Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

Dün İslami konularda bilgili bir dostum aradı.

“Mehmet Âkif’in maskı yazın çok ilginç. Ama şunu anlamadım. İslami gelenekte böyle ölüm maskı almak yoktur” dedi.

Aklıma takıldı, bu konuyu araştırdım... Altından çok ilginç ve hepimiz için derslerle dolu bir hikâye çıktı.

Buyurun birlikte okuyalım.

Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

Mehmet Âkif Ersoy 27 Aralık 1936’da Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda öldü.

Ölümden birkaç saat sonra ailenin hiç beklemediği bir gelişme olur.

Hiç tanımadıkları bir insan aileye başvurup “Ben merhumun ölüm maskını çıkarmak istiyorum” der.

*

Ailenin hiç beklemediği, ne cevap vereceğini bilemediği bir durumdur bu.

Ama başvuran kişinin çok ilginç bir gerekçesi vardır:

“Bu maskı ileride onun heykelini yapmak için kullanacağım.”

Aile mensupları aralarında tartışır ve evet cevabı verirler.

*

Peki bu mask nerede alınır?

Onun hikâyesi de ilginç. Devlet cenazesine ilgi göstermez.

Ancak İstanbul Üniversitesi öğrencileri sahip çıkar ve Edirnekapı Mezarlığı’na götürülür.

Maskın kalıbı işte orada, toprağa verilmeden yüzü açıldığında alınır.

Kefeni açanlar, milli şairimizin dudağından kan sızdığını fark ederler.

Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

Peki kimdir bu ölüm maskını almak için başvuran ve mezarın başında kalıbı çıkaran esrarengiz kişi...

İşte onun hikâyesi de bu mask kadar etkileyici ve duygusal bir hikâyedir..

MENEMEN’DEKİ ŞEHİT KUBİLAY HEYKELİNİ YAPAN HEYKELTIRAŞ

Maskı alan kişi Ratip Aşır Acudoğlu adlı bir heykeltıraştır.

1898 yılında İstanbul’da doğmuştur.

1918’de Sanayi-i Nefise Mektebi’ne, yani güzel sanatlar okuluna girmiştir.

1920’de Almanya’da Münih Akademisi’ne gitmiştir.

Paris’te Julian Akademisi’nde dönemin ünlü heykeltıraşları Henri Bouchard ve Paul Landowski’den dersler almıştır.

Cumhuriyet’le birlikte Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’ni kurmuştur.

Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

Şimdi gelelim bu hikâyenin derslerle dolu tarafına...

Kimdir İslam’ın en büyük şairlerinden biri olan Mehmet Âkif Ersoy’a ve onun şiirine hayran bu heykeltıraş?

Kimdir biliyor musunuz? Aslında çok tanıdık bir insandır.

Menemen’deki Şehit Asteğmen Kubilay heykelini yapan sanatçıdır.

*

Başka kimdir biliyor musunuz?

1939 depreminden sonra Erzincan’a gösterdiği büyük ilgi ve desteğe minnet için dikilen İsmet İnönü anıt heykelini yapan sanatçıdır.

Başka kimdir bu insan biliyor musunuz?

Ankara’da Ziraat Fakültesi önündeki Atatürk heykelini yapan sanatçıdır...

Böyle bir Türkiye’nin insanıydı...

Yobazlar tarafından başı kesilen Kubilay’a gözyaşı dökecek kadar Cumhuriyetçi...

Ama devlet bile yalnız bırakırken Mehmet Âkif Ersoy’a son anına kadar hayran olacak, sahip çıkacak, ölümünden sonra ailesine hep yakınlık gösterecek kadar milli...

İnançlı...

Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

İşte biz böyle bir millettik... Şimdi söyleyin bana...

Neler oldu bize...

ÖLÜM MASKININ YOLCULUĞU

MEHMET Âkif’in maskı, uzun yıllar Ratip Aşır Acudoğlu’nun atölyesinde durdu. Acudoğlu 17 Ocak 1957’de öldü.

Eşi Fahrunisa Acudoğlu 1997 yılına kadar bu maskı kutsal bir emanet gibi korudu.

18 Kasım 1997 günü, kızı Dr. Seda Güzelçam’la birlikte ortak imza atarak bu maskı Mehmet Âkif Ersoy Özel Müzesi’ne bağışladı. Bu bağış işlemi 2 Aralık 1997 günü Kültür Bakanlığı yetkilisi tarafından da onaylandı.

İşte bu mask 12 Mart günü ilk defa Ankara’da sergilenecek.

Sergiyi gezenler, bu maskın arkasındaki bu güzel hikâyeyi de bilerek bakarlarsa, eminim oradan milletimiz için çok güzel temennilerle ayrılacaktır...

BİR BAŞKAN DÖRT YILDA MİLLETİNE KAÇ YALAN SÖYLER

1970’li, 80’li yılların efsane sanatçısı...

Barbra Streisand...

“Woman in Love”, “Guilty” gibi efsane şarkıları söyleyen kadın.

Önceki gün öyle bir makale yazdı ki...

Bütün dünya konuşuyor.

*

Variety sitesinde okuduğum makale, Trump’ın seçimde kullandığı “Amerika’yı yeniden büyük yapalım” sloganına atıf yapan şu cümlelerle başlıyor:

“Evet Sayın Başkan... Amerika’yı yeniden büyük yapalım. Ama önce şunda anlaşalım.

Amerika siz seçilmeden önce büyüktü...”

*

Yazı şu cümlelerle devam ediyor:

“Her gün yatağımdan bugün dünden daha beter olamaz duygusuyla uyanıyorum.

Ama ne yazık ki her gelen gün daha beter oluyor...”

*

Ve yazısını şu cümlelerle tamamlıyor:

“Yeni bir Amerika yaratmalıyız.

Kirlenmemiş, bayağılaşmamış, küfürden, intikam duygularından arınmış bir Amerika...

Gerçeğin asaletini yeniden göstermeliyiz...

Bilelim ki Amerika ancak bundan sonra yeniden büyük olacaktır...”

*

Barbra Streisand...

“Paranoya, ikiyüzlülük ve yalan... İşte Trump’ın dünyası budur” dedikten sonra çok ilginç bir rakam veriyor...

16.000... On altı bin...

*

Saymışlar ABD Başkanı Trump bugüne kadar 16 bin yalan söylemiş...

Ve sayım devam ediyormuş...

YENİ MUHAFAZAKÂR ZENGİNİN PRESTİJ KULESİ NASIL YIKILDI

BAZILARIMIZIN neredeyse her gün önünden geçtiği bir bina... 2000’li yılların ilk 10 yılında yükselen inşaat sektörünün amiral gemilerinden biriydi...

Moda deyişle en kupon arazinin en baba yerindeydi...

Bakın o ölüm maskını çıkaran meğer kimmiş

Müthiş etkileyici bir de adı vardı:

“İstanbul Tower 205...”

New York’laşan İstanbul’un, Manhattan’laşan Büyükdere Caddesi’nin yükselen yıldızıydı.

“Yeni muhafazakâr zenginin” prestij rezidansıydı...

Ama ne olduysa şansı hiç yaver gitmedi.

Bu hafta yayın hayatına giren “Haftalık Gazete”de, Necla Gece bu binanın hikâyesini yazmış.

Başlığı da şöyle:

“Milyar dolar kazanç hayal ederken battılar...”

Çok ilginç bir hikâye...

Okumanızı tavsiye ederim.

İZMİR’DEN DE İYİ BİR KLARNETÇİ ÇIKAR MI

BU hafta dinlediğim yeni müzik parçaları içinde benim için sürpriz vardı.

Engin Yargıç’ın “İz” adlı parçası...

Daha ilk notasında insanı saran bir kanun ve arkasından gelen klarnet...

Engin Yargıç İzmirli bir klarnet sanatçısı...

Biz İzmirliler için klarnet çocukluğumuzda duyduğumuz ne ilk, ne ikinci, ne üçüncü enstrümandır.

Klarneti daha çok İstanbul ve Trakya’nın çalgısı diye biliriz.

Ama harika bir iş çıkarmış Engin Yargıç...

Bu arada şunu da söyleyeyim.

Engin Yargıç Türkiye’nin en iyi klarnetçilerinden İsmail Bergamalı’nın öğrencilerinden biri...

O da İzmirli...

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama:
Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku