Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

OKYANUS atıklarından yapılmış, turkuaz renkli spor ayakkabılarımı çıkarıp kuma bastım...

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşistGeçen cuma günüydü. Yani önceki gün...

Ayakkabılarımı çıkardım, sırf o faşistin bastığı kumun bende nasıl bir etki bırakacağını hissetmek için...

Tahmin ettiğim gibi, derin bir tiksinti verdi sadece...

*

Bundan tam 75 yıl önce dünyanın tanıdığı en pis iki faşistten biri işte tam burada, bu kumların üzerinde yürüyordu...

Hem de bir sürgün olarak...

1943 yılının temmuz ayıydı.

Mussolini iktidardan düşmüş ve bu adaya sürgün olarak gönderilmişti.

Adanın adı Ponza...

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

Napoli’ye 46 kilometre uzaklıkta, Tiren Denizi’nin ortasında bir ada.

Daha çok İtalyanların geldiği çok güzel bir ada burası.

Meşhur Ponza taşlarının çıktığı yer. İki gün boyunca adada dolaştım.

*

Mussolini’yi hâlâ hatırlayanlar var.

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

Yaşlı bir kadın, Mussolini’nin adada polis gözetiminde yaşadığı sürgün günlerinde, beyaz bir boksör külodu giyip adanın bu plajında dolaştığını anlatıyor.

Hatta o boksör külodu ile adalelerini kasıp annesini tavlamaya çalıştığını anlatıyor.

Dönemin bazı yaşlıları onun için “Tam bir Latin âşıktı” diyorlar.

*

Bu pis faşisti, beyaz boksör donu içinde düşündüm...

İçimden gülmek geldi ama gülemedim.

Ama o plajda bir başka şey daha aklıma geldi.

İtalyanlar Habeşistan’ı işgal edip Haile Selassie’yi esir alınca, Mussolini onu bu adada tutmuştu.

Amacı bir Roma imparatoru olup onu merasimle Roma’ya getirip halka teşhir etmekti.

Haile Selassie 1938’den 1943’e kadar o adada sürgünde kaldı.

Kaderin tecellisine bakın ki, o ayrılırken, adaya gelen yeni ünlü sürgün onu oraya getiren Mussolini olacaktı.

*

Ama yine de bu pis faşistin bir hakkını da teslim edelim.

Partizan İtalyanlar onun da yaptığı iyi bir şeyin olduğunu, trenleri zamanında kaldırdığını söylüyorlar.

Ama hemen arkasından ekliyorlar.

“Tek iyi şey...”

KOMÜNİST GULAG’I: FRANCO ROSSİNİ’NİN PEŞİNDEN GİTTİĞİM ADADA GÖRDÜĞÜM

 

1973 yılında Marco Leto’nun “Villeggiatura” (Sayfiye) filmini seyrettiğimde 26 yaşında solcu bir doktora öğrencisiydim.

Film, faşizm döneminde “Mussolini’ye bağlılık yemini” etmeyi reddeden Franco Rossini adlı genç bir komunist öğretim üyesinin bir adaya siyasi sürgüne gönderilmesini anlatıyordu.

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

Bu adanın neresi olduğunu bir türlü öğrenemedim.

Ama nedense aklımda bu adanın Santo Stefano olduğu gibi bir duygu kaldı...

Aradan 43 yıl geçti ve ben dün işte o adadaydım...

Faşizmin siyasi sürgüne gönderdiği insanların kim bilir ne acılar çektiği bir ada...

Dik kafalı kadınların sürgüne gönderildiği adadan iki adım ötede...

Orası da dik kafalı siyasilerin sürgüne gönderildiği yer.

Orada da ayakkabılarımı çıkardım...

Musollini’nin çıplak ayakla dolaştığı Ponza plajlarının aksine burası benim için saygı duruşu mahalliydi.

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

Adada dolaşırken sadece genç komünist Franco Rossini gibi hayali bir siyasi kahramanı düşünmedim.

Altiero Spinelli’yi de hatırladım tabii mi...

Santo Stefano 1797 yılında Bourbon Hanedanı tarafından kurulmuş, kaçması mümkün olmayan bir kale hapishane...

99 Hücresi var. 600 mahkûm kalabiliyormuş.

Buranın en ünlü siyasi mahkûmu, 1927 yılında 15 yıl hapse mahkûm edilen bir komünist.

Adı Altiero Spinelli...

1941 yılında Mussolini döneminde Santo Stefano hapishanesine getiriliyor.

Burada Ernesto Rossi adlı bir başka siyasi mahkûmla birlikte, sigara kûğıtlarının üzerine “Ventetone Manifestosu”nu yazıyorlar.

Özgür ve birleşik bir Avrupa idealinin ilk belgesi kabul ediliyor.

Spinelli öldükten sonra bu adaya gömülmek istedi.

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

İki yıl önce Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve İtalya Başbakanı Matteo Renzi bu adada bir araya gelerek Avrupa’nın geleceğini konuştular.

Tabii Spinelli’nin adadaki mezarına gidip çiçek koymayı ihmal etmediler.

“Sayfiye” filminin sonunda, beni buraya getiren kahramanım Franco Rossi bir gece denize giriyor ve karaya doğru yüzmeye başlıyordu.

Dün işke o sahilde oturup uzun uzun düşündüm...

Franco Rossi o sabaha karşı acaba özgürlüğe doğru mu kulaç atmaya başlamıştı...

Yoksa ölüme mi...

Neticede her ikisi de onurlu bir insanın pis bir faşizme direnmesi değil midir...

Eminim o sabaha karşı o da aynı şeyi düşünmüştür.

ALDATAN EŞLERİN GULAG’I: DİK KAFALI KADINLARIN SÜRÜLDÜĞÜ ADALAR

İTALYA’nın Tiren Denizi’ndeki üçüncü günümde yolculuğum zorunlu bir sürgün olarak Ventotene Adası’na yöneliyor...

Boksör külotlu faşistin zamparalık sürgününden sonra şimdi beni daha hüzünlü bir sürgün hikâyesi bekliyor.

Bu defa “dik kafalı kadınların” sürgün edildiği “Kadın Gulag” takımadasına gidiyorum.

*

Ponza Adası’na 42 kilometre uzaklıktaki bu adanın hikâyesi daha ilginç.

Burası karısı, sevgilisi tarafından aldatılan veya kızları kocalarını aldatan Roma imparatorlarının kadınları sürgüne gönderdiği ada.

İlk ünlü sürgünü, imparator Julius Claudius’un dik kafalı kızı tadıyor.

Suçu, babasının istediği adama değil, gönlünün çektiği erkeğe gitmek.

Daha sonra Augustinus kızı Julia Caesiris’i bu adaya sürgüne gönderiyor. Julia’nın annesi de gönüllü olarak 5 yıl boyunca adada yaşıyor. Daha sonra Tiberius, Augustinus’un torunu Agripinna’yı aynı adaya yolluyor.

Agrippina’nın kızı Julia Livilla ise iki defa aynı adaya gitmek zorunda kalıyor. Birinde kardeşi Caligula gönderiyor, ötekinde amcası...

Sonra sıra Neron’a geliyor...

Roma’yı yakan adam önce kendisini aldattığını öğrendiği karısı Claudia Octavia’ı Ventotene Adası’na gönderiyor.

Ama hırsı geçmeyince bir süre sonra onu orada öldürtüyor.

*

Ama Allah için haklarını da teslim edelim...

Sürgüne gönderdikleri eşleri ve kızları için orada malikâneler inşa ettirmiş, hatta taze balık yesinler diye özel balık havuzları bile yaptırmışlardı.

O havuzlardan birine girip yüzdüm bile...

DÜN BİR DE GİDEMEDİĞİM DEGENERATO ADASI VARDI

-1938 yılı...

İtalya’da faşistlerin botlarını iyice cilaladıkları yılların ortaları... Mussolini’nin “Faşizm viril bir rejimdir” dediği yıllar...

İtalya’yı güçlü erkeklerin memleketi ilan ediyor...

İşte o yıl bir gece 38 eşcinsel evlerinden alınıp bir adaya sürülüyor.

Çıkarılan kanunda bu insanların resmi sıfatı “Degenerato”dur.

Yani dejenereler... Siyasi mahkûmların denizi Tiren Denizi’dir.

‘Degenerato’lar ise Adriyatik Denizi’ndeki Tremiti Takımadaları’na gönderilir.

Dün adalar günü yaptım.

Ama bu farklı ada, Kıta İtalyası’nın öteki tarafındaydı...

Gidemedim.

O ADADAN BİR TARİH DERSİ

SAN Stefano Adası’nda bir de şunu öğrendim.

İtalya’nın eski Cumhurbaşkanı Pertini de Mussolini’nin faşizm döneminde bu hapishaneye gönderilmiş.

O binaya bakarken şunu düşündüm.

Demek ki bir dönemin siyasi mahkûmu, başka bir dönemin halk kahramanı olabilirmiş.

Dünyanın bütün hapishanelerindeki siyasi mahkûmları yaşatan duygu da bu olmalı herhalde...

BAŞIMIZI ALIP GİTMEMİZİ KİM ALLAK BULLAK ETTİ

CONDE Nast Traveller dergisi, bu ay çıkardığı özel sayıda, “Seyahat etme alşıkanlığımızı değiştiren 50 insan”ı seçmiş.

Diyor ki bazen dünyaya nasıl baktığımızı, başka bazı insanların dünyaya nasıl baktığı etkiler.

Kim bu insanlar?

Beyaz boksör külodu ile sürgünde bile zamparalık yapan faşist

*

- BİR numaraya çok sevdiğim film yönetmeni Wes Anderson’u koymuş.

Darjeeling Limited filminde anlattığı Hindistan...

“Grand Budapest Hotel”de anlattığı sanki çok gerçekmiş gibi duran gerçeküstü bir Orta Avrupa...

“Moonrise Kingdom”da anlattığı biraz ütopik ada... Ve yaz kampı duygusu...

Çok doğru bir tespit...

*

- İKİNCİ sıraya dünyanın bir numaralı şefi Massimo Bottura’yı koymuş...

Onun Modena gibi Türkiye için kasaba sayılacak bir yere kurduğu restoranı, yeme içme kültürü ve ibadetinin hac merkezi haline geldi.

*

- ÜÇÜNCÜ sıraya Leonardo DiCaprio’yu koymuş...

“Titanik” filminin bize buzdağlarını keşfettirdiğini anlatıyor...

Ama bize asıl keşfettirdiğini söylediği şey ise yeşil bir dünya...

*

- SEKİZİNCİ sıraya koyduğu insan ise Kevin Systrom...

Kimdir o derseniz...

Instagram’ı kuran iki gençten biri...

Şöyle bir düşünün...

Son 10 yılda Instagram’ın hayatımızı nasıl değiştirdiğini düşünün...

*

Gerçekten iyi bir liste olmuş...

BENİ DÜNYANIN ÖBÜR UCUNA GÖTÜRENLER

CONDE Nast Traveller’ın listesine bakınca ben de kendi listemi düşündüm.

- BİR: GEOFFREY FIRMIN: “Yanardağın Altında” filminde Albert Finney’ın canlandırdığı karakter...

1984 yılında bu filmi seyrettiğimde Meksika’nın ‘Ölüler Bayramı’na gitme kararı aldım.

2017’de gidebildim.

- DR. HENRY WALTON JONES: “Indiana Jones” filminde Harrison Ford’un canlandırdığı karakter.

1980’lerin başında bu filmleri seyredince arkeoloji ve inançların peşine düşmeye karar verdim.

Bu yıl kitabını yazıyorum.

- ERNEST HEMINGWAY: Romanları, dik kafalı ve çok şahsi gazeteciliği beni onun gittiği yerlere götürdü...

Key West, Küba, İspanya...

Onun ayak izleriydi.

Onun gibi, barlarda kavga çıkarıp dayak yemeyi bile istediysem de başaramadım...

- MUSTAFA TAVİLOĞLU (MUDO): Bana
adalara gitmeyi ve oralarda günlük hayatı yaşayıp arkadaşlıklar kurmanın nasıl güzel bir duygu olduğunu öğretti.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Sayın CEO beni ikna edin niye dijital bir göçmen olayım

WhatsApp öyle bir şey yaptı ki, hepimizi bir anda büyük düş kırıklığına uğrattı...

Ve kendimize yeni ve güvenli bir dijital ev aramaya başladık.

Türkiye’de iki isim öne çıktı.

Telegram ve BİP...

Telegram Rus asıllı bir adamın kurduğu haberleşme sistemiydi...

BİP ise milli ve yerli...

Turkcell’in bir hizmeti.

İşte bu arayış içinde vatandaş olarak gidip Turkcell’in CEO’su Murat Erkan’ı buldum.

Yazının Devamını Oku

50 yıl önceki filmden bugüne kalan bir afiş

Önceki akşam Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayları izlerken 50 yıl öncesine gittim.

20 Temmuz 1970...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Abdülhamid zamanından kalma 1416 sayılı kanunu ile devlet bursu almışım...

O gün doktora eğitimi için Paris’e ayak bastım.

*

İlk işim iki filmi seyretmek oldu...

Biri “Woodstock”...

Öteki ise “Strawberry Statement”...

Fransızcaya

Yazının Devamını Oku

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

Ortada bir şüphe vardı ve kanunlara göre bu şüphe de sanığın lehine kullanılacaktı... Ancak o gece hiç beklemedikleri bir şey oldu...Her şey 10 Ağustos 2017 günü genç bir kadın gazetecinin Kopenhag yakınındaki Koge Bugt mevkisinde küçük bir denizaltıya binmesi ile başladı.Onu izleyen saatler ve günler, dünya kriminal tarihinin en tuhaf ve esrarengiz cinayetine tanık oldu. Bugün size bu cinayetin ayrıntılarını anlatacağım...Ricam yazıları sıra numarası ile okuyun lütfen.Neden bugün diye sorarsanız...Onun cevabını da sonunda vereceğim.Önce o güne, yani 10 Ağustos 2017 gününe dönelim.

1) 10 AĞUSTOS 2017 SAAT 19.00 MEŞUM DENİZALTI AÇILIYOR

O gün Kim Wall isimli 30 yaşında genç bir kadın gazeteci “UC3 Naitilus” adlı küçük bir denizaltıya gitti.

Wall London School of Economics’te, sonra da Columbia Üniversitesi’nde öğrenim görmüş free lance, yani serbest çalışan bir gazeteciydi.

Yazıları ve mülakatları New York Times, Times gibi ünlü gazetelerde, Vice gibi dijital platformlarda yayınlanmıştı.

Denizaltı, Peter Madsen adlı Danimarkalı bir işadamı tarafından inşa edilmişti.

Roket uzmanıydı, çeşitli buluşları vardı ve bunlardan biri de kendi inşa ettiği bu küçük denizaltıydı.

Kim Wall

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en yüksek insani gelişme gösteren 34 ilçesi

Her yıl merakla beklediğim bir çalışmanın sonuçları önceki gün açıklandı.

“Türkiye’nin en yüksek insani gelişim düzeyine sahip ilçeleri hangileridir?”

Araştırmayı “İnsani Gelişme Vakfı” (İNGEV)  yapıyor.

*

Araştırma, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı çerçevesinde hazırlanan bir “insani gelişme endeksi”ne göre yapılıyor.

Yani BM tarafından geliştirilmiş uluslararası ölçülere göre düzenleniyor.

*

- Bu yıl “gelişmişlik endeksi” daha da genişletildi.

Bu ölçüler nedir derseniz....

Yazının Devamını Oku

Orhan Pamuk'la aramda bir 'kız meselesi' varmış

Rasim Ozan Kütahyalı yine günün adamı...

Dün Hürriyet’in manşetindeydi.

Cüneyt Özdemir, önceki gün onunla çok eğlenceli bir program yaptı.

Tabii Rasim olunca konu bana gelmeden olur mu...

Geldi nitekim.

*

Geçmişte Orhan Pamuk’la ilgili yazdığım eleştirel yazılar konuşuldu.

Bu arada Cüneyt Özdemir ilginç bir anısını anlattı.

Yazının Devamını Oku

Bir arkadaşım daha genel yayın yönetmeni masasından kalkıyor

Dünya basın tarihine “Pentagon belgeleri” ve “Watergate skandalı” haberleriyle geçen Washington Post gazetesinin editörleri geçen salı günü çok önemli bir haberi bizzat onun ağzından işittiler.

Olay aynen şöyle cereyan etti.

*

Gazetenin editörleri, pandeminin başından beri her gün yaptıkları gibi saat 11.00’de online yazıişleri toplantısı için görüntülü konferans sisteminin başına geçtiler.

Gazetenin genel yayın yönetmeni günlük toplantıya başlamadan önce herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı:

“28 Şubat günü itibarıyla genel yayın yönetmenliğinden ayrılıyorum...”

Aslında bu niyetini daha 1 yıl önceden hissettirmişti.

