GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

1) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 21 Temmuz günü Élysée Sarayı’nın birinci katında küçük bir delegasyonu kabul etti...

Bu kabul aslında Cumhurbaşkanı’nın resmi ajandasında da görünmüyordu.

Gelenler 4 kişiydi.

Roman yazarı Pascal Bruckner, şarkıcı Laurent Voulzy, girişimci Jennifer Guesdon ve deneme yazarı Laurent Kupferman...

*

Bu dört kişi, bir süredir özellikle deneme yazarı Kupferman’ın dile getirdiği bir öneriyi Cumhurbaşkanı’na anlatacaklardı...

Anlattılar...

Biraz önce Covid-19’la mücadele konusunda bir bakanlar kurulu toplantısından çıkan Macron dinledi.

Ve sonunda “Evet” dedi...

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

“Evet” dediği şey, Fransa’da sadece cumhurbaşkanının yetkisinde olan bir karardı...

Paris’te, Fransa’nın “büyük evlatlarının” gömüldüğü Pantheon’a bir kişi daha kabul edilecekti...

Yani Fransız İhtilali’nin iki büyük ismi Jean Jacques Rousseau ve Voltaire’in...

Fransız Edebiyatı’nın en büyüklerinden, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun, Emil Zola’nın...

“Üç Silahşörler”, “Monte Kristo”, “Demir Maskeli Adam” gibi bütün dünyada tanınan romanların yazarı Alexandre Duma’nın...

‘Röntgen’i bulan iki büyük biliminsanı Pierre ve Marie Curie’nin...

20’nci yüzyıl Fransız Edebiyatı’nın en büyüklerinden André Malraux’nun...

Görme engellilerin alfabesinin mucidi Louis Braille’in...

İşte buraya, bütün bu insanların arasına şimdi tarihinde ilk defa bir “dansöz” girecekti...

*

Macron, ünlü şarkıcı ve Follies Bergère’in dünya çapında ünlü dansözü Josephine Baker’in, Monaco’da bulunan mezarının Paris’te Pantheon’a taşınmasına karar verdi.

Baker’in kalıntıları 30 Kasım günü bir törenle Pantheon’a taşınacak...

Kimdir Josephine Baker...

Gelin bakalım Fransa Anıt Kabri’nin bu yeni sakinine...

2) KAHRAMANLAR ABİDESİNE GİREN İLK ÇIPLAK DANSÇI

GOOGLE’a girip “Josephine Baker photo” yazarsanız, gelen fotoğrafların çoğunda ya çıplak ya dekolteli, siyah bir kadın görürsünüz...

Bu kadın, 19’uncu yüzyılda kurulmuş, Paris’in ünlü çıplak dansçılarıyla tanınan, ünlü Folies Bergère müzikholünün en ünlü dansçısıydı...

Ama aynı zamanda büyük bir şarkıcıydı...

*

Josephine Baker 1906 yılında Amerika’nın Missouri eyaletinin St. Louis şehrinde doğmuş bir Amerikan vatandaşı.

Irkçılık nedeniyle ülkesini terk edip Fransa’ya yerleşmiş ve bu ülkenin vatandaşı olmuştu...

Dekolteyi sanat eseri haline getiren kadındı ama o kadının arkasında büyük bir insan hakları aktivisti vardı...

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı direnişçilerle birlikte ambulans şoförlüğü yapmış ve istihbarat elemanı olarak çalışmıştı.

Martin Luther King 1963’teki o meşhur Washington yürüyüşünü yaparken yanındaydı ve o mitingde konuşma da yapmıştı...

Bütün hayatı boyunca insan hakları, siyah insanların ve kadınların hakları için mücadele etti...

Siyah bir kadının güzelliğini ve neşesini temsil ediyordu...

Kadın bedenini, çıplaklığı, dekolteyi sanat eserine çeviren bir aura’sı vardı.

*

Meşhur ettiği “J’ai Deux Amours” şarkısında şöyle diyordu:

“Benim iki aşkım var...

Biri ülkem... Öteki Paris...”

Şimdi o iki aşkından birine, Paris’te “Fransa’nın büyük evlatlarına ve kahramanlarına” ayrılan Pantheon’a taşınıyor.

Oraya giren altıncı kadın olacak.

Daha da önemlisi, ilk siyah ve ilk sanatçı olarak girecek oraya......

Bir de ilk dansöz olarak...

Bir de ilk çıplak kadın olarak...

Fransa’nın ilk Lady Godiva’sı yani....

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

3) CUMHURİYETÇİLERİN VE LAİKLERİN ANIT KABRİ

Pantheon 1764 yılında XV. Louis tarafından kilise olarak inşa edilmiş bir bina...

Fransız İhtilali’nden sonra 1791’de laik bir anıta çevrildi ve adı da Yunan tanrılarına atıfla “Pantheon” olarak değiştirildi.

Bu anıt bir anlamda Fransa’nın kraliyet mensuplarının mezarı olarak kabul edilen Saint Denis bazilikasının laik ve cumhuriyetçi karşılığıydı.

Yani Fransa’nın cumhuriyet yanlısı kahramanlarının gömülmesi için tasarlanmıştı.

Ancak bina 19’uncu yüzyılda yeniden kiliseye ve sonra mabede çevrildi.

Bugünkü anlamı ve özelliğini ise 1885’te Victor Hugo’nun cenaze töreni ile buldu.

Pantheon’da bugün 80 kişi gömülü. Bunların sadece 5’i kadın.

De Gaulle oraya gömülmek istemedi.

Sarkozy, Albert Camus’yü oraya taşımak istedi, ama Camus’nün ailesi kabul etmedi.

Buraya kabul edilen ilk kadın 1995 yılında Marie Curie oldu.

Son kadın ise Fransa’da kürtajın serbest bırakılmasını sağlayan kadın bakan Simone Veil’di...

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

SAHNEDE EN EĞLENDİRİCİ SANATÇI ZİYNET SALİ Mİ

GEÇEN cumartesi akşamı Saadettin Saran’ın yaş günü davetindeydim.

Assos’un biraz ilerisindeki evinin bahçesinde yakın dostlarına verdiği davet tam da dolunaydan bir akşam öncesine rastladı.

Bahçeye konser sahnesi gibi bir platform kurulmuş. Geride dev bir dijital ekrana harika görüntüler yansıtılıyordu.

Sanatçı olarak da Ziynet Sali’yi davet etmişler...

Müthiş bir program yaptı o gece...

Çok geniş bir repertuvar seçmişti...

Haris Alexiu’lardan başlayıp, Sezenler, Ajdalarla devam eden, oradan Ferdi Tayfur’a geçen, kendi şarkılarıyla çeşitlenen çok güzel bir repertuvardı.

Kendisini izleyen insanlarla müthiş bir iletişim kuruyor, katılmalarını sağlıyor.

Hareketleri, konuşmaları çok sempatik.

Gerçek bir “showgirl”, bir “entertainer”, yani Türkiye’nin en iyi eğlendiricilerinden biri.

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

TÜRKİYE’NİN ‘SİX PACK MAN’ SIRALAMASINDA KAÇA GİRER

DAVETTE, medyadan benim dışımda Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ve Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Zahit Akman vardı. Üçümüz Sadettin Saran’la sohbet ettik.

İngiliz Premier Leage’i, İspanyol La Liga’sından sonra İtalya’nın Serie A maçlarını da Saran’ın S Sport’u ve S Sport Plus’ı veriyor. Formula 1 de onda.

Buna bir de NBA maçlarını ekleyince, bu kanallar benim en az 4 gecemi alıyor...

Saran, Premier Leage’in yanılmıyorsam 16 ülkedeki yayın haklarına sahip.

Bu yıl bunlara bir de Çekya’da spor yayıncılığı konusunda yaptığı bir ortaklığı ekledi. Yani Türkiye sınırlarını aşan bir spor medyası devi haline geldi.

Bir anlamda tek başına Türkiye’nin ESPN’i ve Eurosport’u oldu...

Onun disiplinine hayranım...

Yemeklerde asla içki içmiyor. Dikkat ettim, gelen beş yemeğin neredeyse dördünü yemeden iade etti.

Her sabah kardiyo ve sporunu hiç aksatmıyor.

Kuzey Ege’de dip balıkçılığı yapıyor ve bu pozları veriyor...

Sizce Türkiye “Six Pack Man” (Altı baklava karın) sıralamasında ilk üçe girmez mi...

BİR MAVİ AY SORUSU: GERÇEK VE DERİN EGE KUZEY EGE Mİ

MAVİ ay gecesi Kaz Dağları’nda “Simurg” Otel’deyim...

Otel demek doğru mu bilmiyorum, çünkü 8 odalık bir dağ evi burası...

Ayvacık mevkisinde Ahmetçe köyünde, çam ve zeytin ağaçlarının arasında, Edremit Körfezi’ne bakıyor...

Midilli karşınızda, elinizi uzatsanız tutulacakmış gibi duruyor...

Bu dansöz, Jean Jacques Rousseau ile Victor Hugo arasına gömülecek

Müthiş bir tasarım zevkiyle hazırlanmış odalar...

Özgün ve çok güzel bir mutfak...

Oteli Türkiye’nin tanınmış mücevher tasarımcısı Dilara Karabay tasarlamış, açmış...

Orada yaşıyor...

Yani otelin parçası...

Genç bir şefi var ama uzun süre mutfakta kendi çalışmış...

Kaz Dağları’na ilk defa gidiyorum...

Bu destinasyonu ve Simurg Otel’i kesinlikle “kaçış ve huzur rotam”a ekledim...

Sabah kahve için terasa indiğimde çok hafif şahane bir Maria Callas çalıyordu...

Hayat saatimi eylül sonuna ayarladım...

Şöyle üzerimde hafif bir kazak, elimde güzel bir Türk şarabı...

Sabah kahvesi ile akşam içkisi arasındaki zamanı da yürüyüşle, okuyarak, dinleyerek geçiririm...

Sonbahara giriş takvimi tamamdır yani...

Mavi ayın ertesi sabah oradan ayrılırken şunu düşündüm.

Acaba, “gerçek” ve “derin Ege”, Kuzey Ege mi...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen:
Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku