlu... Yani 40 yaşında... Yaptığı filmlerin her birini en az 5 milyon insan izledi...

Yani parası olan bir genç insan...

Ailesine ne kadar düşkün olduğunu her fırsatta görüyoruz... İstese kendi imkânları ile daha ilk gün bu aşıyı yaptırabilirdi.

Ama demek ki aşı olmak için kendi günü ve sırasının gelmesini beklemiş.

*

Evet Recep İvedik’in vatandaşlık dersi dersem.... Acaba kim alınır...

Kim avuçlarını patlatırcasına alkışlayıp “Helal olsun sana Recep İvedik” diye haykırır...

Biliyorsunuz ben Magazin Gazetecileri Derneği üyesiyim...

Ve Şahan Gökbakar’ı yürekten alkışlıyorum...

GÜNÜN TARTIŞMASI
İŞÇİ SINIFI MI BURJUVAZİ Mİ DAHA DEVRİMCİ VE İLERİCİDİR

CÜneyt Özdemir ilginç bir yeniliğe daha imzasını attı.

YouTube kanalını sadece kendinin sunduğu haberlerden ibaret bir mecra olmaktan çıkarıp, medya haline getirdi.

Yani kanalında artık başka programlar da yayınlıyor.

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Bunlardan biri Elif Dürüst’ün hazırlayıp sunduğu “Sanatın Ruhu” adlı program...

İlkini bugünlerde Amadeus oyununu yeniden oynamaya başlayan Selçuk Yöntem’le yaptı.

Çok samimi ve eğlenceli bir programdı.

İkincisi ise “pandeminin sanatçılar üzerindeki etkisini” anlatan bir program oldu.

Bu programın girişinde Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Emre Konuk’la çok ilginç bir sohbet yaptı.

*

Ona, “Sanatın insanı ve toplumu değiştirici rolü ve gücü var mı?” diye sordu.

Konuk şu cevabı verdi:

“Tarihe baktığımız zaman toplumlar hep gelişmiştir, ileri gitmiştir. Bu değişimi sağlayan güçler, sanatçılar, felsefeciler ve biliminsanlarıdır. Belki herkes kabul etmez ama ben buna işinsanlarını da eklerim...”

*

Dikkat ettiyseniz, Emre Konuk, toplumları değiştiren, ileri götüren toplumsal kesimler içinde emekçileri, işçileri, çalışanları saymadı.

Tabii benim gibi gençliğinde sosyalizm tezgâhından geçmiş biri için kabul edilecek bir tez değil...

Ama bugünün gözüyle baktığımda ben de burjuvaziyi ve girişimci işinsanlarını toplumun en büyük değiştirici ve ilerletici güçleri arasında sayıyorum...

Konuk’un saymadığı iki kesim daha vardı... Siyasetçiler ve sporcular...

BİRİNCİ EKSİK
MASADAKİ COCA COLA’YA 4 MİLYAR DOLAR KAYBETTİREN İKİ KELİME

Dünya tarihi önceki gün çok önemli bir anı yaşadı...

Her geçen gün sporcu disiplini ve toplumsal bilinci ile daha fazla takdir ettiğim Ronaldo, Portekiz maçı sonrasında basın toplantısı yaparken, önündeki Coca Cola şişelerini görünce kaldırttı ve şöyle dedi:

“Su için...”

Bu iki kelime o gün Coca Cola şirketinin değerinin 4 milyar dolar düşmesine neden oldu... Diyeceğim, Emre Konuk hocanın toplumu değiştiren insanlar grubuna artık sporcuları da eklemesinde yarar var...

X

Hâlâ rüyamda kendimi o koltukta görüyorum

Almanya’nın en büyük gazetesi Bild’in eski genel yayın yönetmeni ile Gökova’nın Börtübet Koyu’nda yaptığımız sohbet devam ediyor. Bugünkü konumuz “yeni hayat...”

Kai Diekmann ayrıldıktan sonra dijital dünyaya geçti. Artık “Story Machine” adlı, Almanya’nın en büyük sosyal medya içerik yönetim şirketinin hissedarı. Yeni bir hayatı var. Almanya’nın birçok ünlü kişisinin sosyal medya hesaplarına içerik üretiyor. Artık o eski güçlü insan değil, ama dijital alemin krallarından biri...

*

Bugün onunla yeni hayatı üzerine konuşacağız... Eskiden neler kaldı, neler geçip gitti... Özledikleri, özlemedikleri... Hiç pişman olmadıkları, çok pişman oldukları... Altmışlı yaşlarına giderken hayata yeni bir bakış...

*

Almanya’da iki güçlü insanın dönemi kapanıyor... Kai Diekmann Bild’in başından ayrıldı... Merkel de ayrılmaya hazırlanıyor... Karşınızda Türkiye’nin büyük dostu yeni Kai Diekmann...

1) SONUNDA DYLAN’IN ŞARKISINDAKİ GİBİ OLDUM, MASAM YOK, KENDİ KAHVEMİ YAPMAYI BİLE ÖĞRENDİM

ERTUĞRUL ÖZKÖK:

Yazının Devamını Oku

Genel yayın yönetmenliğimin bittiğini bir soruyla anladım

Kai Deikmann...

Bundan 4 yıl öncesine kadar Merkel’den sonra belki Almanya’nın en kudretli insanıydı...

16 yıl boyunca genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Bild” gazetesi, 5 milyon tirajı ile Avrupa’nın en büyük gazetesiydi...

Dijital yayını ile her gün 22 milyon Alman vatandaşına ulaşıyordu.

Attığı bir manşet Almanya Cumhurbaşkanı’nın istifasına yol açmıştı...

*

Dünyanın belki en güçlü genel yayın yönetmeni Diekmann 2017 yılında o koltuktan kalktı...

Bugün 57 yaşında...

Uzun yıllar Hürriyet’in de yönetim kurulu üyeliğini yaptı...

Yazının Devamını Oku

‘Düşman’ gazeteciyle 18’inci delikte çok gizli bir buluşma

1)“18’inci delik” bir golf deyimi...Golf sahalarında ya 9 ya 18 delik bulunuyor. Bugünkü hikâyemiz işte orada, 18’inci deliğin başında geçiyor...

Önce olay yeri keşfi yapalım... Dünyanın en meşhur golf kulübü, herhalde, Amerika’nın Florida eyaletindeki Mar-a-Lago Golf Kulübü’dür... Çünkü burası ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın sahibi olduğu bir yer... Daha önemlisi Trump başkanlığı boyunca orasını “Kışlık Beyaz Saray” olarak tanımlıyor...

Kulübün 500’e yakın üyesi var...

Trump burayı kendine merkez olarak seçtikten sonra giriş aidatı 150 bin dolardan 250 bin dolara çıktı...

Bu golf kulübünün çok özel ve öteki alanlarından ayrılmış bir bölgesinde Trump’ın malikânesi var.

Bu yapı, Florida’nın en büyük üçüncü, bütün Amerika’nın ise 20’nci en büyük malikânesi olarak biliniyor. Ancak kulübün yakın geçmişinde kötü bir olay var.

Çocuk tacizi ve tecavüzü nedeniyle girdiği cezaevinde intihar eden Epstein de bu kulübün üyesiymiş.

Kulüp üyelerinden birinin kız çocuğunu taciz edince üyelikten çıkarılmış.

Yazının Devamını Oku

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

Yazının Devamını Oku

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Yazının Devamını Oku

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.



ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet

Yazının Devamını Oku