GeriErtuğrul ÖZKÖK 'Beat' kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Beat' kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

Geçen salı günü San Francisco’nun Columbus Caddesi üzerindeki 261 numaralı dükkânda her zamankinden farklı bir hareket vardı.

Çünkü o akşamüzeri Little Boy (Küçük Çocuk) kitapçıya gelip kitaplarını imzalayacaktı.

*

Küçük Çocuk, Amerikan edebiyat ve kültür tarihinin en önemli simalarından biri olan Lawrence Ferlinghetti’ydi.

Ondan 2 gün önce, yani 24 Mart günü 100’üncü yaşını kutlamıştı.

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

Burası onun kurduğu kitapçıydı ve bu dükkân artık Amerika’nın kültürel mirasının bir parçasıydı.

Çünkü sadece Amerika’yı değil, bütün dünyayı etkileyen “Beat akımı” bir anlamda bu dükkânda doğmuştu.

O nedenle San Francisco’nun hippi hareketinin doğum yerinin de burası olduğu söylenebilir.

Kısaca dünyada hiçbir kitapçı dükkânı, gelecek nesillerin marjinal hareketlerini bu kadar etkilememiştir.

Amerikan “müesses nizamına” meydan okuyan “karşı kültür” hareketi burada doğmuştur.

Yani 1968 Vietnam Savaşı aleyhtarı akım da, 2000’li yıllardaki Wall Street işgali hareketi de aslında bu dükkânda toplanan insanlarca başlatılmıştır.

*

Ferlinghetti 100’üncü yaşını yazdığı “Little Boy” kitabı ile kutlamıştı.

Kitabın üzerinde “roman” yazıyordu ama aslında bir tür hatıra kitabıydı.

Yıllardır gitmeyi planladığım, tavaf eder gibi gezmek istediğim bu dükkâna geçen salı günü gittim.

*

Şu şansa bakın ki yıllardır gözümde efsane olarak gördüğüm Ferlinghetti’nin yaş gününde oradaydım.

Yıllardır onun fotoğraflarında gördüğüm, hakkında sayısız kitap ve makale okuduğum City Light adlı dükkânın önünde, tam onun da fotoğrafının çekildiği yerde oturup bu fotoğrafı çektirdim.

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

İçeride onun ve Allen Ginsberg’in şiirlerini okuduğu köşeye oturup kitap okudum.

Bugün size benim neslimi en çok etkileyen Beat kuşağının hikâyesini anlatmak istiyorum.

Çünkü bu dükkânın hikâyesi bugüne kadar uzanıyor.

LEVİ’S BLUCİN BU DÜKKÂNDAN ÇIKMADI AMA BU DÜKKÂNDA MEŞHUR OLDU

BLUCİN dediğimiz kot pantolonu Levi Strauss 1853 yılında San Fransisco’da üretmeye başladı.

Altına hücum döneminde altın arayıcı maceraperestlerin giydiği sağlam pantolondu.

Ama bunun bir dünya giysisi haline gelmesi, 1929 bunalımındaki kaçak tren yolcuları ve sanatçılarından etkilenen Beat kuşağı yazarları sayesinde oldu.

Onun için Beat kuşağı yazarlarından William S. Burroughs “Levi’s kotlarını Jack Kerouac meşhur etti” demişti.

Yani “Yolda” kitabıyla... Diyeceğim blucin de bu dükkândan ve Ferlinghetti’nin paltosundan çıkmıştır.

ADINI CHAPLİN’İN ‘ŞEHİR IŞIKLARI’ FİLMİNDEN ALDI

City Lights, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk paperback (cep kitabı) kitapçısı olarak biliniyor. Adını Charlie Chaplin’in aynı isimli filminden almış.

Ferlinghetti Columbia Üniversitesi’nde master yaptıktan sonra 1947’de, yani benim doğduğum yıl, Paris’e gidip Sorbonne Üniversitesi’nde derslere girdi.

Burada küçük bir ayrıntı vereyim. Ferlinghetti “Little Boy” yani küçük çocuk döneminde Tante Emilie dediği halasıyla birlikte bir süre Fransa’nın Strasbourg şehrinde yaşadı. Yani ilk dili Fransızcaydı. 

Paris’in Saint Michel semtindeki ünlü Shakespeare and Co kitapçısını kuran Amerikalı George Whitman’la tanıştı.

Paris’te 4 yıl kaldıktan sonra San Francisco’ya döndü. 1953 yılında Paris’ten döndükten sonra 500 dolarlık bir yatırımla bu kitapçıyı kurdu.

Ama Paris yılları onun hayatında şu cümlelerle hep kaldı:

“Ben önce sembolist bir şairim, sonra bir sürrealist bir şairim, ben Rimbaud’yum, Baudelaire’im, Apollinaire’im...”

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

BU DÜKKÂNDAN BUDA VE SEX PİSTOLS DA GEÇTİ

Beat akımı bu kitapçıda doğdu.

Hippi hareketinin esin kaynağı bu kitapçıydı.

Punk akımının kökenleri burada atıldı. Yani punk’ın en büyük grubu Sex Pistols’ün kökü de bu dükkâna kadar uzanıyor.  

Beat kuşağının felsefi özü Zen’di. Amerika’yı, dolayısıyla dünyayı Buda ve meditasyonla da bir anlamda onlar tanıştırdı.

Bu kitapçı dükkânı aynı zamanda blucinin bir dünya markası haline gelişinde de rol oynadı.

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

FERLİNGHETTİ’NİN YAŞ GÜNÜ PANOSUNA NE YAZDIM

City Light kitapçısının üst katında bir köşeye Ferlinghetti’nin yaş günü için bir pano hazırlanmıştı.

Yanına küçük bir masa ve koltuk konmuş.

İsteyen bu panoya yaş günü mesajlarını yazıyordu.

Onun üzerine ben de Türkçe “İyi ki doğdun” yazdım.

Böylece hep birlikte hem onun hem Beat neslinin hem hippi hareketinin doğuşunu kutladık.

Dükkânda yaşadığım tek düş kırıklığı ise yeni çıkan kitabı
“Little Boy”u  alamamak oldu.

Çünkü kitap üzerine o kadar çok yazı çıktı ki, “sold out” dediler. Tükenmiş yani...
 

CİTY LİGHT’TAN ‘KAYBEDENLER KULÜBÜ’NDEKİ YAYINEVİNE

SALI günü San Francisco’daki City Light kitap dükkânının içinde oturup kitapları karıştırırken birden aklıma “Kaybedenler Kulübü” filmi geldi.

Türkiye’de çok kimse “Altıkırkbeş” yayınevinin adını o filmde öğrenmişti.

O yayınevi 1990’lı yılların başında Beat kuşağı yazarlarını Türkçe yayınlamıştı.

Bir de Parantez Yayınları vardı.

KAYIP BİR KUŞAĞIN MANİFESTO CÜMLESİ

ENTELEKTÜEL uyuşturucu diye kötü bir alışkanlık varsa, o da bu kuşağın icadıdır.

Hemen hepsi 1929 bunalımı sırasında veya öncesinde doğan çocuklardı.

Kaçak demiryolu çocuklarıydılar. Tarihin talihsiz bir döneminde, mutsuz anne ve babaların kucağında umutsuz çocuklar olarak büyümüşlerdi.

Ve onların umutsuzluğu Allen Ginsberg’in “Uluma” adlı kitabında şu cümlelerle bir manifesto haline dönüşmüştü:

“Ben, deliliğin kendi kuşağımın en güzel beyinlerini nasıl yok ettiğini, histerik bir çıplaklığın, onları nasıl açlıktan ölüme mahkûm ettiğini görmüş biriyim...”

Allah aşkına bu cümleler, bugünün kayıp çocukları için de hâlâ geçerli değil mi...

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

BU DÜKKÂNDAN KİMLER GEÇMEDİ Kİ

İKİ saat boyunca sadece kitaplara bakmadım. Duvarlardaki fotoğrafları da tek tek seyrettim. Kimler yok ki...

Bob Dylan, The Band grubunun harika gitaristi Robbie Robertson, ve şarkı yazarı Michael McClure ve Allen Ginsberg aynı karedeler.

Jim Morrison ve Leonard Cohen de geçmiş bu dükkândan...

HÜRRİYET’İN TERASINDA ÇEKİLMEMİŞ BİR FOTOĞRAF

City Light’ta otururken bir de İstanbul’daki o günü hatırladım.

Şimdi tam tarihini hatırlamıyorum ama Allen Ginsberg o yıllarda İstanbul’a gelmişti. Ferit Edgü davet etmişti galiba.

O ziyarette Hürriyet’in Cağaloğlu’ndaki binasına da gelmişti.

Gazetenin terasında, ayaklarımızı sarkıtıp Sultanahmet ve Ayasofya’yı seyretmiştik.

Çok araştırdım ama ne yazık ki birlikte çekilmiş tek kare fotoğrafımızı bulamadım.

Akıllı telefon meğer ne kadar önemli bir tarih yazıcısıymış, onu anladım.

Beat kelimesinin, hippiliğin blucinin doğduğu dükkan

HİP HOP AKIMININ İLK FOTOĞRAFI BELKİ DE BU

FERLINGHETTI aynı zamanda büyük bir performans sanatçısıydı.

Şiirlerini caz müziği eşliğinde okuyordu.

Hatta bunlardan birini de Martin Scorsese’nin “Tle Last Waltz” filminde okumuştu.

Financial Times gazetesi önceki cumartesi yayınladığı bir yazıda bunun tarihteki ilk “hip hop” performansı olduğunu yazdı.

BEAT KELİMESİNİ KİM İCAT ETTİ

YİRMİNCİ yüzyılda çok az kelime, “Beat” kadar güçlü bir etki alanı yaratmıştır.

Bu kelimeyi bulan kişi, Jack Kerouac’tı...

Bu kuşağı oluşturan etkiler ise Amerika’daki 1929 ekonomik krizinin yarattığı vortekste ortaya çıkmıştı.

O dönem işlerini kaybetmiş bazı insanlar trenlerle kaçak seyahat ederek bütün Amerika’yı gezmiş ve yeni bir tür “yol edebiyatı” yaratmıştı.

Beat kuşağının en önemli eserlerinden biri olan, Jack Kerouac’ın “On the Road” (Yolda) adlı kitabı da işte bu vorteksin ürünlerinden biriydi.

Bu akıma adını verecek olan Beat kelimesini de ilk defa Jack Kerouac kullanmıştı.

Onlar için edebiyat yolda hareket halindeyken üretilen bir şeydi. Yol hiç bitmeyen bir arayışın ifadesiydi.

Bu kuşağın bazı üyeleri hiçbir şey yazmadılar. Ama hayatlarını roman gibi yaşamaya çalıştılar.

Yani yazıları değil, hayatı yaşama biçimleriyle bu hareketin parçası oldular.

 MERAKLISINA

“KAOS GL” 23 Ekim 2009 günü Can Başkent’in Can Yalçınkaya ile yaptığı bir sohbeti yayınladı.

“Beat Kuşağı ve Özgür Aşk” başlığı ile yayınlanan söyleşi çok güzel.

Beat kuşağı ile ilgilenenlere
tavsiye ederim.

Küçük bir Google araması ile rahatlıkla bulabilirsiniz.

 

X

İki milyon pazar günü o videoyu seyrederken

Geçen pazar günü Türkiye’de 2 milyona yakın insan yurtdışından yapılan bir YouTube yayını seyrederken Roma’da çok ilginç bir şey oldu.

Vatikan tarihinde ilk defa bir savcıyı törenle “kutsal” ilan etti...

Size bu töreni ve sonrasındaki ilginç ayrıntıları anlatacağım.

Ama önce siz de benimle birlikte şu soruların cevabını bir düşünün...

Hayatınızda hiç bir savcı türbesi gördünüz mü...

Kendim için konuşayım... Ben görmedim, bilmiyorum...

Peki bir mafya babasının, itibarlı bir din insanı tarafından en ağır kelimelerle eleştirildiğine tanık oldunuz mu?

Mesela bir cuma namazından önce, Diyanet İşleri’nin merkezi sisteminden çıkmış mafyanın kötülüklerini anlatan bir hutbe veya vaaz dinleyeniniz var mı?

Yazının Devamını Oku

Anadolu yakası, Avrupa yakası, dün iki Fenerbahçeli, evdeki hava

Anadolu yakasında İlhan Ekşioğlu’nun evi... Aziz Yıldırım, Mahmut Uslu, Önder Fırat, televizyon karşısında izledi Fenerbahçe-Sivas maçını. Avrupa yakasında da Fazıl Say ve Selçuk Yöntem birlikte seyretti düş kırıklığını.

Size maç analizi yapmayacağım. Kaç asist, kaç korner, kaç teknik faul istatistiği vermeyeceğim. Büyük gazetenin spor sayfasında psikolojik bir tahlil yapacağım...

Çünkü bir Fenerbahçeli için dün gece sahadan anlatılacak bir hikaye yoktu...

Teknik direktör açısından aklımda kalan tek şey, maç öncesi acılı Filistin halkı için söylediği şeylerdi...

Spora ait söylediği bir şey yoktu...

O nedenle size iki evi anlatacağım...

İki Fenerbahçeli evi..

Aynı saatlerde nefes nefese üç maç oynanıyor...

Biri Anadolu yakasında, biri Avrupa yakasında...

Yazının Devamını Oku

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

İki milyon kişinin YouTube’da yayınlanan üç video yayınını hayretler içinde izlediği gün, bir başka insan o videolar kadar renkli olmayan, ama onlardan çok daha önemli bir şeyi söyledi.

Z kuşağının hatta Y kuşağının da bilemeyeceği tek bir cümleydi bu:

“Devri sabık yaratmayacağız...”

Partisinin bir üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu Yüce Divan’a göndereceğiz” derken Kılıçdaroğlu’nun bütün Türkiye’ye verdiği o mesajı gençlerin de kolayca anlayabileceği bir Türkçe ile yazayım:

“İntikamcılık yapmayacağız...”

Ne gazetelerde, ne dijital medyada pek üzerinde duran olmadı.

Oysa söylediği söz o kadar önemli, yapıcı ve güven vericiydi ki...

Her gazetecinin iştahını kabartan o videoları bir kenara bırakıp bugünkü yazılarımın manşetine alacağım.

Yazının Devamını Oku

Türk ailesi Ortadoğu’dan Avrupa yakasına taşınıyor

Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta öyle rakamlar açıkladı ki...

1- Sosyolog yanım ameliyatlı iki gözümü faltaşı gibi açtı.

*

- Kaynak devletin kurumunun yayınladığı bülten:

“İstatistiklerle Aile 2020”.

- Yayınlayan devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı...

İşte bu bülten Türk toplumunun geçirdiği belki de en çarpıcı sosyolojik değişimi açıkça ortaya koydu.

*

Türkiye’de aile yapısı ile ilgili yıllardır hâkim olan görüş neydi?

Yazının Devamını Oku

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

Bu fotoğrafa hep birlikte iyi bakalım.

Çünkü burada sadece siyasetçiler için değil, her fani için büyük bir ders yatıyor.

Fotoğraf, Paris’te Eyfel Kulesi’ne yakın bir yerde Les Invalides adı verilen binada çekildi.



Yukarıda gördüğünüz lahite benzeyen anıt Fransa’nın büyük imparatoru Napolyon’a ait.

Les Invalides Fransa’nın büyük komutanlarının bulunduğu bir anıt mekân.

Yazının Devamını Oku

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Bu harika fotoğraflar InStyle dergisinin son sayısında yayınlandı.

Fotoğrafları Erman İştahlı çekmiş.

Eylül Solakoğlu da mülakat yapmış.

Kimdir bu fotoğraftaki genç erkek çoğumuz biliyoruz.

Kanal D’nin bu yıla damgasını vuran “Sadakatsiz” dizisinde Selçuk rolünde izlediğimiz Taro Emir...

Veya Tarık Emir Tekin... Veya Taro Emir Tekin...

InStyle dergisi 2 yıl önce onun için “Bu çocuğa dikkat” diye bir yazı yayınlamış.

Haklılarmış, iki yıl sonra bu dizide parladı...

Yazının Devamını Oku

Cihangir dizi kanadında ‘neşter’ ‘botoks’ ve ‘kolajen’ savaşı

Upper Cihangir’in dizi film mahallesinde dün itibarıyla büyük bir “mimik”, “botoks” ve “kolajen” savaşı başladı.

Pimi çekilmiş bombayı mahallenin ortasına Hürriyet Kelebek yazarı Savaş Özbey bıraktı.

*

Özbey’in dünkü köşesindeki bomba iddia şuydu:

“Camdaki Kız” dizisinde “Nalan”, “Fatma” dizisinde “Fatma Yılmaz” rolünü başarıyla oynayan Burcu Biricik hayatında hiç estetik yaptırmadığı için rolünü yaparken kaşını gözünü rahatlıkla oynatabiliyor...

Bu da onu “yüzünü kullanmada” çok başarılı bir oyuncu haline getiriyor.

Yine Özbey’e göre bin bir estetik müdahaleyle gittikçe hepsi birbirine benzeyen diğer ünlülerden ayrıştırıyor.

Özbey bunu anlatmak için bir de çok ünlü bir kadın oyuncunun adını vermiş.

Yazının Devamını Oku

'Upper Cihangir' sezon finali - Koskoca semt dedelere kaldı

Geçen perşembe akşamı itibarıyla Türkiye “lockdown”a girip eve kapanırken seviyeli magazinin yeni merkezi Upper Cihangir de bir nevi sezon finali yaptı.

Seviyeli magazinin ağırlık merkezi de Bodrum’a kaydı. Bölgenin yeni nesil magazincisi Tuğrul Eryılmaz’ın T24’te her cuma günü merakla beklenen Upper Cihangir fısıltıları köşesi de geçen hafta pek tatsızdı.

Bütün bir sayfadan aklımızda kalan tek konu Sırrı Süreyya Önder’in dede olmasıydı.

Demek ki koskoca Upper Cihangir artık, müzik denince aklına sadece The Rolling Stones gelen tonton dedelere ve eski tüfek Mülkiyelilere kaldı.

Böylece magazin meydanı, “Memleketin bunca meselesi varken ısrarla seviyeli seviyesiz her magazine dalan” bendenize kaldı.

Bugünden itibaren 17 Mayıs gününe kadar “Lockdown 2021 Özel” sayfalarıyla karşınızdayım.

*

Yani “

Yazının Devamını Oku

Bir ayağı İstanbul'a basan ve Tahran'ı dağıtan bir 'narafig'

“Narafig” Farsça’da dostunu sırtından bıçaklayan kişi demek... Büyük ihtimalle de bir derin devlet komplocusu...

Tahran’ı darmadağın edip oradan Washington ve Tel Aviv’e sıçrayan bu “yeni nesil patlayıcı”, 24 Nisan günü esrarengiz bir ‘Narafig’in, Londra’daki Iran International adlı haber sitesi ve televizyon kanalına bir yoldan ulaşması ile başladı.

Esrarengiz Narafig’in elinde İran’ı darmadağın edecek bir ses kaydı vardı...

Tahran’da kapalı kapılar ardında yapılmış 3 saatlik bir görüşmenin kaydıydı bu.

Şimdi dönelim 24 Nisan gününe...

Türkiye o gün ABD Başkanı Biden’ın sözde soykırım konuşmasına kilitlenmişken, aynı saatlerde Iran International’a ulaşan kişi veya kişiler onlara bu üç saatlik kaydın bazı bölümlerini getirmişti...

Sitenin Londra’daki yöneticileri “ellerindeki malın” ne olduğunu anında anladılar.

Kayıt adeta Tahran’ı uçuracak yepyeni nesil bir patlayıcı gibiydi.

Bu kaydın açıklanması, İran’da bir süredir yaşanan

Yazının Devamını Oku

47'li bir erkek, 54'lü Blair'in bu fotoğrafına bakınca ne hisseder

Biraz narsistçe...

Biraz da bencilce bakıyorsa...

Yani benim gibiyse, kesinlikle benim hissettiğimi hisseder...

İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair epeydir ortada görünmüyordu.

Pandemi başından beri ilk fotoğrafını dün İsmet Berkan’ın “10 Haber” sitesinde gördüm.

Geçen hafta İskoçya’nın bağımsızlığı ile ilgili bir televizyon programına çıkmış...

Tabii herkes programda söylediklerini değil, bu halini konuşmaya başladı. Başbakan saçlarını uzatmış... Bayağı uzatmış.

Boyamadığı için de uzun saçları ile folk şarkıcısı

Yazının Devamını Oku

Modi'nin inanç mağarasında fiyatlar neden böyle düştü

Hindistan’ın popülist başbakanı Narendra Modi’nin “seçim şovu meditasyon mağarasını” ilk defa Müslüman bir Hint asıllı Amerikalıdan öğrendim.

Yaptığı şahane televizyon şovları ile popülist liderlerin komik hallerini hicveden Hasan Minhaj, bir programında Hindistan’daki seçimleri anlatırken, şu anki başbakan Modi’nin “dua etmek ve meditasyon yapmak üzere bir mağaraya çekilmesini” anlatmıştı.

*

Ancak orada öğrenmiştim ki, Tanrı ve kendisiyle baş başa kalmak için kapandığı bu mağarada 4 kamera görüntülerini kaydediyordu.

Ancak Hasan Minhaj, Modi’nin yüzündeki sahte ifadeleri gösteren görüntüleri yayınlarken hepimizi kahkahalara boğan bir ayrıntıya dikkatimizi çekmişti.

Güya meditasyon yapmak ve dua etmek için inzivaya çekilen Modi’yi 4 kamera görüntülüyormuş...

Amaç?

Bunları seçim kampanyasında

Yazının Devamını Oku

Katarlı bayan Alya'nın mektubundaki 2 cümle

1)Şimdi anlatacağım olay, bana çok gizli kanallardan ulaşmış bir haber değil...

Birleşmiş Milletler’in herkese açık bir platformundan geldi...

Şimdi dikkatle okuyun lütfen...

*

22 Mart 2021 günü...

Yani bundan 38 gün önce BM Genel Sekreteri’ne bir mektup sunuldu...

Mektubun altında şu imza vardı:

Alya Ahmed Saif Al-Thani...

*

Yazının Devamını Oku

Yüksek lisanslı ilk rehber köpeği 'Kara' ikizler burcu

Bugün, yani 28 Nisan, Dünya Rehber Köpekler Günü...

Ben de bu özel gün dolayısıyla size Türkiye’de okumuş ve mezun olmuş, lisansüstü eğitimli ilk rehber köpeği “Kara”yı tanıtayım...

“Kara” 21 Mayıs 2015 günü doğdu.

Safkan dişi bir Labrador.

Lisans eğitimini Ankara’da Birleşik Krallık Büyükelçiliği görevlileri gözetiminde tamamladı.

Ama eğitimi orada bitmedi. Bir de yüksek lisans eğitimi var.

Onu da İngiltere’de yaptı.

Yüksek lisans hocası, uluslararası rehber köpek eğitmeni

Yazının Devamını Oku

Sabık deputattan biyarbırçi görüntü

“Sabık”, yeni Türkçede “eski” demek...

- “Deputat”, Rusça kökenli bir kelime, “milletvekili” anlamına geliyor.

- “Biyarbırçi”, Azericede “Utanç verici” demek...

- “Görüntü” ise aynen “görüntü...”

*

Dün sabahtan beri Bakü’den gelen bu videoya gülüyorum ve güldüğüm için de kendime kızıyorum.

Dün T24’te gördüm. Azerbaycan’da günün konusuymuş ve televizyonlarda işte bu başlıkla verilmiş. Eski milletvekili Hüseyinbala Biralamov, ki kendisi 75 yaşında....

Yazının Devamını Oku

Banzai Mustafa Kemal Paşa çok çok banzai

Geçen gün bir arkadaşım gönderdi...

Japonya’da yapılmış video...

Kim yapmış, sözleri nedir hiç bilmiyorum.

Ama içinde bir kelime var ki....

Beni çok etkiledi.

*

Video önce İzmir’i tanıtarak başlıyor.

Arkasından İzmir’de işgalci Yunan ordusuna karşı başlatılan milli mücadele çok güzel çizimlerle anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Önce köşe yazarı vardı...

Yukarıdaki babamız biz köşe yazarı milletini yaratırken, bazı unvanları çok cömertçe bağışlamıştır...

Mesela “siyasi köşe yazarı...”

Tanrı babamızın eli cömerttir... Her isteyene vermiştir bu unvanı...

Onlara bir de “Ağır ol da molla desinler” duygusunu vermiştir aynı cömertlikle...

Bir de kibir ve egoyu...

İşte böyle çıkmıştır piyasaya saçılmış binlerce siyaset köşe yazarı...

*

Yazının Devamını Oku

Emin kardeşim ben piyanistim niye hep bana ateş ediyorsun

Sözcü gazetesi, Turgut Özal’ın 28’inci ölüm yıldönümü günü herkese örnek olması gereken harika bir şey yaptı.

Özal’ı müthiş övücü bir manşet ve sayfayla andı.

Ben de Sözcü yazıişlerini ve bu sayfayı hazırlayan arkadaşımız Emin Özgönül’ü alkışlayan bir yazı yazdım.

*

Ama o ne...

Bütün hayatı boyunca maddi manevi geçimini Özal ve herkese hakaretle sağlayan Emin Çölaşan, gazetesine bir şey diyemeyince hıncını yine benden çıkardı...

Üstelik yine bir sürü yalan dolanla...

Neymiş ben ona Turgut Özal’la ilgili kitabını okudum çok beğendim demişim.

Yazının Devamını Oku

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku

Korkuyorsunuz çünkü statlarda idare ediyorduk ama ekranda edemiyoruz

Alman liglerinin tatsızlığı, İtalya’nın statları yenilememesi, koca Rusya’nın doğru dürüst bir takım çıkaramaması, herkesi Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Bakıyorum, tüm Avrupa ülkelerinin federasyonları ayakta. Paniğin sebebi belli... Siz daha VAR’ı bile yönetemiyorsunuz. Kalite yerlerde. Şimdi korkuyorsunuz.

Bu bir deprem... Futbolun 8.1 şiddetindeki depremi. Hiç kuşkunuz olmasın, arkasından tsunami de gelecek... Gelecek ve bu bütün derme çatma ‘Milli ve yerli futbol düzeni’ bu tsunaminin altında kalacak.

TÜRKiYE LiGi’NiN VASATLIĞI ALMAN LiGi’NiN RUHSUZLUĞU

· 12 Avrupa takımının pazar günü “Biz artık Avrupa’da bir ‘Ultra Süper Lig’ kuruyoruz” açıklaması tam bir depremdir. Ve yıllardır “Geliyorum” diyen bir deprem bu...

· Alman liglerinin tatsızlığı, tuzsuzluğu, ruhsuzluğu.

· İtalya’nın futbol oynadığı sahaları bile yenilemede nal toplaması.

· Fransa’nın Arap sermayesi sayesinde çok
geç Avrupa futboluna dönmesi.

· Oligarklarını bile İngiltere’ye kaptıran koskoca Rusya’nın doğru dürüst bir futbol takımı çıkaramaması, sonunda bütün Avrupa seyircisini Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Onlar da bu vasatlıkta debelenirken sonunda bu kararı aldılar.

Yazının Devamını Oku