GeriErtuğrul ÖZKÖK Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Adı Nick Jones’tur...

Kendisi, Soho House kulüplerinin kurucusu ve CEO’sudur...

İşte bu şahane barmenim için önceki gün çok önemli bir gündü...

Neden önemliydi, söylemeden önce kısaca hayatını anlatayım.

*

Dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğdu.

Ama ailenin en şanslı çocuğu mu derseniz, o kadar şanslı değildi.

Belirgin bir disleksi sorunu vardı.

Bu sorunu, annesi babası onu yatılı okula gönderince daha da belirgin şekilde ortaya çıktı.

Bunun sonunda da 17 yaşında okuldan ayrılmak zorunda kaldı...

Gerisi...

*

Gerisi tam anlamıyla bir “Self made man” olayı...

Yani kendini yaratan insan hikâyesi...

Catering şirketlerinde işçilikten komiliğe, bulaşıkçılıktan garsonluğa, oradan otel yöneticiliğine giden bir kariyer...

Sonunda 1995 yılında Londra’da kendi “dükkânını” kurdu...

*

İlk dükkân, Greek Street 40 numarada açılan “Soho House”du...

Londra’da birçok örneği olan, sadece üyelerin girebildiği bir kulüp...

Sonra bir tane daha açıldı...

Sonra bir tane daha...

Sonra İstanbul’da eski ABD Konsolosluğu binasında bir tane daha...

Şu an 30 Soho House, 9 Soho Work mekânı var...

Bütün dünyadaki kulüplerinin üye sayısı 119 bin...

*

1 Eylül 2018 günü İstanbul’daki kulüpte bana barmenlik yapan dostum o Nick Jones, 15 Temmuz günü bütün üyelerine bir mektup gönderdi.

Mektupta şunu yazdı:

“Bugün Soho House, Membership Collective Group’un bir parçası olarak New York Menkul Kıymetler Borsası’nda halka açılıyor.”

Evet 26 yıl önce Londra’da Greek Street’te açılan ilk dükkânla başlayan bu yolculuk, önceki gün New York Borsası’nda hedefine ulaştı.

Soho House ilk gün tam 2.8 milyar dolarlık bir şirket haline geldi.

*

Nick Jones, her yıl Londra’nın en önemli rock festivallerinden birinin sponsorluğunu yapıyor.

Pandemiden önceki yaz beni de o festivale davet etmişti...

Damardan rock’çı bir dostumun bu büyük başarısı beni mutlu etti.

Şimdi size 3 yıl önce yaptığım sohbetin bir bölümünü aktarmak istiyorum.

Sıfırdan başlayıp 3 milyar dolarlık bir şirketin sahibi olan barmenimi siz de iyi tanıyın.

SOHBET 1
BİTMEYEN KRİZ, GEÇMEYEN PANDEMİ YOKTUR, İSTANBUL’DAN AYRILMAM

- DURMADAN İstanbul Soho House’u anlatıyorsunuz, bu bir hırs mı yoksa şehre tutku mu?

“Bu şehir çok güzel ama ben asıl enerjisine hayranım. İyi geliyor bana.”

- Ekonomik kriz ve pandemi kulübü etkilemiyor mu?

“Etkilese de önemi yok. Şehirlerin hayatında krizler olabilir. Londra’nın da oldu, New York’un da. Ama bitmeyen kriz yoktur. Bir süre sonra bu eğri yukarı doğru yeniden çıkar. O nedenle İstanbul’dan asla vazgeçmem.”

SOHBET 2

İNGİLİZİZ AMA GELENEKÇİ DEĞİLİZ KULÜBE KRAVATSIZ DA GİRİLİR

- İNGİLİZ kulübü deyince aklıma hemen sıkı kurallar geliyor. Kravat, ceket falan. Sizde durum ne? Kılık kıyafet zorunluluğu var mı? Mesela ceket ve kravat zorunlu mu?

“Biz o gelenekten değiliz. Dediğim gibi yaratıcı insanlar olduğu için ceket, kravat falan zorunluluğu yok.”

SOHBET 3

YÜZDE 49 KADIN, 49 ERKEK GERİYE KALAN YÜZDE 2 NE

- İNGİLİZ kulüp geleneğinde kadına pek yer olmaz. Sizde kadın üye var mı?

“Olmaz olur mu, var hem de bayağı yüksek.”

- Bir oran verebilir misiniz?

“Yüzde 49’a yüzde 49... Yani üyelerin yüzde 49’u kadın.”

- Geriye kalan yüzde 2?

“Transgender...”

SOHBET 4
NİCK, SİZİN SOHO HOUSE’LARA TRUMPÇILAR DA GELİYOR MU

- AMERİKA’DAKİ ve İngiltere’deki kulüplerinizde daha çok hangi siyasi görüşten üye var? Demokrat mı muhafazakâr mı?

“Emin olun böyle bir istatistiki bilgimiz yok. Fikrim de yok.”

- İyi ama yaratıcı sektörlerden insanların üye olduğunu söylüyorsunuz. Mesela Amerika’daki kulüplerde daha çok Trump aleyhtarı insanların üye olması beklenmez mi?

“Gelip bunu bir gün siz gözlemleyin.”

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu


SOHBET 5
DANİSH GİRL’ÜN EN İYİ ARKADAŞI VE THY HAYRANI BİR YOLCU

- Kendi merakım için soruyorum. İngiltere’deki üyeleriniz arasında Mick Jagger veya Keith Richards, Paul McCartney gibi isimler var mı?

“Bildiğim kadarı ile yok.”

- İstanbul Soho House’un açılışına “Danimarkalı Kız” filmiyle Oscar ödülü kazanan Eddie Redmayne de gelmişti. Sizin dostunuz mu?

“Evet. Düğününü de Soho House’da yaptı.”

(Oscar ödüllü Eddie Redmayne, ‘Her Şeyin Teorisi’ filminde Stephen Hawking’i ve ‘Danish Girl’ filminde de başrolü oynayan aktör.)

Bu arada Nick Jones’la ilgili son bir ayrıntı daha vereyim.

Türk Hava Yolları’nın en iyi müşterilerinden biri. Bağlantılı olan her yere THY ile uçuyor ve bunu da her yerde anlatıyor.

STARBUCKS DEMOKRATLARIN VE SOLCULARIN KAHVECİSİ Mİ

NEW York Times gazetesi bu soruyu tersinden şöyle soruyor:

“Black Rifle Coffee sağcıların Starbucks’ı mı oluyor?”

Bunun ilk işareti de Trump yanlısı aktivistlerin Amerikan Parlamentosu’nu
bastığı gün bazı saldırganların başlarında “Black Rifle Coffee” yazılı şapkaların görünmesiymiş...

Ayrıca hareketin sembol isimlerinden birinin fotoğrafında bu kahve şirketinin giderek yayılan amblemi de görüntülenmiş.

*

“Kara Tüfek Kahvecisi” olarak Türkçeye çevrilebilecek bu yeni şirketin kurucuları, Irak ve Afganistan’da görev yapmış eski iki asker...

Trumpçı Amerikan sağının aktivistleri giderek bu markayı sembolleri haline getirmişler.

*

Starbucks Amerika’da insan haklarına saygılı, LGBT hareketlerini destekleyen, şehirli liberal ve demokrat kesimlerin gözdesi bir marka...

Demek ki “post-Trump” dönemde artık kahve alınan dükkânlar bile ayrılacak.

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu


STARBUCKSÇI MIYIM YOKSA KARA TÜFEKÇİ Mİ

- BANA gelince...

- Sadık bir Starbucks ve Kahve Dünyası müdavimi olarak hayatımı sürdürmeye kararlıyım.

- Cafe Nero ve Petra’ya da itirazım olmaz.

- Ama “Kara Tüfek Kahvecisi” gibi bir isim?

İşte o bana pek uymaz...

CEM KARACA, SERTAB ERENER... TEŞEKKÜRÜ HAK EDEN BİR ŞARKI

“Bugün sen çok gençsin yavrum...

Ne yalnızlık, ne yalan üzmesin seni

Doğarken ağladı insan

Bu son olsun bu son...”

*

Rahmetli Cem Karaca’nın en sevdiğim şarkısı “Bu Son Olsun” bu sözlerle başlıyordu. Şimdi o şarkının aşı kampanyalarına destek için bir versiyonu yapılmış.

Sertab Erener söylüyor.

Bu tür kampanya şarkıları genellikle belli bir çizginin altında olur.

Ama Sertab şahane söylemiş...

*

Aşı kampanyalarına destek veren sanatçılarımızı hep yürekten alkışladım.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bir tweet atıp hem Cem Karaca’yı anmış hem de Sertab Erener’e teşekkür etmiş...

Teşekkürü fazlasıyla hak eden bir çalışma... Sözlerini yazanı, müziği yeniden düzenleyeni, arkada çalan müzisyenleri ve Sertab’ı ben de gönülden alkışlıyorum.

Tabii öncelikle de bu vizyonu kampanyaya taşıyan bakanı... İyi ki varsınız...

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku