GeriErtuğrul ÖZKÖK Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

İlk bakışta dikkati çeken şeyler şunlardı:

Cesetler tavandaki mazgala geometrik biçimde, belli aralıklarla asılmıştı.

Her biri aynı kumaştan yapılmış ama renkleri farklı uzun şallarla asılmıştı.

Cesetlerin elleri arkadan bağlanmıştı. Aynı şekilde ağızları da kumaşla bağlı vaziyetteydi.

Ama en önemlisi, cesetler, sanki bir banyan ağacına asılmış gibi görünüyorlardı.

Ve son bir ayrıntı. Evin dışına doğru çıkan 11 boru ucu vardı.

Bir de şu: Aile küçük torunlara kadar asılıydı...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

İşte 2018 yılında Hindistan’da yaşanan bu olay, bir belgesel haline getirildi ve streaming platformlarına kondu.

Adı “House of Secrets: The Burari Deaths”.

Türkiye’de de gösterime giren bu üç bölümlük belgeseli geçen hafta izledim.

Hemen şunu söyleyeyim.

David Fincher’ın elinde olağanüstü bir “Seven” filmi olacak kadar ilgi çekici.

*

Olay bir cinayet mi...

Hepsinin elleri arkadan bağlanmış olduğuna göre, cinayet ihtimali daha ağır...

Ama ne sokağa bakan kameralarda ne de evdeki olay yeri bulgularında dışardan gelen bir veya birkaç kişinin izi var...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Yoksa bir tarikatın toplu intiharı mı...

Aile üyelerinin özellikle üçüncü nesline bakıyorsunuz... Açık fikirli insanlar. Biri uluslararası bir şirkette çalışıyor.

Yani öyle kolayca bir tarikata kapılıp bir gurunun peşinden gidecek insanlar değil...

*

Öyleyse ne?

Olay nedir anlatmayacağım.

Çünkü bazıları beni “spoiling” yapmakla suçluyor.

Yani seyretme zevkinizi ve merakınızı kaçırmayacağım.

Sadece şunu söyleyebilirim.

Bugüne kadar seyrettiğim en ilginç “True Crime”, yani gerçek suç belgesellerinden biri.

*

İlginizi çekmek için bir ipucu vereyim.

Evde bulunan bir günce var...

Olaya tamamen bir psikolojik “thriller” havası veriyor.

*

Bu hafta için banko önereceğim belgesellerden biri bu.

Tekrar ediyorum.

Bir David Fincher filmi seyreder gibi seyredeceksiniz.

YILLAR ÖNCE BİR BANYAN AĞACININ DİBİNDEKİ KARE

BANYAN, daha çok Uzak Doğu’da görülen bir ağaç türü.

Kendine özgü bir kök sistemi var. Dipten değil yukardan sarkan kökleri var.

Budizmin kutsal ağacı olarak biliniyor.

Buda’nın ilk meditasyonunu yaptığı ağaç olarak biliniyor.

Kendi başına bir orman gibi.

Bir anlamda ölümsüzlüğü temsil ediyor.

Bu fotoğrafı 2017 yılında Etiyopya’ya yaptığım gezide bir banyan ağacının dibinde çektirmiştim.

Gerçekten etkileyici bir ağaç...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

OKSİMORON DEĞİL GERÇEK
HIRİSTİYAN AŞIRI SAĞININ YENİ LİDERİ BİR YAHUDİ Mİ

FOTOĞRAFINI gördüğünüz bu adama iyi bakın...

Çünkü Avrupa siyasetinde doğmakta olan yeni fenomen o...

Herkes Fransa’da başkanlık yarışının Mösyö Macron’la, Madame Le Pen arasında geçeceğini tahmin ediyordu.

Ancak bugün kadar Fransa’da hiç rastlanmamış bir lider profili ortaya çıktı.

Ve anketlere göre, aşırı sağ seçmen gözünde Le Pen’i sürklase etti.

Gelin Avrupa’nın bu sürpriz ve şaşırtıcı yeni siyasetçi profiline yakından bakalım.

Adı Éric Zemmour...

Tam adı ise Éric Justin Léon Zemmour.

Cezayir’den göç etmiş bir Yahudi ailenin çocuğu...

Evet yanlış işitmediniz, Yahudi bir aile.

Yahudi ve göçmen ama; Fransa’yı göçmenlerden temizlemeye uğraşıyor.

Yahudi ama, Fransa’nın Hıristiyan değerlerini kaybetmesine şiddetle karşı ve değerleri tekrar yerleştirmeye uğraşıyor...

Yahudi ama çok şiddetle Amerika karşıtı, Fransa’yı Amerikan kültürünün hegemonyasından kurtarmayı vaat ediyor.

Gazeteci ve polemikçi.

SLOGANI: ‘METOO’CULAR ALFA ERKEĞİNİ YOK EDİYOR

ZEMMOUR’un en çok kullandığı argümanlardan biri de kadınlarla ilgili.

Çünkü “MeToo hareketinin Fransa’da güçlü erkekleri yok ettiğini” söylüyor durmadan.

Yani hedefi göçmenler ve MeToo’cular...

Bir tür maskülen faşizm diyebilir miyiz... Neden olmasın...

*

Peki bu tuhaf karakterin, 2022’de yapılacak seçimlerde şansı var mı?

Fransa’nın önde gelen seçim anketi şirketi Harris’in son anketine göre, bugün seçim yapılsa Macron yüzde 23-24 alıyor.

İkinci sırada yüzde 17-18’le Zemmour var.

Le Pen ise yüzde 15-16 ile üçüncü sırada.

Yani bugün seçim yapılsa ikinci tura Macron ve o kalıyor...

*

Aşırı sağ Fransız milliyetçilerinin Cezayir kökenli bir Yahudi adaya yönelmesi bence önümüzdeki Avrupa siyasetinin en ilginç gelişmelerinden biri olabilir.

Bu arada şunu da ekleyeyim.

Eric Zemmour gazeteci. Yani meslektaş...

TAKIM ELBİSE GİYİP BUNLARI SÖYLEMEK

BU fotoğrafı pazar günü Hürriyet Ege’de Deniz Sipahi’nin köşesinde gördüm.

Yanındaki kişi, dünyaca ünlü giyim markası Hugo Boss’un Operasyondan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Heiko Schafer...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Önce birbirlerine bakmışlar. İkisinin de üzerinde takım elbise var.

Sonra da “Yakında azınlıkta kalacağız” demişler.

Schafer’in verdiği bilgiye göre erkek giyiminde klasik elbise, yani takım elbise-gömlek satışları yüzde 50 düşmüş.

*

Değişimi de şöyle özetliyor:

Ceketler spor hale gelmiş.

Klasik pantolonun yerini kemersiz, ipli pantolon almış.

Gömlek gitmiş, yerine “Basic bir tişört” gelmiş.

HEDONUTOPIA
BİR ŞARKI SADECE ÖNDEKİ SOLİSTİN SÖYLEDİĞİ ŞEY DEĞİL

HEDONUTOPIA grubunu ilk defa yıllar önce Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin girişindeki merdivenlerde verdiği küçük konserde dinlemiştim.

Bana göre Türkiye’nin en sofistike ve yenilikçi rock gruplarından biri.

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Yeni şarkıları “Bi Sen Değil” geçen cuma streaming platformlarına kondu.

Son zamanlarda müzikal yapısı bu kadar zengin bir şarkı çok az dinledim. İnsan müzik dinlerken genellikle “Frontman”a yani öndeki şarkıcıya konsantre olur.

Ama Hedonutopia’ı dinlerken arka sıraya geçiyor, özellikle gitara takılıyorsunuz.

Bütün enstrümanları tek tek ayırıyor, her biriyle bir başka aleme gidiyorsunuz.

Özellikle de gitara...

Ve solist o zengin müziğin içine kendini öylesine bırakıyor ki...

Benim için şarkı olmaktan çıkıyor, içine atladığım bir uzay boşluğu haline geliyor.

REFERANDUMDA YETMEZ AMA EVET DİYENLERLE İLGİLİ DUYGULARIM ŞU

BİR: 12 Eylül Referandumu’nda “Hayır” oyu kullandım. Ama o referandumda “Evet” oyu kullananların evet deme haklarını sonuna kadar savunurum.

İKİ: O gün “Yetmez ama evet” diyenlerin çoğu bugün muhalefette. Bazıları yurtdışında, bazıları burada haksız yere hapis yattılar.

ÜÇ: Yetmez ama evet diyenlerin çoğunu, gençlik yıllarımdan beri tanıyorum. Zaman zaman benzer şeyleri savundum, zaman zaman çok karşıt fikirlere sahip olduk. Ama şuna inanıyorum ki çoğu bu ülkenin daha iyi bir yere gitmesi için mücadele etmiş insanlardır.

DÖRT: Son zamanlarda bazı kişilerin, onların yakalarına yapışıp yargılarcasına hesap sorma, suçlama hatta linç tavrına girmelerini de hiç doğru bulmuyorum, demokratça bir tavır olarak görmüyorum.

 BEŞ: Bu ülkenin yakın tarihine baktığımda, Sezen Aksu’nun o şarkısını duyuyorum:

“Hiçbirimiz masum değiliz...”

DÜZELTME

DÜNKÜ “Bu kadın ‘Yetmez ama evet’çileri fabrika ayarlarına döndürür mü” yazımda, yanlışlıkla Haluk Şahin’in adını vermiştim. Doğrusu Şahin Alpay olacaktı.

Benim bildiğim Haluk Şahin “Hayır”cıydı...

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

 

 

X

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku