Bizim yerimizi sırtlanlar alıyor

BAZEN bir duygu gelip bir yerimi çekiştiriyor...

Haberin Devamı

Sanki bir şeyleri hissediyorum...
Geçen hafta durup dururken Visconti’nin “Leopar” filmini, 42 yıl sonra yeniden seyrettim.
1963 yapımı bir film ve ben onu 1973’te seyretmiştim.
Daha sonra “Venedik’te Ölüm” filmi gelince “Leopar”ı unutmuştum.
Hayret... Kırk yıl boyunca meğer neleri atlamışım.
Visconti’ye bir kere daha hayran oldum.
Ama asıl sürpriz dün yeni dergileri karıştırırken geldi.


* * *


Milliyet Sanat son sayısının kapağını Visconti’nin “Leopar” filmine ayırmıştı.
Oradan öğrendim ki, sinema yazarı Onat Kutlar’ın en sevdiği yönetmen Visconti’ymiş.
Bu yıl Onat Kutlar’ın bir terör saldırısında hayatını kaybetmesinin 20’nci yılı.
Kutlar aynı zamanda İstanbul Film Festivali’nin kurucularından biri.
Film bu yıl festivalde yeniden gösterilecekmiş.
Milliyet Sanat yönetimi, Onat Kutlar’ı anmak için derginin kapağına filmin afişini koymuş.
Teşekkürler arkadaşlar...


* * *

Haberin Devamı


Film 1860’ların Sicilya’sında geçiyor ve aristokrasinin çöküşünü anlatıyor.
Filmin kahramanı Salina Prensi’ni Burt Lancaster oynuyor.
Hayatımda bu kadar etkili bir film kahramanı çok az gördüm.
Düzgün ve dürüst bir aristokratın yaşlanan hüznünü olağanüstü anlatıyor.


* * *


Filmin bir sahnesinde Prens Salina, aristokrasinin çöküşünü şu harikulade tiratla anlatıyor:
“Biz leoparlar ve aslanlardık. Yerimizi alacak olanlar ise çakallar ve sırtlanlar.
Ve hepimiz, leoparlar, aslanlar, sırtlanlar ve koyunlar, hepimiz kendimizi toplumun en değerli insanları sanmaya devam edeceğiz.”


* * *


Ne tuhaf...
Herkes kendini aslan veya leopar, kendinden önce veya sonra geleni ise sırtlan ve çakal gibi görüyor...
Ve hepimiz, tabiatın yaratmadığı bu kahrolası besin zincirinden besleniyoruz.
Aslında bu, bir besin değil, intikam zinciri ve bilmeliyiz ki, bu intikam zinciri kader değildir ve mutlaka kırmalıyız...

Merak ettim, acaba Ezgi Mola’nın kalbini kim kırdı


KOCAN kadar konuş” filminin harika oyuncusu Ezgi Mola bu ayki Milliyet Sanat’a şunu söylüyor:
Kalp hassas bir şeydir, kırılır. Ben kalp kırmaktan çok korkarım, çünkü zaman zaman herkes gibi benim kalbim de kırılmıştır.”
Çok basit gibi görünen bir cümle...
Ama acımasız bir siyasetin, hoyrat bir iktidarın kalpsiz bir çöle çevirdiği ülkemizde insana ne kadar iyi geliyor.
Bir de şunu merak ettim.
Acaba kalp kırma konusunda hangisi daha uzmandır...
Erkekler mi yoksa kadınlar mı...

Haberin Devamı


Gazetecilik bizi göbeğini kaşıyan adam olmaktan kurtarır mı


LATİN Amerikalı yazar Eduardo Galeano 74 yaşında öldü.
Herkes onu “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabıyla tanır.
Ne yalan söyleyeyim, Latin Amerika’dan gelen her antiemperyalist kitap bana biraz demode gelir. Bu kitap da bana öyle bir dönemin başeseri gibi görünmüştü.
O yüzden ben, “Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri”, “Gölgede ve Güneşte Futbol”, “Kucaklaşmanın Kitabı” gibi eserlerini tercih ederim.


* * *


Ama onun beni asıl ilgilendiren yanı gazeteciliğiydi.
Galeano gazeteciydi ve o tarafı ile hep övünürdü.
Bense gazeteciliğimle hiç övünmedim, ama gazeteciliğime sağlam gerekçeler aradım.
Allah’a şükür buldum da...


* * *

Haberin Devamı


Mesela popüler, hatta bulvar gazetelerinde yazan Ortega y Gasset, kendini şöyle anlatıyordu:
“Bu gazete bana kamu meydanında bir aristokrat olarak volta atma imkânı veriyor...”


* * *


Galeano ise şöyle diyor:
“Beni kendi göbeğimin labirentlerinde kaybolup gitmekten kurtaran gazeteciliğe teşekkür ediyorum.”
Çok düşündüm, acaba biraz zorlamayla bu cümleyi “Göbeğini kaşıyan adam olmaktan kurtardı” şeklinde çevirebilir miydik...


* * *


Neyse boynumu aşan böyle derin konulara dalmayıp sadece şunu söyleyeyim ve çekileyim:
Böyle iki olağanüstü insanı içine çeken gazeteciliğe ben de şükran borçluyum.


* * *


Octavio Paz, Jorge Luis Borges, Gabriel Garcia Marquez ve önceki gün Eduardo Galeano...
Büyük bir yazar nesli tek tek gidiyor ve Latin Amerika’nın kesik damarları çoğalıyor.
Tabii bizimkiler de...

Haberin Devamı


Alzheimer’lı bir kadınla sevişilir mi


SORU bazılarınıza rahatsız edici gelebilir. Okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
Amerika Birleşik Devletleri Iowa eyaletinde bugünlerde çok ilginç bir dava görülüyor. Alzheimer teşhisi konan 78 yaşında bir kadın, özel bir bakımevine yatırılmış.
İddiaya göre, 78 yaşındaki kocası, 24 Mayıs 2014 akşamı gelip bakımevinde karısı ile sevişmiş.
Şimdi şu sorunun cevabı aranıyor:
Alzheimer’lı bir kadın, kocasının seks isteğine bilinçli olarak evet diyebilir mi...
Yoksa bu cinsel bir suç mudur...
International New York Times dünkü sayısında bu konuya birinci sayfasından geniş bir yer ayırmış.
Bu ayrıntılı haberden öğreniyorum ki, seks, alzheimer vakalarında bilimsel olarak anlaşılması en zor olgulardan biriymiş.

Yazarın Tüm Yazıları