GeriErtuğrul ÖZKÖK Bıyığımın altında ince müstehzi çizgi bana ne hoyratlıklar yaptırdı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bıyığımın altında ince müstehzi çizgi bana ne hoyratlıklar yaptırdı

ÂŞIK Mahzuni’nin plak kapaklarında, DİSK’in, Dev-Genç’in pankartlarındaki, işçi ve köylülerin elleri ve ayaklarının kocaman, kafalarının ise daha küçük çizildiği yıllardı...

Eller ve ayakların üretici diye yüceltildiği, özgür kafanın ise her tür ideoloji ve inanç tarafından tehlike sayıldığı dönemlerdi...

*

Ankaralı yazarların, öğretim üyelerinin, aydınlarının evlerinin duvarlarına, Türk ressamlarının satın alabildikleri tablolarını astığı günlerdi aynı zamanda...

*

Biz, yani ben ve benim gibi bazılarımız, biraz burnumuzdan kıl aldırmadığımız yaşlarımızdaydık...

Bıyığımın altında ince müstehzi çizgi bana ne hoyratlıklar yaptırdı

*

Eh ne de olsa, biraz Paris’ten yeni dönmüşlüğümüz vardı...

Marcuse, Foucault, Derrida, McLuhan, Levi-Strauss falan, işte onların semtlerinde dolaşıyorduk...

*

Tabiatıyla küçümsüyorduk Balaban’ın tablolarını...

Köylü buluyorduk... Primitif dersek bir sanat akımına sokarız diye, “İptidai” diyorduk...

*

Anlayacağınız, hoyrattık insanlara karşı... Epey hoyrattık... Kestiğimiz en büyük ceza da görmezden gelmekti...

*

Bıyık da bırakmıştık ve onun altına kondurduğumuz incecik bir çizgi halindeki istihzanın, aslında adı konmamış bir kibir olduğunu da fark edemiyorduk.

*

Sonra yıllar geçti...

Geçen yıllar, benim gençlik hastalıklarımı da aldı götürdü...

Kibir bizim gibi seçkinci azınlıklardan, çoğunlukçu popülistlere geçti...

O hoyratlığı attım üstümden...

*

Ukalalıkla yoldaşlık yapan kibir gidince de hafifledim, özgürleştim... Bir başka gözle bakmaya başladım Balaban’a ve tablolarına...

Bazı tablolarındaki kalabalık içinde Bruegel’i bile görür gibi oldum.

Bazı tablolarına bakarken, kendimi şunları mırıldarken bulmaya başladım:

“Bizim Balabanımızın Diego Rivera’dan, David Alfaro Siqueiros’dan, Fernando Botero’dan ne farkı var ki...”

*

İbrahim Balaban’ı pazar günü kaybettik... Sessiz bir insan olarak yaşadı, bir hastane odasında aynı sessizlikle veda etti bize...

*

Türkiye’nin en özgün ressamlarından biriydi... Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en ünlü müzelerinin duvarlarını hak eden bir özgünlüktü bu.

*

Ve ne yazık ki ben...

Şu gençlik hastalıklarını geç tedavi edebilmiş biçare...

Bu büyük Türk sanatçısını çok geç buldum, çok erken kaybettim...

Ama hiç unutmayacağım...

*

Ve Nazım Alpman’a da bu büyük sanatçının ölümünü bize duyurduğu için teşekkür ederim.

BİZİ KİM BAŞTAN ÇIKARIR RABBİMİZ Mİ, ŞEYTAN MI

PAPA Francis, geçen hafta sonunda Katolik âleminin en önemli dualarında birinin İngilizcesini değiştirtti.

*

- Noel ayinlerinde okunan duanın İngilizcesinde bugüne kadar Türkçe çevirisiyle şöyle deniyordu:

“Yüce Tanrım, bizim baştan çıkmamıza öncülük etme...”

- Duanın yeni halinin çevirisi ise şöyle oldu:

“Yüce Tanrım, baştan çıkarılmamıza izin verme...”

*

Papa bu cümlenin değiştirilmesini şu gerekçeyle istemiş:

“İlk halinde sanki baştan çıkarılmamıza, günaha girmemize Efendimiz öncülük ediyormuş gibi bir anlam vardı. Bizi Tanrı değil şeytan baştan çıkarır...”

*

Yani bizim açımızdan durum şöyle:

- Duanın birinci tercümesine göre “Tanrı baştan çıkarılmanıza öncülük etmiş”...

- İkinci ve yeni haline göre ise zaten sizi şeytan, baştan çıkarmış...

*

Yani arkadaşlar eğer günah işlemişseniz, baştan çıkarılmışsanız, her iki çeviriye göre de bu sizin suçunuz veya günahınız değil.

İyi de... Günah bize ait değilse neden sonunda bizim hesabımıza yazılıyor...

*

Bu işte biz kullar için biraz haksızlık yok mu...

NEVADA ÇÖLLERİNDE 26 BİN MUSTANG VAR

Bıyığımın altında ince müstehzi çizgi bana ne hoyratlıklar yaptırdı

HAYATIMDA ilk Mustang arabayı, İzmir’de lise üçüncü sınıfta okurken Alsancak semtinde gördüm.

1965 yılının ilk aylarıydı.

*

“Tasarım” kavramını hayatıma sokan ilk nesneydi Mustang...

Yarım saate yakın arabanın etrafında dolaşmış, hayranlıkla seyretmiştim.

*

Üzerinde metal kabartma ile dörtnala koşan bir at deseni vardı, ama bunun “Mustang” kelimesi ile ilgisini hiç düşünmemiştim.

Yıllar sonra bu kelimenin “yabani at” anlamına geldiğini öğrenmiştim.

Ama benim için “Mustang” hâlâ bir araba markasıydı.

*

Geçen cumartesi günü Nevada Çölü’nde, Polaris bir araba ile “Razor” turu yaptım.

İki saat boyunca çölde kaktüsler ve joshua (yuşa) ağaçları arasında dolaştık.

Ve hayatımda ilk defa vahşi atları gördüm.

Çölün ortasında dolaşıyorlardı.

*

Nevada’da 30 bine yakın yabani atın bulunduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’den gelen biri olarak bana çok ilginç geldi.

ARTİSTLER MAHALLESİNDE SİGARA SATIŞI YASAKLANDI

GEÇEN hafta biz Türkiye’de uyurken, dünyanın öbür ucunda çok önemli bir devrim gerçekleşti. Los Angeles’ta daha çok Hollywood artistlerinin oturduğu Beverly Hills bölgesinin belediye meclisi bölgede sigara satışını yasakladı.

Üstelik meclis bu kararı oybirliğiyle aldı.

*

2021 yılından itibaren Beverly Hills bölgesinde ne bakkallarda, ne bayilerde, ne alışveriş merkezlerinde, ne de benzin istasyonlarında sigara satılacak. Yasağa e-sigaralar ve aromalı bitki sigaraları da dahil.

*

Sadece iki yerde sigara satışına izin verilecek. Şehre çok sayıda ünlü yabancı geldiği için otel konsiyerjleri ve bölgedeki 3 sigara kulübü sigara satabilecek.

*

Şunu bilmemizde de yarar var.

Burada öyle büyük bir sigara içme sorunu yok. California, Utah’tan sonra Amerika’nın en az sigara içilen ikinci eyaleti.

Buna rağmen bu kararı aldılar.

KATILAMADIM AMA GÖNÜLDEN DESTEKLİYORUM

GEÇEN hafta Lady Gaga konseri için Las Vegas’tayken Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’dan bir davetiye aldım.

Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan bir süredir “Sıfır Atık” projesi kapsamında çok güzel çalışmalar yapıyor. Bu projeyi sadece Türkiye’de değil bütün dünyada anlatıyor.

Dün İstanbul’da “Sıfır Atık” projesinin ilk ayağı atılıyordu.

Ben de bu projeyi gönülden destekliyorum.

Almanya’da Yeşiller hareketinin son seçimde elde ettiği başarı, bu tür çevreci projelerin artık gelişmiş ülkelerde ana akım siyaset haline geldiğini gösteriyor.

Yurtdışında olduğum için katılamadım. Ama kalbim onlarla birlikteydi.

X

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku