GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım

ÖNCEKİ gece Moskova’dan ateşkes kararı geldiğinde bu fotoğrafa bakıyordum.

İdlib’de görev değişimine giden bir Türk askerinin eşiyle vedalaşması...

Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım

* * *

Askerimizin giysilerine uzun uzun baktım.

Ne kadar modern bir ordumuz varmış diye gururlandım.

Eşinin yüzündeki ifadeye baktım.

Cumhuriyet ne güzel kadınlar yetiştirmiş diye gururlandım.

* * *

Sonra uzun uzun düşündüm. Böylesine bir gurur karesinden içime düşe düşe niye bu muazzam hüzün düşüyor...

Oysa cevabı çok basitti...

Çünkü hafıza dediğim şu kayıt odamın öteki duvarında, daha geçen perşembe bu askerin gittiği yerden tabutlar içinde dönen çocuklarımızın fotoğrafları asılıydı.

* * *

Önceki gece evde herkes yattı...

Bir ben ayaktaydım, bir de beş kedimizden Biber...

Oturup gerilere döndüm ve 1971 yılında, henüz 24 yaşımdayken seyrettiğim bir filmi hatırladım.

Sonra YouTube’a girip o filmi bir kere daha seyrettim.

Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım

* * *

Dalton Krumbo’nun “Johnny Got His Gun” adlı filmiydi...

“Johnny Silahını Kuşandı”...

Filmden aklımda kalan hatıra sanki şöyle bir cümleydi:

“Birinci Dünya Savaşı romantik savaşların sonuncusuydu...”

Sonra mertlik bozuldu...

* * *

Filmin kahramanı da gönüllü olarak yazıldığı savaşa gitmeden bir gece önce ilk ve son defa seviştiği sevgilisine işte böyle sarılarak veda ediyordu.

Önceki gece yarısı o filmi seyrettikten, sonra da bu kareye baktıktan sonra bütün savaş filmlerinin kendimce son repliğini yazdım:

“Demek ki romantik savaşlar bitti ama romantizm hiç bitmemiş...”

Ve anladım ki, bir kadın ve bir erkek yaşadıkça, savaşlar kalleşleşse de, mertlik bozulsa da...

Aşk ve romantizmi devam ediyor.

* * *

Ateşkes kararı geldikten sonra dünkü yazımı işte bu duyguyla yazdım.

Dedim ki...

Biz mi kazançlı çıkmışız... Yoksa Rus mu...

Esad mıymış yoksa Esed mi...

Biz bir almışız, Rus üç mü... Yoksa biz üç almışız Rus bir mi...

* * *

Benim için zerre kadar önemi yok.

Benim için önemi olan tek şey ateşin kesilmesi...

Savaşa giden bu aslanımızın dönüşünde de aynı pozu gülerek, sevinçle vermesi...

* * *

Çünkü şu hayatımda kendi içimizdeki savaşlarda çok arkadaş kaybettim...

Çok ölüm korkusu yaşadım...

Çok şehit arkasından çok ağladım. Artık yüreğim dayanmıyor...

Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım

BU FOTOĞRAFA GÖRE SİZCE KAZANAN KİM

*Cumhurbaşkanı Erdoğan çok memnun görünmüyor...

Ama Putin de öyle...

*Erdoğan sanki pek emin değilmiş gibi duruyor...

Ama Putin de öyle...

* * *

Öyleyse bu ifadelerin yorumu ne?

*İkisi de endişeli...

*İkisi de stres altında..

*Yani ikisi de farkında...

Öyleyse bu fotoğraf ne diyor? Kim kazanmış, kim kaybetmiş... Bence şunu diyor:

Aklın, mantığın hâkim olduğu bir anlaşmada kaybeden yoktur. Ama yine de bu yüz ifadeleri diyor ki...

Eğer bu ateşkes devam etmezse...

Yarın herkes kaybeden olabilir.

‘TUYO’ İLE ROMANTİKLEŞEN ESCOBAR’IN GERÇEK YÜZÜ

GÜNLERDİR Kolombiyalı uyuşturucu baronu Escobar’ın hayatını anlatan Kolombiya yapımı bir diziye takıldım, onu seyrediyorum.

Birinci sezonu 25’er dakikalık 74 bölümden oluşuyor.

Ama bu Fransızların yaptığı “Narcos” dizisi değil.

Onlar Escobar’ı biraz romantikleştirmişlerdi. Üzerine çok güzel müzikler de bindirilince ortaya neredeyse nostaljik bir karakter çıkmıştı.

O yılları yaşayan Kolombiyalılar Escobar’a hiç öyle bakmıyor.

*Acımasız bir katil. Sıradan insanların, kadınların, çocukların üzerine kilolarca dinamit atacak kadar gaddar.

*Ailesine düşkün ama bir yandan bakire genç kızları getirtip ters ilişki kuran, sonra da onları öldürtüp gömdüren bir cani.

*Hiçbir etik değeri yok. Gerektiğinde birlikte çalıştığı arkadaşlarını polise ihbar edip hapse attıran, öldürten bir karaktere sahip.

Yani hiç öyle Rodrigo Amarante’’nin söylediği “Tuyo” şarkısıyla turistik bir Latin Amerika nostaljisine dönecek bir karakter değil.

Bu fotoğrafa baktım o filmi seyrettim ve dünkü yazımı böyle yazdım

BİR DEVLETİ ÇÖKERTMEK İÇİN KİMLER ÖLDÜRTÜLÜR

ESCOBAR 1980’li yıllarda Kolombiya devletine resmen savaş açıyor ve onları pazarlığa oturtacak hale getirtiyor.

Yöntemi de şu:

*BİR: SATIN AL: Devlet içindeki çürümüş siyasetçiyi, bürokratı, polis yetkilisini, hâkimi, savcıyı resmen satın alıyor.

*İKİ: ADALETİ ÇÖKERT 1: Uyuşturuculara resmen savaş açan adalet bakanı Rodrigo Lara’yı öldürtüyor.

*ÜÇ: ADALETİ ÇÖKERT 2: Escobar’ı tutuklatma kararı çıkaran dürüst hâkimi öldürtüyor.

DÖRT: SİYASETİ ÇÖKERT 1: Seçimlerde uyuşturucu baronları ile mücadele edeceğini söyleyerek kampanya yapan ve başkanlığa en yakın aday olan Yeni Liberal Parti Başkanı Luis Carlos Galan’ı öldürtüyor.

*BEŞ: SİYASETİ ÇÖKERT 2: Galan’ın yerine parti başkanlığına getirilen yeni aday da havaalanında öldürülüyor.

*ALTI: SİYASETİ ÇÖKERT 3: Yeni Liberal Parti’nin iki başkan adayı öldürüldükten sonra sol siyasette yükselmeye başlayan eski gerilla yeni barış yanlısı lider de uçakta öldürtülüyor.

*YEDİ: POLİSİ ÇÖKERT 1: Escobar’a karşı mücadele eden iki üst düzey polis şefi önce satın alınmak istenir, kabul etmeyince öldürtülür.

*SEKİZ: POLİSİ ÇÖKERT 2: Her birinin başına ödül koyarak 600’e yakın polis memurunu öldürtür.

*DOKUZ: İSTİHBARATI ÇÖKERT: Polisin istihbarat ağını çökertmek için ülkenin başkentindeki istihbarat binası bombalı kamyonla uçurulur.

*ON: HALKI SİNDİR: Bunun için uçaklar bombayla uçurulur, kamusal alanlara bombalar konur.

*ON BİR: MEDYAYI ÇÖKERT: Ülkenin en büyük gazetesinin sahibi ve başyazarı öldürtülür.

BENZEMİYOR MU

İNSAN bütün bunlara bakınca ister istemez FETÖ dönemini hatırlıyor.

Onlar da devleti çökertip ele geçirmek için aşağı yukarı aynı hedeflere yönelmedi mi...

Tek farkları değişik yöntemler kullanmalarıydı.

Kumpas davaları, şantaj kasetleri, tehditler, maliye müfettişleri, savcılar, hâkimler, polis yetkilileri, yandaş medya, istihbaratçılar kullanıldı. Ve yolun sonunda bir 15 Temmuz gecesi duvara çarptılar.

X

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku