Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

Ortada bir şüphe vardı ve kanunlara göre bu şüphe de sanığın lehine kullanılacaktı... Ancak o gece hiç beklemedikleri bir şey oldu...Her şey 10 Ağustos 2017 günü genç bir kadın gazetecinin Kopenhag yakınındaki Koge Bugt mevkisinde küçük bir denizaltıya binmesi ile başladı.Onu izleyen saatler ve günler, dünya kriminal tarihinin en tuhaf ve esrarengiz cinayetine tanık oldu. Bugün size bu cinayetin ayrıntılarını anlatacağım...Ricam yazıları sıra numarası ile okuyun lütfen.Neden bugün diye sorarsanız...Onun cevabını da sonunda vereceğim.Önce o güne, yani 10 Ağustos 2017 gününe dönelim.

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

1) 10 AĞUSTOS 2017 SAAT 19.00 MEŞUM DENİZALTI AÇILIYOR

O gün Kim Wall isimli 30 yaşında genç bir kadın gazeteci “UC3 Naitilus” adlı küçük bir denizaltıya gitti.

Wall London School of Economics’te, sonra da Columbia Üniversitesi’nde öğrenim görmüş free lance, yani serbest çalışan bir gazeteciydi.

Yazıları ve mülakatları New York Times, Times gibi ünlü gazetelerde, Vice gibi dijital platformlarda yayınlanmıştı.

Denizaltı, Peter Madsen adlı Danimarkalı bir işadamı tarafından inşa edilmişti.

Roket uzmanıydı, çeşitli buluşları vardı ve bunlardan biri de kendi inşa ettiği bu küçük denizaltıydı.

Kim Wall işte bu ilginç adamla mülakat yapmak için ona başvurmuş o da gel demişti.

Wall o denizaltıya bindikten sonra bir daha kendisinden haber alınamadı.

Eldeki bilgilere göre denizaltı yerel saatle 19.00’da limandan ayrılmıştı.

O gece saat 01.43’te erkek arkadaşı polisi arayarak kız arkadaşı Kim Wall’un kayıp olduğunu bildirdi.

Denizaltı ertesi gün saat 10.30’da, civardaki bir deniz fenerinin yakınlarında bulundu.

Peter Madsen ise denizden kurtarıldı.

Ancak genç kadından bir haber yoktu.

2) 11 GÜN SONRA SAHİLDE BULUNAN BAŞI KESİK CESET

MADSEN önce genç kadının başını denizaltının kapağına çarpıp öldüğünü söyledi.

Ancak kadının cesedi batmış denizaltının içinde yoktu.  

Olay esrarını korurken, 21 Ağustos günü sahilde bisikletiyle dolaşan biri, karaya vurmuş bir insan bedeni gördü.

Ancak bedenin başı ve kolları yoktu.

Bunun üzerine polis Madsen’i yeniden sorgulamaya başladı ve mucit işadamı bu defa ifade değiştirdi.

Kadın başını vurup ölünce korktuğunu ve cesedi denize attığını söyledi...

İyi de o zaman kadının kolların ve başı ne olmuştu?

Danimarka polisi, denizaltının battığı bölgede uzman ordu dalgıçları ile araştırma yapmaya başladı.

Denizaltıdaki araştırmalar eylül ayı ortalarına kadar sürdü. Ancak hiçbir iz yoktu...

İşte o günlerden birinde dedektiflerden birinin aklına İsveç’in “uzman kadavra köpekleri” geldi...

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

3) KADAVRA KÖPEĞİ HAVLAYINCA DALAN DALGIÇLAR NE BULDU

İSVEÇ’ten bakıcısı ile birlikte bir kadavra köpeği getirtildi...

Köpek bir zodyak bot üzerinde denizaltının bulunduğu bölgede dolaşmaya başladı.

Ve köpek bir noktada ısrarla havladı...

Uzman dalgıçlar o bölgeyi beş metreye beş metre bölgelere ayırıp araştırmaya başladı.

Ancak iki gün süren araştırmalar sonucunda bölgede hiçbir ize rastlanmadı.
Kadavra köpeği yanılmıştı...

İsveçli uzman ise ısrarlıydı. Kadavra köpeğinin beyninde 200 milyon koku reseptörü vardı, yanılmasına imkân yoktu.

İşte o sırada bir uzmanın aklına başka bir ihtimal geldi...

Acaba rüzgârın etkisiyle ceset kokusu başka bir yere doğru savrulmuş olabilir miydi?

Bunun üzerine bölgenin o günlerdeki rüzgâr haritası çıkarıldı ve rüzgârın hızına göre bir hesaplama yapılıp yeniden bir mıntıka belirlendi. Burası köpeğin ilk kokuyu aldığı yerin 125 metre ötesinde bir yerdi...

Dalgıçlar bu defa o bölgeyi aramaya başladılar.

Ancak yine bir şey bulamadılar.

4) KESİK BAŞ ORTADA YOKSA NASIL, NEYLE KESİLDİ

POLİS bu çalışmayı yaparken bir savcı da dosya üzerinde çalışmaya başlamıştı.

Ancak ilerleyemiyordu.

Çünkü ortada bir beden vardı ama kafası ve kolları yoktu.

Ayrıca suç aleti ortada yoktu ve bilinmiyordu. Yani ortada çok ciddi bir soru vardı: Kadının kafası nasıl ve neyle kesilmişti?

Balıklar mı koparmış yoksa bir aletle mi kesilmişti... Hatta şu sorunun cevabını da arıyordu: Kadının kafası kesilmişse öldükten sonra mı kesilmiş, yoksa kafası kesilerek mi öldürülmüştü...

Ayrıca kadın gazetecinin, her mülakatını kaydettiği cep telefonu da ortada yoktu...

Böylece mülakat sırasında bir tartışmanın çıkıp çıkmadığı, mülakatın yapılıp yapılmadığı da bilinmiyordu. Polis ve savcının umutsuzluğa düştüğü bu anda bir deniz ve hava durumu uzmanı imdatlarına yetişti ve çok ilginç bir iddia ortaya attı.

İLK HABER
5) KADAVRA KÖPEĞİ KOKUYU NEREDEN ALIR, HAVADAN MI YOKSA SUDAN MI

HAVA durumu uzmanı önce şunu söyledi: Kadavra köpekleri havadaki toz zerrelerinden değil, kadavradan yayılan yağdan koku alır.

Havadaki koku ile bedendeki yağın denizde yayılması ise çok farklı kanunlara tabiydi.
Kopenhag’ın bulunduğu bölgede denizin alt ve üst akıntıları farklıydı.

Bu akıntıların yönleri ise yağan yağmurun miktarına göre değişiyordu.

Çok yağmur yağdıysa nehirlerden gelen tatlı su, denizin tuz miktarını azaltıyor ve bu da alt ve üst akımların yönünü değiştirebiliyordu. Uzman olayın geçtiği 10 Ağustos gününün yağış raporlarını, üst ve alt akım çizelgelerini çıkardı.

Buna bir de o günkü akımların çizelgesi eklendi ve sonunda kadavra yağının hangi yönde ve ne kadar yayılmış olabileceğine dair bir akıntı haritası çıkarıldı.

Dalgıçlar yeni hesaplama ile bulunan koordinatlara dalmaya başladılar.

6) 6 EKİM: İLK PLASTİK TORBA BULUNUYOR, İÇİNDE NE VAR

İLK haber 6 Ekim günü geldi.

Dipte plastik bir torba bulunmuştu.

Torba yerinden hiç kımıldatılmadı. Sadece açılıp içine bakıldı.

Kadın gazetecinin o gün giydiğiyle aynı renkte bir kazak vardı.

Biraz sonra ikinci haber geldi. Bir başka plastik torba içinde kesik bir kol bulunmuştu.

Bunu bir başka torba içinde bulunan kesik bir baş izledi. Kadın gazetecinin kayıp organları bulunmuştu.

Birkaç gün sonra ise bir başka yerde kanlı bir testere bulundu.

Bundan sonra iş artık savcınındı...

Ancak tam o sırada çok şaşırtıcı bir bilgi geldi.

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

Katil işadamı Peter Madsen

7) TESTERENİN BULUNDUĞU YER ŞÜPHELERE YOL AÇIYOR

TESTERENİN bulunduğu yerde bir tuhaflık vardı.

Denizaltının bütün seyir rotası çıkarılmıştı ancak testere denizaltının o gün hiç gitmediği bir yerde bulunmuştu.

Hemen aynı testerenin bir başkası bulundu, suya atıldı ve ne kadar sürüklenebileceğine bakıldı.

Hayır testere direkt dibe gidiyordu.

O sırada sanık işadamı da ifade değiştirdi.

“Kadını ben öldürmedim. Aslında ben güvertedeyken o içeride karbonmonoksit gazından zehirlendi... Ama çok korktuğum için başını uzuvlarını kestim.”

Dedektifler “Bu kadarı da olmaz” diye isyan ettiler. Savcıya,

“Bunca delil ve ifade değişikliğinden sonra hâlâ mı şüpheniz var?” diye sorunca hiç beklemedikleri bir cevap aldılar.

Savcı polislere Danimarka kanunlarının iki evrensel maddesini hatırlatıyordu:

“Sanığın ifade değiştirme hakkı vardır...”

Ve...

“Şüphe sanığın lehine değerlendirilir...”

8) BİLGİSAYARDAKİ PLASTİK TORBALI ORGAZM VE KAFA KESME VİDEOSU

ÖYLEYSE daha ne gerekirdi?

“Cinayeti işleme motifi...”

Yani işadamının o kadını öldürmesi için bir “neden” bulmaları gerekiyordu...

Sanığın suçlu olduğunu ispatlamak polis ve savcının göreviydi.

İşte o an genç bir kadın dedektifin aklına işadamının bilgisayarlarındaki kayıtlar geldi...

Derhal hâkimden izinler alınıp bilgisayarların belleklerine girildi.

İşadamı geçmişte “Kafa nasıl kesilir”, “İnsan vücudu nasıl parçalara ayrılır” gibi videoların yayınlandığı karanlık siteleri ziyaret etmişti.

Ayrıca kafaya
geçirilen plastik torbalarla nefessiz kalınarak orgazm olma seanslarını izlemişti.Demek ki sanığın böyle sapkın cinsel tutkuları vardı.

Tam kendilerini rahatlamış hissederken savcının bir itirazı daha geldi.

Kadın öldükten sonra mı başı kesilmişti, yoksa başı kesilerek mi öldürülmüştü?

Bunun cevabını da adli tıp verecekti.

Ancak ertesi gün adli tıptan gelen rapor büyük bir düş kırıklığına yol açacaktı.

Adli tıp, ölümün baş kesilerek gerçekleşip gerçekleşemediğini kesin olarak tespit edememişti...

Ortada bir şüphe vardı ve kanunlara göre bu şüphe de sanığın lehine kullanılacaktı...

Ancak o gece hiç beklemedikleri bir şey oldu...

9) ADLİ TIP TAM NEDEN ÖLDÜĞÜNÜ BULAMIYOR

GENÇ kadın dedektif gece büroda kalmış ve adli tıptan gelen raporları satır satır inceliyordu. Orada öyle bir cümleye rastlamıştı ki, hemen şefini aradı ve birlikte savcıya gidip şöyle anlattı:

“Sanık gövdedeki bıçak yaraları beden parçalanırken oldu diyor yani öldükten saatler sonra. Ama bir şey dikkatimi çekti. İçindeki bazı sonuçlara göre iki bıçak yarası ölümden hemen önce veya sonra olmuş. Yani bir saat içinde. Büyük ihtimalle dakikalar sonra.”

Kadın dedektif savcının meraklı bakışları altında devam ediyor:

“Sanığın karbonmonoksit zehirlenmesi hikâyesi doğruysa denizaltıda aşırı ısınma oluşmuş olması gerek. Ama adli tıp bedende bu yönde hiçbir kanıt bulamadı. Ölümden önce aşırı ısınma yoksa kafa kesilmesi göz ardı edilemez.”

Savcı “İşte bu” diyor ve cümlesini tamamlıyor: “Artık sanığın yararlanacağı makul şüphe yok.”

Ancak burası Danimarka...

Denizaltı cinayetinin sanığını Danimarka ceza yasasının en ağır maddesine göre, yani ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasını sağlamak için son bir şeye ihtiyacı vardır.

“Ağırlaştırıcı bir neden...”

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

SON SAHNE
VE SAVCININ BULDUĞU AĞIRLAŞTIRICI GEREKÇE

ONU da o gece bulur:

“Kurbanın

gazeteci olması...”

Savcı bunu da şöyle açıklar:

“Maktulün işi toplumsal açıdan önemli.”

Yani katilin öldürdüğü kişinin bir gazeteci olmasını, yaptığı işin toplumsal önemi nedeniyle ağırlaştırıcı sebep olarak sunuyor...

Kriminal tarihe “Denizaltı olayı” olarak geçen cinayeti işleyen Peter Madsen 2018 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm oldu.

Bir ara cezaevinden kaçmaya kalktı ama yakalandı.

Çok büyük ihtimalle hayatının geri kalan kısmını dört duvar arasında geçirecek.

Ölen kadın gazeteci adına bugün gazetecilik ödülleri veriliyor.

O da bu ödüllerle yaşamaya devam edecek...

ÜÇ YIL ÖNCEKİ CİNAYETİ NEDEN BUGÜN BÖYLE AYRINTILI YAZDIM

BİR: Çünkü bu cinayet harika bir belgesel drama haline getirildi ve BluTV’de yayınlanmaya başladı.

Ayrıntıları anlatmama bakmayın. Zaten bu ayrıntıların hepsi aylarca dünya medyasında yazıldı, yayınlandı.

Ben hepsini bildiğim halde büyük ilgiyle izledim.

İKİ: Çünkü...

Bugünlerde adalet reformunu tartışıyoruz ya...

Bir de gazetecilere, siyasetçilere saldırı var ya... Belki bu reformu samimi olarak savunan insanlara da yol gösterebilir...

Ergenekon kumpasları sırasında bazı aydınların
dediği gibi “Adalet büyük fotoğrafa bakmaz”...

Adalet her bireyin, her vatandaşın tek tek vesikalık resimler olarak sahip oldukları hak ve sorumluluklarda yatar.

Ve gerçek adalet sadece masumların, mazlumların değil, zalimlerin ve suçluların da haklarını savunur...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku

Ayşe, Sibel ve Gülse tarihi mi değiştirdi

Ayşe’den kastım Ayşe Arman... Sibel Kekilli ve Gülse Birsel...

Önümde bir kitap duruyor.

Adı “Türkiye Tarihini Değiştiren 110 Kadın”...

Hürriyet’in eski yazıişleri müdürlerinden Doğan Satmış’ın kitabı.

*

Kendince Türkiye tarihini değiştiren 110 kadın belirlemiş ve hepsinin küçük birer portresini yazmış. Listeyi tek tek inceledim. Böyle seçimler çoğu kez keyfidir.

Yani her zaman bir “Bana göre” payı vardır.

Bu da öyle...

*

Yazının Devamını Oku