GeriErtuğrul ÖZKÖK Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Bahçeye koyduğumuz mamaları yiyerek ortadan kayboluyordu...

Sonra bir gün onu evimizin kuytu bir yerinde gördük.

Gizlice eve girmiş ve doğurmuştu.

Beş yavrusu olmuştu...

İlk izlenimim şuydu:

Hayatımda bu kadar çirkin kedi yavrusu hiç görmemiştim.

Beşinin de Batman gibi dik ve başlarıyla orantısız kulakları vardı.

***

Üçünü çok iyi, sevgi dolu insanlar aldı.

Bugün üçü de mutlu...

İkisi ise bizde kaldı ve anneleriyle birlikte eve yerleşti.

Kalan iki kardeşten biri, sadece göğüs kısmı beyaz olan simsiyah bir kediydi.

Bir yaşına geldiğinde gözümde dünyanın en güzel kedisi olmuştu...

***

Evin fırlamasıydı...

Bütün gün evimizin ve komşu evin damlarında geziyor, sonra gece karanlık çöktüğünde en üst pencereye gelip vurarak içeri giriyordu.

Adı “Karam”dı...

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

***

Karam bundan bir ay önce bir akşam eve gelmedi.

Önce sabah gelir diye pek endişelenmedik.

Ancak ertesi gün de gelmeyince torunum Zeynep durumu Beykoz Konakları yönetimine bildirdi.

Onlar da site sakinlerine e-mail yoluyla kedimizi gören olup olmadığını sordu.

***

Ertesi gün site sakinlerinden bir hanımefendi, torunumu arayarak evinin önünde bir aracın böyle siyah bir kediye çarptığını bildirdi.

Çarpan aracın sahibi kimse, yaralı kediyi bırakıp gitmiş.

Bu iyi insan hemen Beykoz Belediyesi’ne haber verip, kedinin yaralı olduğunu bildirmiş.

Biraz sonra Beykoz Belediyesi’nden bir hayvan ambulansı gelip kedimizi alıp götürmüş.

Olayın buraya kadarki kısmı böyle...

Bireysel insanları ilgilendiren bir hikâye.

Ancak ondan sonraki kısmı daha da etkileyici...

***

Kedimizin ayağında ağır bir kırık varmış.

Dolayısıyla uzmanlaşmış bir yerde müdahale gerekiyormuş.

Bu konuda uzmanlaşmış yerlerden birisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı “Kısırkaya Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı”ymış.

Beykoz Belediyesi kedimizi bir ambulansla, Avrupa yakasındaki işte bu merkeze göndermiş.

***

Torunum Zeynep kedimiz için arama çalışmalarına devam etti ve sonunda onun izini Kısırkaya’daki bu merkezde buldu.

Beykoz Belediyesi yetkilileri, yaralı kedimizi aldıklarında fotoğraflarını çekip dosyasına koymuşlar.

Zeynep, Kısırkaya’daki yetkiliyle konuştu ve onun kedimiz olduğu konusunda anlaşmaya vardılar.

Ayağı kırıkmış, ameliyat geçirmiş.

***

Ancak uymaları gereken bir kural varmış.

Yaralı kediyi Beykoz Belediyesi’nden yollamışlardı, kedi iyileştikten sonra yine Beykoz Belediyesi’ne gönderilecek ve biz buradan alacaktık...

Kedimiz Kısırkaya’daki ameliyattan sonra Beykoz Belediyesi’nin yeni açılan bakımevine getirildi.

Torunum Zeynep gidip orada kedimizi ziyaret etti.

Çok iyi bakılmıştı.

Ama ayağına takılan metal çivilerin çıkarılması için yeniden bir müdahale gerekiyormuş.

O da yapılınca kedimiz eve gelecek...

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

***

Geleyim bu hikâyenin beni en çok etkileyen, ağlatan yanına...

Kedimize henüz çip taktırmadığımız için, yaralı olarak bulunduğunda sahibinin olup olmadığı bilinmiyordu.

O nedenle kayıtlara “sahipsiz bir sokak hayvanı” olarak geçmiş.

İyi insanlarımız, başta kedimizi görüp belediyeye haber veren komşumuz, AKP’li Beykoz Belediyesi, CHP’li Büyükşehir Belediyesi, bütün bu çabayı işte böyle “sahipsiz bir sokak kedisi” sayılan, yani kimsesiz bir canlı için yaptı...

O nedenle teşekkürüm ve minnetim daha da büyük bu insanlara...

***

Bundan 20 yıl önce Hürriyet’te açtığımız ilk hayvan sayfasına rahmetli Bekir Coşkun’un köpeği “Pako”nun adını vermiştik.

Türkiye’nin hayvansever insanları son 20 yılda öyle büyük bir mücadele verdiler ki...

Bugün bütün dünyada hepimizi gururlandıracak bir imajımız oldu...

Kapısının önündeki yaralı hayvana sahip çıkan komşular, site yöneticileri, o hayvanın anında yardımına koşan belediyecilerimiz, parti ayrımı yapmadan aralarında böyle güzel işbirlikleri yapan belediye kurumlarımız...

Ve kedilerini adım adım takip eden torunlarımız...

***

Kedimizin adı Karam...

Kapkara bir kedi.

Hani “Aramıza kara kedi girdi” lafı var ya...

O laf doğru değil...

Aramıza yaralı bir kara kedi girdi.

Ve hepimiz böyle el ele koştuk...

Biz bu ülkeyiz işte...

YANINDA ANNESİ OLUNCA DERGİ 18 YAŞ KURALINI ÇİĞNEYEBİLİR Mİ

İkisini aynı karede yan yana ilk defa görüyorum. Zaten ilk defa birlikte kamera karşısına geçmişler.

İtalyan Vogue dergisi Temmuz-Ağustos ayında kapağına Monica Belluci ile kızı Deva Cassel’in yan yana çekilmiş bir fotoğrafını koydu.

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Bu harika fotoğrafı kim çekmiş diye merak ettim.

Tabii ki Paolo Roversi çekmiş. Hani 2019 Pirelli takvimleri için o harika Romeo ve Jülyet fotoğraflarını çeken fotoğrafçı.

Deva Cassel’i daha önce Dolce Gabbana için çektiği videoda çok sevmiştim.

Ama Paolo Roversi’nin gözünden çok daha güzel olmuş. Bir kız annesine bu kadar benzer olup da onu bu kadar güzel geçebilir mi...

Bir de şu merakımı çekti.

Vogue, Condé Nast grubu dergilerden biri.

Bildiğim kadarı ile grup 18 yaşından küçük kızları kapak yapmama kuralı koymuştu.

Deva Cassel 2004 doğumlu. Yani 17 yaşında...

Acaba yanında annesi var diye mi bu kuralı aştılar...

MUTASYONA UĞRAYAMAMIŞ BİR FRANK GEHRY VARYANTI

Frank Owen Gehry Toronto doğumlu 92 yaşında devrimci bir mimar.

Onun Bilbao’da yaptığı Guggenheim Müzesi’ni gezerken kendi kendime şunu demiştim:

“Bu binanın kendisi bir sanat eseri. İçine sanat eseri koymaya bile gerek yok...”

Daha sonra Paris’te Boulogne Ormanı içine yaptığı Louis Vuitton binasını gördüm...

Ormanın içinden çıkan başka dünyaya ait bir sanat abidesiydi...

Keza, Prag’ın merkezindeki “Dans Eden Ev”...

Hepsini hayranlıkla izledim...

***

Ancak son olarak Fransa’nın Arles şehrinde yaptığı “Luma Arles Tower” için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

Gehry yine Gehry ama bina o şehrin ortasında hiç olmamış.

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

***

Gehry modern mimarinin en yararlı virüsü...

Ama bu virüsün artık farklı bir tarza dönüşeceği şekilde mutasyona uğramış bir varyantına ihtiyaç var.

92 yaşındaki Gehry bunu yapabilir mi bilmiyorum...

Ama hiç olmazsa, o ekolden gelenlerin, onun atölyesinden çıkan genç mimarların bunu düşünmesinde yarar var.

Çünkü mutasyona uğrayamayan bu sanat giderek kendi kendinin en kötü replikalarını üretir hale geliyor.

BAK SEN, BU KÜKREYEN FARE AVRUPA İMPARATORLUĞU İSTEMİYORMUŞ

Macaristan’ın başında bir lider var ki...

Allaahhhhh... Sadece Avrupa’yı değil, kâinatı bile o yaratmış.

Avrupa tarihinin en sıradan popülist liderlerinden biri.

Ama o güzelim Macaristan’ı öyle bir kendine benzetti ki...

Ne demokrasi kaldı, ne insan hakları... Ne de medya...

***

Şimdi milletin gözünü boyamak için Avrupa Birliği’ne bayrak açtı.

Bild gazetesine tam sayfa ilan vermiş.

Ve Avrupa’nın büyük ülkelerine karşı manifesto yayınlamış...

“Biz bir Avrupa İmparatorluğu istemiyoruz” diyor...

Dikkatle okudum.

Kodlarını çözdüm.

Avrupa İmparatorluğu istemiyor ama bakın asıl istediği ne...

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

ASIL İSTEDİĞİ FAŞİST ULUS DEVLETLER KONFEDERASYONU

- Adam resmen şunu demeye getiriyor:

“Kardeşim benim işlerime karışma. Ben istediğimi alır hapse atarım, istediğimi ülkeden kovarım, istediğimin malının üzerine çökerim.”

-  Adam resmen demeye getiriyor ki...

“Benim ülkemde basın özgürlüğü falan yok deme. Sana ne arkadaş... İstediğime yazdırırım, istediğime çizdiririm.”

- Yine demek istiyor ki:

“Orada, Brüksel’de bir araya gelip, kendi ülkemizde seçimle iş başına gelen insanların elini kolunu bağlayacak kanunlar çıkarma.”

İyi de arkadaş...

***

Sen orayı herkesin istediği dükkân açacağı bir AVM mi sandın... Orası bir medeniyet, demokrasi, insan hakları coğrafyası...

Avrupa Birliği’ne girerken bütün bunları kabul etmedin mi?

***

Dilinin altındaki asıl bakla sakın şu olmasın:

“Ben Avrupa demokrasi imparatorluğu değil, benimki gibi faşist ulus devletler konfederasyonu istiyorum...”

X

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku