GeriErtuğrul ÖZKÖK Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporu

20 Nisan 2017...

Amerika’nın Boston şehrinin dışındaki bir klinik...

Doktor elindeki insan beynini tartıya koyup ağırlığını ölçtü...

Tam 1573 gramdı...

Önündeki kâğıda, “Bu yaştaki insan için normal bir beyin ağırlığı” diye yazdı...

27 YAŞINDA NORMAL BİR İNSAN BEYNİ GİBİ

Dıştan bakıldığında, beynin görünümünde anormal hiçbir şey yoktu...

Amerika’nın Boston şehrinde yaşanan o olay o sabah iki kişinin ellerindeki kutunun içindeki insan beynini, analizlerin yapılacağı kliniğe getirmesiyle başlamıştı.

Aslında beyin Boston Üniversitesi CTE Kliniği’ne verilmişti. Ama üniversite, o analizleri, şehrin dışında kendilerine ait bir klinikte yapmayı uygun bulmuştu.

BEYİN ARKA KAPIDAN VE MAHZENDEN SOKULUYOR

Kutu kliniğe ön kapıdan değil, arka tarafta çok az insanın kullandığı bir kapıdan sokulmuştu.

Dahası, laboratuvara normal yoldan değil, hastanenin altında gizli bir koridordan getirilmişti.

Beynin kime ait olduğunu, laboratuvardaki 3 kişiden başka kimse bilmiyordu.

Beynin kime ait olduğunu bilen bu üç kişi, onun nereden getirildiğini de biliyorlardı.

30 kilometre ötedeki bir hapishaneden getirilmişti.

Ve bir gece önce, yatak çarşafıyla kendini asan bir mahkûma aitti... Ama kimsenin bilmediği asıl şey, bu beynin çok ünlü bir insana ait olduğuydu...

Bütün bu önlemler, medyada bir spekülasyona yol açmaması için alınmıştı.

AMAN ALLAH’IM BU BEYİN BAKIN KİMİNKİ İLE EŞLEŞTİ

Beyin görünüşte gayet normaldi... Büyüklüğü, ağırlığı, doku yapısı, son derece normaldi.

Ancak ince dilimlere ayrılıp, çeşitli bölgeleri incelenmeye başladığında, doktorları hayretler içinde bırakan şeylerle karşılaştılar.

Beynin iç göstergeleri, onun darmadağın olduğunu gösteriyordu.

Laboratuvarda her yaştan, her hastalıktan, her cinsten binlerce insan beyni örneği vardı.

27 yaşındaki bu genç erkeğin beyni, yaş grubu olarak o örneklerden sadece bazılarına uyuyordu. O da 65 yaşından büyük insanlara ait beyinlerdi.

Ancak ikinci bir eşleştirmede, onları hayretler içinde bırakan çok spesifik, ikinci bir eşleşme daha bulmuşlardı.

27 yaşındaki genç erkeğin beyni, 46 yaşında hayatını kaybetmiş bir boksörün beyni ile eşleşmişti. Peki bu genç adamın beynini daha 27 yaşında bu hale getiren hastalık neydi...

22 EYLÜL GÜNÜ AÇIKLANIYOR: BAKIN O BEYİN KİME AİTMİŞ

Analizi yapan uzmanların bulduğu gerçek, bu yılın eylül ayına kadar gizli tutuldu. Sonunda ölen gencin ailesi izin verince, sonuçlar 22 Eylül 2017 günü açıklandı.

Beyin, Amerikan futbolunun en önemli takımlarından Patriots’un oyuncusu Aaron Hernandez’e aitti...

Hernandez, 2013 yılında bir arkadaşını öldürmek suçuyla hapishaneye girmişti. Ayrıca iki başka kişiyi daha öldürdüğü iddiaları vardı. Yani bir seri katil olabilirdi.

Bu yılın 19 Nisan günü hapishanede kendini yatak çarşafı ile asarak intihar etmişti.

Ailesinin isteği üzerine beyni Boston Üniversitesi CTE Kliniği’ne incelemeye gönderilmişti.

22 Eylül günü açıklanan sonuçlar, tabii ki herkesin gözünü 2 yıl önce yapılan bir filme çevirdi. Yönetmen Peter Landesman’ın 2015 yılında yaptığı “Concussion” filmi aynen böyle Amerikan futbolunda, çarpışmalardan beyni hasara uğrayan oyuncularla ilgili bir olayı anlatıyordu.

Türkiye’de “Doğruyu Söyle” adıyla gösterilen filmde, Afrika göçmeni bir kasaba otopsi uzmanı bu gerçeği söylediği için Amerikan Futbol Federasyonu FNL’in gadrine uğrayıp işini kaybetmişti.

22 Eylül günü açıklanan bu beyin raporu, artık Amerikan futbolunun kanunlarını tamamen değiştirecek...

Belki de Türk futbolunun kanunlarını ve kontratlarını da...

Tabii geriye kalan son soru da şuydu... Genç yaşta hasara uğrayan o beynin, işlenen seri cinayetlerdeki payı neydi...

NOT: New York Times’ın 11-12 Kasım 2017 tarihli sayısından...

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuGÜLE GÜLE EVLAD-I FATİHAN’IN GÜZEL ÇOCUĞU GÜLE GÜLE

Güle güle Kırcali’nın Türk evladı...

Güle güle Evlad-ı Fatihan’ın güzel çocuğu...

Güle güle aslan hemşehrim, bir tane kardeşim...

Güle güle yiğidim aslanım...

Türk’ün bayrağını direklerin tepesine diken kahramanım...

Güle güle Türk’ün,Türkiye’nin büyük Herkülü..

Bugün bu ülkenin bütün papatyaları senin...

Mastanlı’nın, Trakya’nın, Anadolu’nun bütün gülleri bugün senin için açacak...

Güle güle büyük şampiyonumuz...

Gönüllerimizin şampiyonu...

Güle güle...

 

NE YANİ... BİR STADIN ADINI BİLE TARTIŞAMAYACAK MIYIZ

KONU İzmir’de yapılacak yeni futbol sahasına verilecek isim...

Rıdvan Dilmen sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da fikrini söyledi...

“Mustafa Denizli olabilir” dedi...

Olabilir tabii...

***

Bense fikrimi Metin Oktay diyerek açıkladım.

Yılmaz Özdil, “Oranın adı Alsancak’tır, Alsancak kalmalı” deyince ben de “Öyleyse Alsancak Metin Oktay Stadı olsun” dedim...

***

Ama o ne... Ne görüyorum...

Çevremdeki futbolla ilgili tanınmış kişilere, iş insanlarına soruyorum...

Kimse gıkını çıkaramıyor...

Hepsinde “Cumhurbaşkanı öyle dediyse, bize bir şey demek düşmez” havası...

***

Ne bu korku yahu...

Ben Cumhurbaşkanı’nın bu konuda fikrini belirtecek insana bir şey söyleyeceğine hiç ihtimal vermiyorum.

***

Acaba diyorum...

Bu korku iklimini, efsanesini biz biraz da kendi kendimize mi yaratıyoruz...

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuSONUNDA BU ÇAKMA EŞARPLA BEN DE ONUN ELİNE DÜŞTÜM

DÜN baktım, Kelebek’in birinci sayfasında Mustafa Taviloğlu ile benim bir fotoğrafım.

Melis Alphan’ın o kült köşesinde, haftada üç-beş gün başkalarının kıyafetleriyle dalga geçilen ve kahkahalarla gülerek okuduğum köşenin bu defaki konusu benim...

Kasketim, boynumdaki çakma Alexander McQueen’in uyumsuzluğundan girmiş, Mudo’nun üzerindekilerden çıkmış.

Allah için, eski genel yayın yönetmeni olduğum için bana kıyak da geçmiş.

Nazik mi nazik bir üslup...

Ama anladım ki nezaket büyüyünce acısı da büyürmüş...

SEDAT VE VOLKAN MELİS’LE AYNI FİKİRDE

ÜZERİMDEKİNE, İngiliz tasarım okulu Central Saint Martins’in 1980’lere kadarki kanunları ile bakarsanız...

Evet uyumsuz mu uyumsuz bir kitsch üzerimdeki... Ama o okul 90’lardan sonra Alexander McQueen, Galliano, Rıfat Özbek’lerle bu kanunları yeniden yazdı...

Bunun üstüne bir de ben kendi kanunsuzluklarımı yazmaya başladım.

Sonuç bu...

Ruhumdaki içim, dışıma vurmuş...

Eski büyükelçi ve klasik giyim ambassadoru Volkan Vural’la, onun arkadaşı Sedat Ergin’in gözüyle bakarsanız da hiç olmamış...

Ama gel bir de bana sor...

Bu sallapati halimi öyle seviyorum ki...

Yeni tarzım bu...

Her şey her şeyle gider, hiçbir şeyin hiçbir şeye uyması, baş eğmesi gerekmez...

ÇOK ÖNEMLİ GÖZLEM

HER pazar Hürriyet ve Posta’da tanınmış Türk şahsiyetlerinin günlük kıyafetleriyle çekilmiş fotoğraflarını görüyorum.

Allah için olsun birinin üzerinde bile bir Türk markası yok... Bense son zamanlarda günlük hayatımda neredeyse sadece Türk markası giyiyorum.

Mesela bu fotoğrafta, üzerimdeki çakma Alexander McQueen atkı dışında her şey Türk.

Mudo, Mavi, Sarar, Kiğılı, Bisse, Adam, Damat, Koton, Milimetrik...

Günlük sporda Lescon... İnanın harika oluyor...

 

TÜRKİYE’NİN İLK SANAYİ DEDEKTİFİ KİM

SANAYİ casusluğu, sanayi dedektifliği ilginç bir iş. Türkiye’de bu işi ilk yapanlar kimler...

Bu ilginç sorunun cevabını bugün Hürriyet’in ekonomi sayfasında yazdım.

 

TÜRKİYE’DE BİR ÇAĞ YANGINI VARSA İŞTE KİTABI DA BUDUR

ÖNÜMDE sosyolog damarımı yeniden kaldıran harika bir kitap var.

“Emile Durkheim’ın Sosyolojisi ve Felsefi Düşüncesi”.

Yazarlarından biri Bekir Balkız. Siverek doğumlu. Ege Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

Öteki Ümit Tatlıcan...

O da Dinar doğumlu ve halen Andan Menderes Üniversitesi öğretim üyesi.

Durkheim “çağ yangınlarının” sosyoloğudur. Yani anomi durumlarının...

Kuralların anlamını yitirdiği dönemlerin.

Yani tam da Türkiye’nin şu içinde bulunduğu dönemi anlamamıza yarayacak bir düşünür.

Herkesin alaminüt bir şöhrete koştuğu şu dönemde 674 sayfalık bu kitabı hazırlayan insanlara, bu kitabı basan Islık Yayınları’na teşekkürler.

Başladım... Tamamını olmasa da büyük kısmını okuyacağım.

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuKADIN, MAĞDUR ERKEĞİ Mİ SEVER, YOKSA HAYLAZ VE ZEKİ OLANI MI

KÜÇÜK İskender’in yeni kitabı “Türkçe Sözlü Hafif Mavi” kitabında ilginç bir ikilem tartışması var.

Küçük İskender’i yazmaya teşvik eden kitap Mark Twain’in “Tom Sawyer”i olmuş.

Orada, “Haylaz ve zeki Tom Sawyer mi olmak isterdim, yoksa mağdur ve saf Huckleberry mi” diye soruyor.

Bazen biri, bazen öteki olmayı tercih etmiş.

Bense banko Tom diyorum...

“Küçük Emrahlık”, yani “mağduriyetizm” bana uygun bir hal değil...

Ayrıca soruyu başlıktaki gibi, kadın açısından soruyorum, yine bu tercih çıkıyor.

X

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku