GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

İskoç hükümetinin ekonomi danışmanı.

*

Peki neden Papa dahil birçok insan onu konuşuyor?

Çünkü, herkesin özel girişimin erdemlerini sayıp bitiremediği bir dönemde o, devlet ve kamu girişimciliğinin hayati önemini savunuyor.

Diyor ki: “Hepiniz Silicon Vadisi’ne bakıp bir efsane yaratıyorsunuz. Oysa, “Tembel Devlet” ve “dinamik, çalışkan, yaratıcı özel girişimci” klişesi bir safsatadır.

“Bugün Amerika’da devletin internet alanında, telekomünikasyon alanında devasa yatırımları olmasaydı, ne Apple, ne Facebook, ne Google, ne Microsoft olabilirdi...”

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

Yani diyor ki:

Devlet ekonomide bir “tamirci” değildir. Tam aksine yaratıcı bir girişimcidir.

Mazzucato’nun yeni kitabı “Girişimci Devlet” bu ağustos ayında Türkçe de yayınlandı.

Yayınlayan da Koç Üniversitesi...

Geçen hafta başladım ve altını çize çize okudum.

Vallahi kafam karıştı.

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

Gözümün önüne benim eski solcu arkadaş takımım geldi.

Cengiz Çandar’lar, Şahin Alpay’lar, Mehmet Altan’lar, Halil Berktay’lar...

Yani bilumum “Yetmez Ama Evet” takımı.

Şimdi çoğu muhalif...

İster misiniz bu kadın hepsini yeniden fabrika ayarlarına döndürsün...

Malum eskiden hepsi sosyalistti.

Mariana Mazzucato: “Girişimci Devlet” Kamu Sektörü-Özel Sektör Karşıtlığı Masalının Çürütülmesi, Çev: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, Ağustos 2021

KENDİNİ ‘SERVET YARATICI’ İLAN EDENLERE KARŞI SAVAŞ

BU kitabı yazma amacını şöyle anlatıyor:

“2008 ekonomik krizinin ardından büyümeyi yeniden başlatmak için atılması gereken tek adımın kamu harcamalarında kesinti yapılarak, açıkların daraltılması olduğu görüşüne karşı çıkmak için yazdım...”

Ve tezi şu:

Yatırımları sıkmak yerine şu dönemde daha da arttırılmalıdır.

Böylece “Kendini ‘servet yaratıcı’ ilan eden dar bir grubun kolektif olarak yaratılan değere el koyması da zorlaştırılabilir.”

Kitabın özellikle Apple’ın büyüme dönemine ait bölümünü çok dikkatle okudum.

Bu bölümün yazılmasında, birlikte çalıştığı Öner Tulum isimli bir Türk ekonomistin de büyük katkısı olmuş.

Özellikle Apple ile ilgili verilerin işlenmesini o yapmış.

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

KAPİTALİZMİ PAPA’NIN ÖVDÜĞÜ MAZZUCATO MU KURTARACAK

PAPA Francis, Mariana Mazzucato’nun “Her Şeyin Değeri” adlı kitabı için şöyle diyor:

“Bu kitap geleceği nasıl düşüneceğimize yardımcı olabilir...”

Daha şimdiden The Economist, McKinsey gibi ekonomi ile ilgili ciddi kuruluşlardan çok sayıda ödül almış.

Bazıları onu Nobel’e aday gösteriyor.

COVID-19 sonrasında kapitalizmi kurtarmanın reçetesi bu kitap olabilir.

Hatırlayın...

Türkiye’yi 2001 krizinden Kemal Derviş’in politikaları çıkarmıştı.

Bu kitabı okurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk yıllarını, altyapı konusundaki ısrarlı çabalarını ve başardıklarını düşündüm. Galiba Mazzucato’nun bugün dediği şeyleri yapıyordu.

*

Uzmanlığımla değil ama hissiyatımla, Mazzucato’nun yazdıklarına bir ölçüde hak veriyorum...

Ama bir yandan da çok güçlü endişelerim var.

Aşırı güçlenmiş devlet ekonomisi, aşırı güç kazanmış bir devlet ve siyasi liderlik sağlam bir adalet ve demokrasi temeline dayanmazsa...

Bu gücü de arkasına alarak, kafasındaki ideolojiyi veya misyonu herkese empoze etmeye kalkarsa doğacak sıkıntılar nasıl giderilecek?

Bence buna çare bulunmazsa, korkarım ki Mazzucato’nun teorileri, ekonominin büyümesinden çok otoriterliğin azmanlaşmasına hizmet eder... Ki o da dünyayı iyi bir yere götürmez...

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

ŞAMPANYA OLAYI
VALİLİKTEN GELEN YAZIDA OYBİRLİĞİ İLE YAZILAN SON CÜMLE NE DİYOR

BAŞARILI Formula 1 yarışı sonunda kazananların yaptığı şampanyalı kutlamayı yazmıştım.

Valiliğin buna izin veren bir yazı gönderdiğini de eklemiştim.

Yazıda bunun “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun izni ile yapıldığını” da eklemiştim.

Dün Soylu’nun basın bürosundan aradılar.

Bakanın bu izinden haberi yokmuş. Ayrıca kendisi de haberim yok diye bir tweet attı.

*

Dün konuyu tekrar araştırdım.

Valilikte Formula 1’le ilgili bir koordinasyon toplantısı yapılmış.

Bu toplantıya il emniyet yetkilileri, sağlık yetkilileri, asayiş yetkilileri ve Büyükşehir Belediyesi yetkilileri katılmış.

Orada düzenleme ile ilgili alınan kararlar da Formula 1 yetkililerine resmi bir yazıyla bildirilmiş.

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

İşte o yazının son cümlesi aynen şöyle:

“Yarışlarda derece alan pilotların şampanyalı kutlama yapmasına izin verilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.”

Yani karar oybirliği ile alınmış.

Ama anlıyorum ki, Valilik bunu rutin bir işlem olarak görmüş.

Yani Bakan’ın iznini almak gibi bir durum söz konusu olmamış.

*

Bence de doğrusunu yapmışlar.

Geçen yıl şampanyalı kutlama yapılmamasını yasaklama olarak görüp, siyasi karara bağlayanlar vardı.

Hep bu tür kararların siyaset dışı kalmasını savunmuyor muyuz...

Neticede geçen yıl Türkiye ile ilgili şakalara yol açan bir uygulamadan vazgeçilmiş.

Böylece bu konu, İçişleri Bakanı’nın haberi bile olmadan en pratik şekilde çözülmüş.

BİLETLERİ EN HIZLI ‘SOLD OUT’ OLAN SANATÇI KİM

TÜRKİYE’de biletleri en hızlı “sold out” olan (tükenen) sanatçıları say deseniz, ilk iki sıraya Sezen Aksu ve Tarkan’ı koyardım. Bu yaz onlara Fazıl Say da eklendi.

Ama şimdi hiç beklenmedik biri de “Sold out lobisi”ne katıldı...

Hem de hayatta olmayan biri... Atlantik Plak şirketinin kurucusu Ahmet Ertegün...

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

26 Ekim akşamı New York’ta yapılacak “Ahmet Ertegün’ü Anma Gecesi”nin biletleri geçen ay satışa çıktığı gün tükendi neredeyse... Türkiye’nin “Cream de la Cream”i belki de en büyük “post COVID-19 açılımı”nı New York’ta yapacak.

*

Amerikan Türk Cemiyeti’nin düzenlediği gecenin bütün biletleri o kadar hızlı tükendi ki anlatamam.

Geçen gün çok yakın bir arkadaşım benim vasıtamla bilet bulmaya çalıştı ama bulamadık.

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

AHMET ERTEGÜN’ÜN EN ÖNEMLİ GRUBU DA TURNEDE ‘SOLD OUT’

GEÇENLERDE bir arkadaşımın kardeşi Rolling Stones’un ABD’deki Charlotte konserine gitmiş.

Müthiş bir “post COVID-19 coşku patlaması” bu...

Rolling Stones, grubun kuruluşundaki orijinal beşlisinden üç üyesini kaybetti.

Brian Jones ve Charlie Watts öldü.

Bill Wyman ise bir anlamda müziği bıraktı...

Ama grubun iki ana elemanı Mick Jagger ve Keith Richards, en gencinden en yaşlısına hâlâ o enerjiyi vermeye devam ediyor.

Turnede bütün biletleri sold out...

Amerikan şehirleri COVID-19’dan çıkışı adeta onlarla kutluyor.

Rolling Stones’u Amerika Birleşik Devletleri’nde Ahmet Ertegün lanse etmişti. Eminim Mick Jagger turnede olmasaydı Ertegün’ün gecesine mutlaka gelirdi.

Bakalım en azından bir Zoom mesajı gönderecek mi...

Bu kadın Yetmez ama evetçileri fabrika ayarlarına döndürür mü

BU FOTOĞRAFA BAKIP ‘KOÇ GİBİ’ DER MİSİNİZ

PAZAR günü Kelebek’te organizatör Ata Çağlayan’la, sevgilisi yaşam koçu İlknur Özkuş arasındaki kavgayla ilgili haberi okurken “koç” kelimesine takıldım.

Bir Özkuş’un fotoğrafına baktım, bir de koç kelimesine...

Sizce de bir tuhaflık yok mu...

*

Bizde “koç” çok dominant ve belirgin bir kavram.

Sözlüğe baktım şu yazıyor:

“Damızlık erkek koyun...”

Bir anlamı da şu:

“Sağlıklı, gürbüz, delikanlı, yiğit...”

Yani bu fotoğrafa bakıp, öyle “Koç gibi” veya “Koçum benim” diyeceğiniz bir durum yok ortada.

*

Kelime bize İngilizceden geçti.

Tabii orada “coach” diye yazılıyor, “koç” olarak okunuyor.

Anlamı da şu:

“Danışan kişinin potansiyelinin  en üst limitlerine çıkmasını ve yaşam hedeflerine ulaşmasını sağlayan profesyonel bir rehberlik sistemi.”

*

Bence “yaşam danışmanı” demek daha doğru olacak.

 
X

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku