Aydın Doğan'ın kızı olarak doğmak

23 Şubat Pazartesi günü o haberi öğrendiğimde, Etiyopya’daydım.

Nil Nehri’nin iki kolundan birinin çıktığı Tana Gölü’nün kenarında kurulmuş bir kiliseyi geziyordum.
Gelen haber çok kısaydı.
Türkiye’nin en büyük dijital alışveriş şirketi ‘hepsiburada.com’un yüzde 25’i, son yıllarda büyük atılımlar yapan Abraaj yatırım şirketine satılmıştı.
Financial Times, Wall Street Journal gibi küresel ekonomi gazetelerinin ilgisini çekebilecek boyutta bir haberdi.
Türkiye dijital pazarında bugüne kadarki en büyük işlemdi...
En önemlisi de Türkiye dijital pazarının hangi boyutlara geldiğini gösteriyordu.
Yarın “Dünya Kadınlar Günü”...
Şimdi size, bu büyük dijital mucizenin arkasındaki insanı anlatacağım.


* * *


Yeni kurulmuş, çok küçük bir şirketken satın aldığı Hepsiburada.com’u, bugün 1 milyar dolar değerinde dev bir şirket haline getirdi ve kendine uluslararası bir ortak buldu.
Yani bir ekonomik mucizeye
imza attı.


* * *


O 41 yaşında bir kadın...
Adı Hanzade Doğan Boyner...
Sema ve Aydın Doğan’ın üçüncü kızları...
Evet zengin ve başarılı bir babanın kızıydı...
Ama başarısı, “babasının kızı” olmaktan geçmedi...
Kendisi başardı...
O yüzden ne “babasının kızı” ne de “patronumun kızıdır” kompleksine kapılmadan yazmak geldi içimden.
Dünya Kadınlar günü arifesinde başarılı bir kadın portresi anlatmak istedim.

Aydın Doğanın kızı olarak doğmak


Başarmak için babayla savaşmak da gerekebilir


“BEN Doğan Ailesi’nin garaj çocuğuyum...”
Kürsüdeki genç kadın bu sözleri söylediği an, karşısındaki genç dinleyiciler arasında bir kıpırdanma başladı.
Birkaç kişiden başlayan alkış, bir anda salona yayıldı. Salondan atılan tweet’ler hızla yayıldı.
Kürsüdeki genç kadın, Aydın Doğan’ın üçüncü kızı Hanzade Doğan Boyner’di... Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencilerinin daveti üzerine konuşuyordu.


AYDIN DOĞAN’IN KIZI GARAJ ÇOCUĞU OLUR MU


“Garaj çocuğu” ve Doğan Ailesi’nin bir üyesi...
İlk bakışta bir oksimoron gibi gözüküyordu.
Silikon Vadisi’nin garaj çocukları, Harvard’dan gelirdi, Stanford’dan gelirdi. Ama içlerinde, Doğan Ailesi’ninki gibi Amerika’nın bir numaralı medya grubundan gelen bir çocuk yoktu.
Hanzade Doğan Boyner kendisi için bu ifadeyi çok rahat bir şekilde söylemiş, yetinmeyip üstüne basa basa bir kere daha tekrarlamıştı. Oysa aynı kadın sözlerine, “Ben dünyaya şanslı bir çocuk olarak geldim. Babamın adı Aydın Doğan’dı” diyerek başlamıştı.
Aydın Doğan’ın alt kattaki garajında değil, mükellef üst odalarında doğmuştu. Çocukluğunu o imkânlarla geçirmiş, okumuştu.
Ama kendisi için “garaj çocuğu” ifadesini kullanmakta hiçbir sakınca görmemişti. Üst katlarda doğmuş, ama işe bir medya imparatorluğunun bodrumundan, yani garajından başlamıştı.


TÜRKİYE’NİN İLK ‘STARTUP’LARINDAN BİRİ COLUMBIA’DA KURULUYOR


Aslında garaja ilk girişi, Doğan Ailesi’nin binalarından değildi.
Lisansüstü eğitim için Columbia Üniversitesi’nde okurken, iki arkadaşı ile birlikte bir ‘startup’ şirketi kurmuş ve geliştirmeye çalışmıştı.
Gerçi bu şirket başarılı olmamıştı, ama yine de ‘startup’tı. Yani bugün Silikon Vadisi’nde ve Palo Alto’da başarıyı ifade eden ‘startup’ kavramını keşfeden ilk Türklerden biri oydu.
Yarın Dijital dünyanın “Jön Türklerinin” tarihi yazılacak olursa, Doğan Ailesi’nin bu garaj çocuğuna da bir yer ayırmak gerekecekti.
Babasının kızı olarak yürüyen bir işin başına geçebilirdi, ama o garajın çocuğu olmayı tercih etmişti.
Bugün Avrupa’nın en büyük alışveriş sitelerinden biri olan Hepsiburada.com onun başarısıydı. Bu siteye her ay, İstinye Park’a girenin 5 katı insan giriyordu. Yıllık cirosu 1 milyar lirayı bulmuştu. Hızla büyüyordu. Amazon, eBay gibi dev köpekbalıklarının yüzdüğü bir denizde Nemo gibi dolaşıyordu... Hedefine doğru hızla yüzüyordu.


KÖPEKBALIKLARI ARASINDA NEMO’YU BULUP KURTARMAK


Tabii ki Nemo’yu bulmak o kadar kolay olmadı. Bu genç kadının arkasında ilginç, birçok bakımdan kolay, ama birçok bakımdan da zor bir hayat vardı.
Aydın Doğan’ın kızı olarak doğmak, şanstır. Ama şansın da bir bedeli vardır. Başarılı bir babanın altında ezilmemek, zaten kurulmuş bir şirketin ikinci nesli olmanın zorluklarını taşımak...
Tabii ki, 3 ayrı kız kardeşle de rekabet edebilmek.
İlk mücadeleyi, yurtdışında okuyabilmek için babasına karşı verdi. Aydın Doğan kızlarının üniversiteyi Türkiye’de babasının dizinin dibinde okumasını istiyordu. Ondan sonra lisansüstü eğitime gidebilirlerdi.
Garaja girecek çocuk, isyanından bellidir. O, bu güzergâhı reddetti. Yurtdışında okumayı aklına koydu.
Ama babası herhangi bir insan değildi. Kelkitliydi. İş hayatında ne kadar liberalse, aile hayatında o kadar gelenekçiydi.
Aile bağları ve otoritesi kuvvetliydi. Baba ne derse o olurdu.


UÇAKTAN KORKAN AYDIN DOĞAN İLK UÇAĞA ATLAYIP LONDRA’YA GİDİYOR


Bu defa olmadı. Üst kattan gelen ses güçlüydü. Ama garajdan gelen ses de kararlıydı. Hareket planı da hazırdı. Önce sadece yaz tatili için Londra’ya gidecekti.
Yaz kursları için. İsyan bayrağını oradan açacaktı. Açtı da. Her zaman dediğini yaptırmaya alışmış babayı, bu defa bir sürpriz bekliyordu.
Ailesinde belki de ilk muhtırayı, Londra’da üçüncü kızından yiyecekti. Kızı gelmiyordu. Orada okuyacaktı.
Kızı kararlıydı, ama Aydın Doğan da Kelkitli babaydı. O yıllarda uçağa binmeye çekindiği, hep arabayla gittiği halde, durumun aciliyeti nedeniyle uçağa atladı ve Londra’ya gitti.
Doğan Ailesi’nde ilk isyanın görüşmeleri işte orada bir otel odasında yapıldı. Hanzade Doğan, babasına kesin bir dille “Burada okuyacağım” dedi.
Babası bir ara çözüm önerdi. Burada başla, sonra seni Türkiye’de bir okula nakledelim...


HANZADE, OTEL ODASINDA BABASINI TEHDİT EDİYOR


Daha sonraki yıllarda, birlikte çalıştığı insanların yakından tanıdığı inatçı karakterinin aile içindeki ilk işareti işte o an verildi. Genç kız babasına kesin bir dille şunu söyledi:
“Öyle bir şey yapmaya kalkarsan, bütün Türkiye’ye benim için torpil yaptırdığını açıklarım...”
Tehdit mi? Yoksa büyük bir blöf mü... Bu soru aile içinde hiç sorulmadı. Dolayısıyla cevabı da verilmedi. Hanzade Doğan bugün bu hatırasını anlattığında, “Gerçekten yapar mıydın” diye soranlara şu cevabı veriyor:
“Doğrusu yapıp yapamayacağımı kendime hiç sormamayı tercih ettim...”
Sormamak da bir kararlılık değil mi...


AYDIN DOĞAN ŞANTAJA ŞARTLI CEVABINI VERİYOR


Tabii Aydın Doğan sadece iyi bir baba değil, aynı zamanda başarılı bir işadamı. Her başarılı işadamı gibi, en zor durumlar için bir çıkış stratejisi vardır. Aydın Doğan, “O zaman bir şartım var” dedi. Hanzade Doğan’ın belki de eğitim kariyerini tamamen değiştirebilecek şart şuydu:
“Oxford’u veya London School of Economics’i kazanırsan, burada kalmana izin verebilirim.”
Doğan Ailesi’nin her üyesi gibi Hanzade Doğan’da da yaratıcı bir kuşkuculuk vardı. Yakın arkadaşlarına, “Babamın bütün bu stratejiyi beni Oxford ve LSE’ye girmem için hırslandırma amacıyla mı söylediğine karar veremiyorum” dedi.
O sorunun cevabını hâlâ bulamadı ama o yıl LSE’ye girmeyi başardı.
Oradan Columbia Üniversitesi’ne gitti.
Hanzade’yi Columbia’dan mezun olduğu gün tanıdım. Düşündüğünü tak diye söyleyen doğrucu bir karakteri vardı.
Mezuniyet töreninden sonra Aydın Bey, o ve ben, New York’taki Türk Yürüyüşü’ne katıldık.
Dijital kavramının hayatımıza yeni girdiği yıllardı.
Türkiye’ye döner dönmez ilk işi Doğan Online’ı kurmak oldu. Milliyet gazetesinin online sitesini o kurdu.
Arkasından eKolay geldi.
Rahmetli Kemal Sunal’la ölümünden hemen önce o dâhiyane “eKolaaay” kampanyasını yapan grubun başında, Serdar Erener’le birlikte o vardı.


1 MİLYAR DOLARLIK ŞİRKET START ALIYOR


Ve sonunda “Hepsiburada.com” geldi.
Şirket Hanzade gibi genç bir ekip tarafından kurulmuş bir startup’tı.
Hanzade daha o sırada bunun önemini kavradı ve satın aldı.
O günden sonra ihtiraslı bir kadının bir işi tutkuyla yönetme sanatını gün gün izledim.
Hep iyi yöneticiler seçti. Arkadaşlarıyla birebir çalıştı.
Gece-gündüz şirketi ile birlikteydi.
Bir gecede depolar taşıdı. Başında durdu.
Üniversite öğrencilerine, genç işadamlarına, uluslararası yatırımcılara durmadan, yorulmadan şirketini anlattı.
Sonunda Türkiye’nin Amazon’unu yaratmayı başardı...
Evet, arkasında varlıklı ve başarılı bir baba vardı. Evet, şanslıydı, zengin bir aile içinde doğmuştu.
Siz sıfırdan başlamadı diyebilirsiniz, ama ben tanıdığım için iç rahatlığı ile söyleyebilirim:
Sıfırdan başladı...


PATRONUMUN KIZIDIR DİYE GÖRMEZDEN GELEMEDİM


Gazeteciler komplekslidir. Patronlarını ve ailelerini yazmakta hep tereddütlüdürler. Yağcılık yaptıkları duygusuna kapılırlar.
Artık o yaşları geçtim...
Ama içimdeki ateş sönmedi.
Zengin, yoksul fark etmiyor.
Başarılı bir genç insan gördüm mü kendimi tutamıyorum.
Hanzade’yi yıllardır hayranlıkla izliyorum.
Çok da kavga ediyoruz...
Ama çok harbi bir kadın...
Görüşlerini, aldığı bir tutumu tutkuyla, muazzam bir kararlılıkla, savunuyor.
Ama o kadın bugün Türkiye’nin dijital alanda uluslararası bir başarısına imza attı. Etrafımız zengin çocuklarının babalarının şirketlerini batırma hikâyeleriyle dolu.
Bir tane de başarı hikâyesi okuyun istedim...

X

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku