Bu '16 Haziran ruhu' B-747'ye de gelir mi

31 Mart seçiminden önce benim dünyamda önemli bir gelişme oldu.

Seçim için belediye başkan adaylarıyla konuşma planım yoktu...
Ancak çok ilginçtir AK Parti’nin 3 büyük metropolünün üç adayından benimle mülakat teklifi geldi...

***

Beklemediğim bir şeydi ve itiraf edeyim sevindim...
Çünkü epey bir süredir AK Parti kanadından bizlerle konuşma niyeti belli edilmiyordu.
Neticede Ankara adayı Mehmet Özhaseki, İstanbul adayı Binali Yıldırım ve İzmir adayı Nihat Zeybekci ile konuştum.
Güzel fotoğraflar çektirdik... Ve o söyleşilerin hepsi de ses getirdi.

***

İstanbul seçiminin tekrarlanma kararından sonra Binali Yıldırım doğrusu hepimizi şaşırtan bir stratejik atak yaptı.
Beni şaşırtan onun Ekrem İmamoğlu ile televizyon tartışmasına çıkma kararından çok, tartışmanın moderatörü olarak Uğur Dündar’ı teklif etmesi oldu.
Bence çok doğru bir iş yaptı...

***

Uğur Dündar 40 yıldan fazla süredir arkadaşım.
Bizim neslimizde gazeteciliğe prestij katan isimlerdendir.
O tartışmayı gerçekten çok iyi ve tarafsız yapacağına emindim.
Keza İsmail Küçükkaya... Çok iyi arkadaşımdır ve o da bizden sonraki nesil gazeteciliğine prestji getiren gazetecilerdendir...
Onun da bu işi çok iyi yapacağına eminim.

***

Binali Yıldırım bu kararı ile iktidar-medya ilişkileri bakımından bir paradigmayı kırdı.
AK Partililer bugüne kadar neredeyse sadece kendilerini destekleyen medyanın temsilcileri ile konuşuyordu.
Ne yazık ki orada da bir yanlışlık yaptılar.
İktidara yakın mutedil, prestijli gazetecilerden çok, militan mertebesine inmiş gazetecileri tercih ettiler.
Açıkçası onlar da çok kötü bir sınav verdiler...

***

Yıldırım işte bu kısırdöngüyü kırdı.
Çünkü yine o iktidar gazetecilerinden biriyle çıkmayı tercih etseydi şu olacaktı.
O gazeteciler bugüne kadar yaptıkları gibi, kendisini pozitif sorularla yüceltmeye çalışacak, İmamoğlu’nu ise son günlerde iyice pespayeleşen dedikodularla yıpratmaya çalışacaklardı.
Bu da tartışmanın itibarını düşürecek ve İmamoğlu’nun mağduriyet görüntüsü iyice perçinlenecekti.
Evet muhtemel senaryo buydu ve Yıldırım işte bu kısırdöngüyü kırdı.

***

Yıllardır söylüyorum...
İtibarlı bir medya hem iktidarın hem muhalefetin lehinedir.
O nedenle bir gazeteci olarak merakla bekliyorum...
Acaba bu, sadece Binali Yıldırım’ın şahsına ait bir gelişme olarak mı kalacak...
Yoksa önümüzdeki dönem iktidarın yeni medya anlayışına da ışık tutacak mı...

***

Yani şunu demek istiyorum.
Acaba 16 Temmuz’da yapılacak bu tartışmanın yarattığı yeni ruh, Cumhurbaşkanı’nın B-747 devlet uçağına da yansıyacak mı yansımayacak mı...
O kabinde de yeni gazeteci profilleri görecek miyiz...

Maraza çıkarmak isteyen  bir vali, VIP meraklısı işgüzar CHP milletvekili

ORDU olayı ile ilgili şahsi görüşüm şudur:
(*) BİR: Olayın kesinlikle “VIP’ten kimlerin geçme hakkı vardır kimlerin yoktur” gibi kanuni bir prosedürle ilgisi yok.
***
(*) İKİ: Gazetecilik mesleğim boyunca her partiden siyasetçi ile birlikte birçok Anadolu şehrine gittim.
Bu şehirlerde her partinin yöneticileri ve taraftarları gelen siyasetçiyi karşılamak için aprona kadar, uçağın kapısına kadar gider.
Hemen hepsi VIP salonlarından geçer.
Ve valiler de genellikle bu işe müdahale etmez, engel olmaya çalışmaz.
Nitekim Trabzon’da böyle olmuş ve vali müdahale etmemiş.
***
(*) ÜÇ: Bu olayda belli ki Ordu Valisi ya bir yerlere yaranmak amacıyla biraz “maraza çıkarma” gayreti içine girmiş. Ya da bir yerden veya kişiden “maraza çıkarması” için talimat almış.
***
(*) DÖRT: Tabii bir de olayın karşı tarafı var.
VIP’ten geçmeyi matah zanneden işgüzar bir CHP milletvekilinin olayın bu hale gelmesine katkısı büyük olmuş.
Onun işgüzarlığı İmamoğlu’na fatura ediliyor.
***
(*) BEŞ: İmamoğlu da başta biraz öfkelenmiş. Ama sonradan kendini toparlayıp bariz şekilde olayı yatıştırma çabasına girmiş.
***
(*) ALTI: Görüntülerde İmamoğlu’nun “Hiç mesele değil, öteki taraftan geçelim” dediği bariz şekilde görülüyor.
Bence vatandaşın kullandığı normal taraftan geçmek İmamoğlu’na daha çok yakışıyor.
Bunu VIP meraklısı CHP milletvekillerinin de bilmesinde yarar var.
Bu 16 Haziran ruhu B-747ye de gelir mi
‘Uçan memeliler’ sevişmeyi yürüyenlerden çok seviyor

GEÇEN hafta benim Las Vegas’a geldiğim gün, bir bilimsel araştırma ekibi Nevada Çölü’ndeki “kanyon yarasaları”nın arasına girmiş.
Yaptıkları araştırmanın ilk sonuçları dün buranın yerel gazetesi Las Vegas Review-Journal’de yayınlandı.
***
İlk ilginç sonuç şu:
(*) Dünyada uçabilen tek memeli olan yarasalar çiftleşmeyi bizden çok seviyorlar.
(*) Araştırmacılar 532 yarasayı inceleme ve kayda geçirme imkânı bulmuşlar.
(*) Bu 532 yarasanın üçte ikisi dişiymiş.
(*) Bunların 191’i hamileymiş.
(*) 41’i de kısa süre önce doğum yapmış.
***
Bir ilginç sonuç da şu...
(*) Dişi yarasalar hamileyken de rahatça uçabiliyor.

Yeni doğan yarasa bebeği ne ağırlıkta

YARASA araştırmasının en ilginç sonuçlarından biri de şu:
(*) Bir yarasa annesinin dörtte biri ağırlıkta doğuyormuş...
Karşılaştırma yapabilmeniz için şöyle bir örnek vereyim.
Mesela 60 kiloluk bir kadının 15 kiloluk bir bebek doğurması...
***
(*) Ayrıca yarasaların her birinin kendine ait bir GPS sistemi varmış.
Yani konum belirleme sistemi.
Buna “ekolokasyon” deniyor.
Yani ses gönderip onun ne olduğunu belirleyen bir sistem.
Ve her yarasının sadece kendine ait bir konum ve cisim belirleme radarı bulunuyormuş.

Şirketlerin COO’larını kovma zamanı geldi mi

UBER’in bir ay önce atanan yeni CEO’su Dara Khosrowshahi geçen cuma günü çalışanları toplayıp onlara şu haberi vermiş:
“Arkadaşlar bugünden itibaren şirketin COO’luk pozisyonunu kaldırıyorum. O işi de ben yapacağım”.
***
COO, “chief operating officer” kelimelerinin kısaltılmışı.
Bazıları Türkçeye “Operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı” olarak çeviriyor.
Şirketin günlük operasyonlarını, tedarik, üretim ve lojistik süreçlerinin tamamını yönetir.
CEO’nun yokluğunda ona vekâlet eder.
***
Bazıları bunun için COO yerine eski deyim olan “genel müdür” kavramını kullanmaya devam eder.
Yani özetlersek, UBER’in yeni CEO’su şirketin genel müdürlük koltuğunu kaldırmış, orada oturan kişiyi de kovmuş.
***
COO’lar döneminin sonu mu geliyor...
Ve onu CEO’lar dönemi mi izleyecek...
***
Yani iş dünyası da “başkanlık sistemi”ne mi dönüyor...

Dövmeli kadın yönetmen bu yüzden ayrılmıştı

UBER’in İran kökenli CEO’su aynı zamanda New York Times’ın da yönetim kurulu üyesi.
Bugünlerde o gazetenin ilk kadın yönetmeni Jill Abramson’un “Merchants of Truth” (Gerçek Tacirleri) adlı kitabını okuyorum.
Jill Abramson, genel yayın yönetmenliğinden kovulmasını (bu tabiri hiç sevmem ama kendisi böyle dediği için kullandım) işte bu COO’lar, CTO’lar (teknolojiden sorumlu başkan yardımcısı) ve CFO (finansmandan sorumlu başkan yardımcısı) ile yaptığı kavgalara bağlıyordu.
Demek ki UBER’in CEO’su bu tür kavgalara izin vermeyecek. Ama bu durum onu şirketin kurucuları ile kavga etmeye götürmez mi?
Benim bildiğim büyük patronlar, çok güçlenmiş yöneticilerden pek hazzetmezler.

ABD’nin dövmeli ilk  GYY’si, Türkiye’nin ilki

JILL Abramson, New York Times’ın sadece ilk kadın yönetmeni değil, aynı zamanda ilk dövmeli kadın genel yayın yönetmeniydi de...
Amerikan medyasının dövmeli ilk erkek yöneticisi ise Washington Post’un efsane genel yayın yönetmeni Ben Bradlee’di.
Hani şu “Post” filminde, Watergate olayını patlatan gazeteci.
Ayıptır söylemesi Türk medyasının ilk dövmeli genel yayın yönetmeni de bendim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Hakan Fidan'ın mevkidaşı bakın hangi bardan çıktı

Seçilmiş başkan Joe Biden kendine çok ilginç bir kabine oluşturuyor.

Belki de Amerika’nın ilk “X kuşağı kabinesi” olacak bu.

Dün yeni dışişleri bakanını anlatmıştım.

Aynı gün bütün Amerikan istihbaratının başına kimi getireceği de belli oldu.

Gelin şimdi onu tanımaya, hayat hikâyesinin en ilginç bölümünden başlayalım.

1) UYUŞTURUCU SATILAN BAR SONRA NE OLUYOR
HİKÂYEMİZ 90’lı yılların ortalarında, Amerika’nın Baltimore şehrinde başlıyor.

O yıl polis, şehirdeki bir bara baskın yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku