Bienal eseri olarak Cami

OLAYI, cuma günü öğle saatlerinde, Venedik Bienali’nin Giardini bölümünde Amerikan pavyonunun önünde sıra beklerken tesadüfen öğreniyorum.
Kuyrukta tanıştığım İtalyan mimar, “İyi bir Müslüman mısınız” diyor.
Sorunun nedenini anlamıyorum ama o benim bıraktığım sessizliği dolduruyor:
“İyi bir Müslümansanız, bugün cuma namazını Venedik’te kılabilirsiniz” diyor.
Şaşırıyorum.
Bana yerini tarif ediyor.

CAMİSİ OLMAYAN ŞEHİRDE SANAT FAALİYETİ OLARAK CUMA NAMAZI


Bienal eseri olarak Cami

Benim bildiğim Venedik, Avrupa’da, camisi bulunmayan ender şehirlerden biri...
İtalyan mimar şaşkınlığımı fark edince keyifle devam ediyor:
“Ama kıldığınız namaz da Venedik Bienali’nin bir parçası haline gelecektir...”
Sonra hikâyeyi dinliyorum.
İsviçre doğumlu İzlanda kökenli bir sanatçı olan Christoph Büchel, geçen yılın sonunda Venedik Bienali yönetimine başvurarak bir kiliseyi camiye çevirmek istediğini bildiriyor.
Bu teklifi yaparken arkasına güçlü bir destek de alıyor.
Bu proje, aynı zamanda İzlanda’nın bienaldeki resmi pavyonu olacaktır.
Büchel bunun için şehrin Cannaregio bölgesinde metruk bir Katolik kilisesi bulur.
Santa Maria della Misericordia adlı kilise, 40 yıldan beri ibadete kapalı durmaktadır. Kilisenin mülkiyeti bir aydınlatma şirketine aittir.
Sanatçı kiliseyi kiralar.
Ancak, dünyanın en açık fikirli kültür festivallerinden biri olan Venedik Bienali’nin yönetimi bu projeye sıcak bakmaz ve birçok zorluk çıkarır.
Kilisenin içinde ve dışında hiçbir değişiklik yapılmayacaktır.
O yüzden dışarıya koymak istediği “Allahü ekber” kabartmasına izin verilmez
İçeride, zemindeki haç işaretlerdi halılarla örtülür.
Duvardaki ikonaların ve haçların önüne bir mihrap konur.
Ancak sanatçı bienalin açılışına 3 hafta kala, Venedik polisinden bir mektup alır.
Polis yetkilileri, kilisenin hemen yanındaki köprünün kontrolünün çok zor olduğunu, o nedenle güvenliği sağlayamayacağını bildirir.
Sanatçı yılmaz...
Sonunda başarır...
Dünya tarihinde, temsili cuma namazının bir sanat olayı haline getirilişinin ilk örneği önceki gün yaşandı ve İzlanda pavyonunun, hoşgörünün sınırlarını test etmek için desteklediği proje Venedik Bienali’nin en çarpıcı eserlerinden biri haline geldi.
İstanbul’da bir randevum olduğu ve bu olayı çok geç öğrendiğim için maalesef bu açılışa gidemedim.

MATBAA MAKİNESİ İLE İLK KURAN VENEDİK’TE BASILMIŞ

Ama önceki gün New York Times’ta çıkan bir yazıdan, dünyada matbaada ilk Kuran’ın Venedik’te basıldığını öğrendim.
Osmanlı pazarına yönelik olarak basılmış...
Venedik Bienali insanları şaşırtmaya devam ediyor.

Bir Kürt’ün Vivaldi’nin binasından yükselen sesi: Beni namuslu Türkler destekledi


Bienal eseri olarak Cami

BU yıl Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil eden üç isim var.
Bunlardan ikisi resmi olarak ve Türk pavyonu içinde temsil ediliyor.
Biri Emeni kökenli Sarkis, öteki Türk kökenli Kutluğ Ataman.
Türkiye’yi gayriresmi temsil eden sanatçı ise bir Kürt.
Eserlerini her geçen gün daha sevdiğim Ahmet Güneştekin...
Kendi imkânlarıyla, çok güzel bir binayı kiralamış. Üstelik bu bina, Vivaldi’nin bir süre yaşadığı “Pieta”.
Güneştekin, Türkiye’nin dışarıda en çok tablo satan sanatçılarından biri.
Müthiş bir vizyonu var. Dünyanın en ünlü galerilerinden Marlborough onun eserlerini satıyor.
Galerinin sahibi sırf Güneştekin’i desteklemek için Venedik’e gelmiş.
Her başarı, kıskançlığa mahkûmdur...
Güneştekin de Türkiye’de yerden yere vurulan sanatçılardan biri...
Onu “Kürt lobisinin desteklediği ve parlattığı” bile söyleniyor.
O ise “Keşke öyle olsa ama ne yazık ki Kürtler beni tanımıyor bile” diyor. Peki onu kim destekliyor...
Murat Pilevneli’nin çıkardığı ve çok severek okuduğum “İstanbul Art News” gazetesinin son sayısına verdiği mülakatta Güneştekin bu sorunun cevabını şöyle veriyor:
“Beni namuslu Türkler destekledi...”
Kürtlüğü ile her zaman iftihar eden bir sanatçının bu sözleri de bana onun dürüstlüğü olarak görünüyor.
Eminim bir gün gelecek, “Beni namuslu Kürtler destekledi” diyecek Türk sanatçılar da çıkacak.


Allah erkek midir cinsiyetsiz bir din olabilir mi

AHMET Güneştekin’in Pieta Galerisi’ndeki sergisinin ana teması “milyon taşı”.
Sultanahmet Meydanı’ndaki dikilitaştan esinlenerek hazırlanan 5 metrelik heykel, bir anlamda bu serginin merkezi...
Güneştekin, “Dikilitaş, aslında fallik (penisle ilgili) bir simgedir” diyor.
Yani erkekliği temsil ediyor.
“Ben bu erkeklik sembolünü, sekssiz hale getirmek istedim. Çünkü semavi dinlerin hep bir ‘erkek Allah’ teması üzerinde kurulu olarak gösterilmesi beni çok düşündürüyor. İnanç ve din hepimize ait olduğuna göre kadın veya erkek ayrımı yapmamalı...”
Serginin en büyük başarılarından biri aralarında dünyaca ünlü bir küratörün bulunması.
Daha önce Hermitage ve Guggenheim müzelerinde çeşitli sergilerin küratörlüğünü yapan Matthew Drutt’e projeyi anlatıp teklifi götürdüklerinde hiç tereddüt etmeden “Varım” demiş.
Güneştekin’in sergisi de Venedik Bienali’nde görülmesi gereken 10 sergiden biri... Daha bienalin resmi açılışı yapılmadan gördüğü ilgi de bunu gösteriyor.

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk dev bir penisin ev sahibi olur mu


BİR devlet, hele hele bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorluğu miras almış bir devlet, dev bir penisin ev sahibi olabilir mi...
Bienalin “Giardini” denilen daha prestijli bölümündeki İngiliz pavyonunun tamamı bir İngiliz sanatçıya ayrılmış.
Girişte sapsarı bir zemin önünde sapsarı dev bir penis heykeli duruyor. Heykelin hemen arkasında ise kapının üstünde “Great Bretagne” yazıyor...
Sanat muhteşem bir güç...
Heykellere ucube diyen bir rejimin kapılarını kırıp Gezi olarak Türk pavyonuna girebiliyor.
Ve dev bir penis olarak koskoca bir imparatorluğu fethedebiliyor.
Yaşasın sanat...


Türk pavyonunda meleğe dönüşen kırmızılı kadın


Bienal eseri olarak Cami


BİR sosyolog olarak iddia ediyorum ve sık sık yazıyorum.
“Gezi” daha şimdiden dünya tarihine geçti ve her yıl etkilerinin giderek büyüyeceğini göreceğiz.
Venedik Bienali’nin Arsenal bölümündeki Türk pavyonunda, Ermeni asıllı sanatçımız Sarkis’in eserleri harikaydı.
Bana göre bienalin görülmeye değer 10 bölümü arasında kesinlikle yer alır. Le Monde gazetesinin bu sergiye iki tam sayfa ayırması da bunun ilk işareti oldu.
Tabii, bienali gezen Türklerin büyük çoğunluğu gibi beni de en çok etkileyen eser, Gezi hareketi sırasında sembol haline gelen kırmızı elbiseli kadını anlatan parçaydı. Sergiyi gezenler en çok bu parçanın önünde duruyordu.
Duvardaki eserin ön tarafına yere büyük bir cam parça konmuştu.
O parçanın gerisinde durup cama baktığınızda, kırmızılı kadının camdaki yansımasının meleğe dönüştüğünü fark ediyorsunuz.
Bu görüntü, yakın geleceğin, Gezi’nin kahramanlarına nasıl bakacağını daha şimdiden gösteriyordu.
Cumhurbaşkanı sarayında istediği kadar tarihçileri toplasın, tarih orada değil, başka yerde yazılacak.
Hep diyorum, bir gün gelecek, hem de yakın bir gün, Gezi Parkı’nın girişine, ölen çocuklarımızın harika kabartması demokrasi anıtı olarak dikilecek.
“Reisler” geçecek, o çocuklar kalacak...
Türk pavyonundaki ikinci Gezi parçası ise Beyoğlu’nun rengârenk boyanan sokak merdivenleriydi.
Bir de de manavdan alışveriş eden Hrant Dink parçası vardı.
Sarkis’i, Paris’teki öğrencilik yıllarımdan beri hayranlıkla izliyorum. O dönem Paris’te yaptığı “happening”ler büyük ilgi çekmişti.
Gezi’nin bir başka etkisini de Fransız pavyonunda gördüm.
Köklerinden çıkarılarak toprağı ile sergilenen ağaçlar, altlarındaki mekanik bir düzenle hareket ediyorlardı.
Ağaç ve hareket...
Kim ne derse desin, bu da bir “post Gezi” efekti olarak göründü bana.

Kırmızının karanlığın ve kendine güvenin gücünü anlatan pavyonlar


Bienal eseri olarak Cami

-KIRMIZININ GÜCÜ JAPONYA: Kesinlikle kaçırılmaması gereken olağanüstü bir tasarım. Kırmızı ve anahtar kavramlarını birleştirmiş.
-KARANLIĞIN GÜCÜ
RUSYA: Üst katta girişteki pilot tasarımı, karanlık ve simsiyah bir zeminin önünde insana totaliter bir iklimin nasıl bir şey olduğunu çok güçlü anlatıyor.
-KENDİNE GÜVENİN GÜCÜ İNGİLTERE: Kapıdaki penis heykeli, ahlakın sınırlarını devlet, ideoloji veya inancın değil, sanatçının çizebileceğini ispat eden müthiş bir özgüveni anlatıyor. Hem devletin, hem sanatçının özgüveni bu...


Dinsiz bir ibadet için tapınak tasarımları


-Slovenya pavyonundaki dev tasarım bana postmodern bir ibadet yeri gibi göründü. Bakır rengini andıran duvarlar, Uzakdoğu çizgileri taşıyan monoton müzik bende şu etkiyi bıraktı. Sanki, klasik dinlerin ve Tanrı anlayışının dışında yeni bir inanç ve ibadet yeri arayışı vardı.
Aynı duyguyu, Nordik ülkelerin pavyonunda da hissettim.
Sanat, semavi dinlerle arasına mesafe koymaya devam ediyor...
-Arnavutluk pavyonundaki Enver Hoca kitaplarından oluşan tasarımı da çok sevdim.
Gençliğimin, Lenin, Mao ve Enver Hoca toplu eserleri dönemi gözümün önünden geçti... Kitapların içeriklerinin hiçbir manası kalmadı...
Ama bize geçmişteki ideolojik felaketlerimizi anlatan en iyi sanat eserleri haline geliyor...
Bu da iyi bir tarih dersi...
21’inci yüzyılın bütün diktatör taslaklarının ibretle bakması gereken bir tarih kitabı...

Bienale gidecek Türklere çok faydalı bir tavsiye


BU yıl bienali ziyaret eden Türk sayısı bayağı yüksek.
Türkler bir arada yaşamayı sevdikleri için genellikle şöyle bir tablo ortaya çıkıyor.
İnsanlar yorulunca bir yere oturuyor. Biraz sonra iki-üç Türk daha geliyor ve masaya ekleniyor. Sonunda masalar on beş-yirmişer kişilik küçük cemaatlere dönüşüyor...
Sonra, bazı kişiler masadan erken ayrılıyor ve hesap en son kalanlara yükleniyor.
Tavsiyem şu...
Hiç çekinmeyin, utanmayın...
Kredi kartlarınızı verin, masadaki harcama bölüşülsün...
İnanın içiniz daha rahat eder...

X

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku

Ayşe, Sibel ve Gülse tarihi mi değiştirdi

Ayşe’den kastım Ayşe Arman... Sibel Kekilli ve Gülse Birsel...

Önümde bir kitap duruyor.

Adı “Türkiye Tarihini Değiştiren 110 Kadın”...

Hürriyet’in eski yazıişleri müdürlerinden Doğan Satmış’ın kitabı.

*

Kendince Türkiye tarihini değiştiren 110 kadın belirlemiş ve hepsinin küçük birer portresini yazmış. Listeyi tek tek inceledim. Böyle seçimler çoğu kez keyfidir.

Yani her zaman bir “Bana göre” payı vardır.

Bu da öyle...

*

Yazının Devamını Oku