Trump

Yazının Devamını Oku

Önceki gün Davos'ta paydaş kapitalizme geçen 61 şirket

Önceki gün Davos’un “online” koridorlarında dolaşırken çok önemli bir gelişmeye tanık oldum.

Bir toplantıda 61 küresel şirketin adı açıklandı.

Dünyanın önde gelen 61 şirketi bundan böyle “paydaş kapitalizmi ölçülerine uyma” kararı aldı.

*

Bunun İngilizce adı “stakeholder capitalism”...

Söz konusu şirketler bugüne kadar “shareholder capitalism” kurallarıyla yönetiliyordu.

Yani “hissedarlar kapitalizmi”...

Şirkete para yatıranların elde edeceği kâr üzerine kurulu bir anlayıştı bu.

Yazının Devamını Oku

İyi yazarı olmayan kominizmi punk kapitalist kurtarabilir mi

BU gördüğünüz fotoğraf 2009 yılında çekildi.

Amazon’dan sonra dünyanın en büyük online alışveriş platformu olan Alibaba’nın kuruluşunun 10’uncu yıl kutlaması sırasında çekilen bir fotoğraf bu...

Ortada gördüğünüz ellerini iki yana açmış kişi ise Alibaba’nın kurucusu Jack Ma...

*

Fotoğrafın bence en önemli yanı, Jack Ma’nın kişiliği hakkında bir izlenim vermesi...

Yeniliklere açık, modern ve pragmatist bir insan...

Tam bir “postpunk” ruhu taşıyor...

Ama bir dakika....

Yazının Devamını Oku

Eşek anırması yerli ve milli bir külterel miras mıdır

Yok merak etmeyin, sinirlenmeyin.

Türkiye’nin bunca meselesi varken bu konuyu gündeme getirmeyeceğim.

Zaten bu soru bize değil, Fransızlara soruldu.

Cevabı da milli iradenin temsil edildiği kubbeden geldi.

Yani Fransız Parlamentosu’ndan...

O cevap da şu:

“Evet eşek anırması Fransa’nın yerli ve milli değeridir...”

Ancak sorunun gündeme gelmesi eşekle ilgili değildi...

Yazının Devamını Oku

Metin Akpınar'a bu defa Erbakan Hoca'yı sordum

TRT bir Necmettin Erbakan dizisi hazırlıyor.

Beni de konuşmacı olarak davet ettiler.

Çok sevinerek katıldım.

Çünkü zamanında hocanın yüzüne söylemek isteyip de söyleyemediğim şeyler vardı, onları söyleme imkânım oldu.

*

Dün Üsküdar Belediyesi’nin harika kültür merkezinde kayıt yaparken Erbakan’ı yıllar boyunca nasıl gördüğümü de düşündüm.

Onu siyasi hayatında önce öğrenci olarak gördüm.

Yazının Devamını Oku

Pop tarihinin 'yaradılış' hikâyesi bu vadide yazıldı

1960’lı yıllarda, Batı dünyasında birtakım insanlar sanki ilahi bir emir almış gibi Los Angeles şehrinin sınırlarındaki bir bölgeye göç ettiler.

“Pop kültür dininin” “Exodus” ve “Yaradılış” hikâyesi de burada yazıldı.

*

Pop müziğin “kutsal toprakları” sayılan bu yerin adı Laurel Canyon’du...



Los Angeles’ın Hollywood Hills denilen yerinde bir bölgedir

Yazının Devamını Oku

Lady Gaga milli marşı söylerken ben o günkü soruyu hatırladım

Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı Biden önceki gün yemin ederek göreve başlarken o törenin süperstarı hiç kuşkusuz Lady Gaga’ydı...

Lady Gaga, ABD’nin en güçlü ve cesur LGBT hakları savunucularından biridir.

Milli marşı söylerken gözümün önünde şöyle bir tablo vardı.

ABD’nin, konsolosluk ve büyükelçilik binalarında LGBT bayrağı asılmasını yasaklayan, bugüne kadarki belki en büyük LGBT düşmanı başkanı arka kapıdan Beyaz Saray’ı terk ederken, ön tarafta bir LGBT militanı Amerikan milli marşını söylüyordu.

Bence değişimin ilk ve çok çarpıcı sembolizmi buydu...

*

Peki Lady Gaga kendisi bir LGBT insanı mı?

“Poker Face”

Yazının Devamını Oku

Demirel'in yıllar sonra 'yanlış oldu' dediği cümle

Bugünlerde samimi bir MHP’li dostumla karşılaşırsam ona bir cümleyi hatırlatacağım...

Rahmetli Demirel’in bütün hayatı boyunca silemediği o cümleyi... Çünkü Türk siyasi tarihine geçmiş hiçbir cümlenin akıbeti bu kadar trajik olmamıştır.

O MHP’li dostuma diyeceğim ki...

“Rahmetli Demirel geçmişteki bütün cümlelerinin hesabını tarihe verdi. Ama bir cümlesi var ki...

İşte onun hesabını ancak tarihi bir itirafla verebildi...

O cümle de şuydu:

“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz...”

*

Yazının Devamını Oku

Ocak sonuna kadar 'Dry kalmak' için dört adımlık bir rehber

İçkici terminolojisini bilmeyenler için önce “Dry kalmak” ne demek ona bakalım.

İngilizce “Kuru kalmak” gibi bir anlamı var ama asıl manası “İçki içmemek”...

*

Aralık ayı içki ayıdır.

Genellikle ocağın ilk haftası da devam eder...

Sonra “Bir duralım” duygusu basar insanı...

Ama istim üzerinizde, hız almışsınız, hatta sırılsıklamsınız...

Bir de 65 plus eve kapatılmışsınız...

Nasıl duracaksınız?

Yazının Devamını Oku

Arsenal forması ile atılan son iki mesaj

Fenerbahçe’nin büyük transferi Mesut Özil önceki gece Koç Holding’e ait “KOC10” kuyruk numaralı Falcon uçağı ile İstanbul’a inerken bir pandemi dönemi rekoru kırıldı...

Sadece rekor kırılmadı, aynı zamanda çok önemli sosyal gelişmeler yaşandı.

Uçak havadayken “Flightradar24” uygulamasından 312 bin insan İstanbul’a gelişinde 4 saat boyunca uçağı dakika dakika izledi.

Bir karşılaştırma yapabilmeniz için şu bilgiyi vereyim.

Aynı saatlerde dünyada havada en çok izlenen öteki uçuşları izleme sayıları şöyleydi:

İKİNCİ SIRADA: TK6346 Barcelona-İstanbul uçuşu: 9 bin 820 kişi.

Gece boyunca en çok izlenen üçüncü uçak ise ilginç.

“No callsign”

Yazının Devamını Oku

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

Bugünkü hikâyemiz son zamanlarda streaming platformlarda çok moda olan bir “Unsolved Mysteries...”

Yani “Çözülmemiş esrarengiz olaylar” kategorisinden...

Yaşanmış bir polisiye...




Yazının Devamını Oku

Fikri Bey kardeşim bu kareye bir de sen bak

Önceki gün çekilen bu fotoğraf karesinde ne görüyoruz...

Cumhurbaşkanı Erdoğan aşı oluyor...

*

Tamam güncel olan o...



Ama gözümüzü hafifçe sağa ve sola çevirince ne görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Bir selfie fotoğrafı ve üç gün önce atılan bir tweet

Önümüzdeki not defterinde iki tarih var...

Biri 11 Ocak 2021...

Yani geçen pazartesi günü...

Öteki ise bundan 3 gün öncesine ait...

Yani 8 Ocak 2021...

Önce ikincisinden başlayayım...

Gördüğünüz bu fotoğraf geçen pazartesi günü Kahire’de çekildi... Eminim MİT’in elinde de vardır, çünkü açık istihbarattan gelen bir fotoğraf...

Dikkatle bakarsanız arka planda 4 bayrak göreceksiniz...

Yazının Devamını Oku

Bugün ayaktaysa kendisi ve bu iki insan sayesinde

Dün Posta gazetesinin manşeti şöyleydi:

“Ebru’nun zaferi”...

Aslında, bu başlığı Adnancı çetenin mahkûm olduğu gün ben atmalıydım...

Ama Posta’yı kutluyorum...

Benim 25 yıldır takip ettiğim bir olaydı bu...

Adnancı zalimlerin “Adnan Hoca” olduğu günlerde, herkesin ondan korkup sindiği günlerde, onun zulmüne uğrayıp da tek başına mücadele eden bir kadın vardı.

Adı Ebru Şimşek...

Bu çete ona yapmadığı zulmü bırakmamıştı...

Yazının Devamını Oku