GeriErtuğrul ÖZKÖK Anadolu waffle’a sizce kaç puan verir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anadolu waffle’a sizce kaç puan verir

PAZARTESİ akşamı bir televizyonda yemek programı izliyorum.

Her hafta 5 gelin ve 5 kayınvalide masaya oturuyor.

Her akşam içlerinden birinin gelini yemek hazırlıyor...

Ötekiler de tadıp puan veriyor.

* * *

Anadolu waffle’a sizce kaç puan verir

Pazartesi akşamı çok ilginç bir durumla karşılaştım.

Gelin Ağrılı bir ailenin kızı. Kayınvalide ve eşi Karslı ve Erzurumlu...

Muhafazakâr bir aile...

* * *

Gelinin yaptığı mönüye bakıyorum:

*Kremalı pancar çorbası...

Pancar, son yılların bütün dünyada yükselen yiyeceği.

*Arkasından mangolu levrek...

*Üçüncü olarak Asya usulü şişte karides...

*Ve tatlı olarak waffle...

* * *

“Waffle” da ne diyeceksiniz... Belçika asıllı hamur tatlısı...

Üzerine erimiş çikolata, krem şanti ve taze meyveler konuyor...

Belli ki televizyonlardaki uluslararası yemek programlarını da takip eden bir gelin.

* * *

Anlaşılıyor ki yemek gustosu artık milli sınırları, ulusal damak tatlarını aşıyor...

Ağrı’daki muhafazakâr bir aile, akşam masasına böyle bir mönü getirebiliyor.

KAYINVALİDELERİN VERDİĞİ PUANLAR

Program sonunda kayınvalidelerin verdikleri puanlara baktım...

  • Sivaslı Zeynep Alkan 5 puan...
  • Hataylı Meryem Koyuncu 6 puan
  • Sivaslı Fatma Çipil 5 puan
  • Sivaslı Şaduman Kösedağ 7 puan...
  • Programın İstanbullu ve mimarlık eğitimi yapmış moderatörü Zuhal Topal ise 9 puan verdi.

Nereden bakarsanız bakın ilginç bir Anadolu fotoğrafı değil mi...

2033 KÜRESEL YURTSEVERİ SINIRLARI YENİDEN ÇİZECEK

DÜN sabah dünya haberlerini izlerken gördüğüm kısa bir video beni çok çarptı.

İspanya’da göreve başlamak için özel giysileri giyen ve dezenfekte olan sağlık personelini gösteriyordu. İspanya’da şu an görev yapan sağlık elemanlarının 5 bin 400’ü koronavirüs kapmış vaziyette.

Ve hiç yılmadan görevlerini yapmaya devam ediyorlar.

* * *

Giyinmekte olan insanlara baktım... Afrika kökenli olduğu anlaşılan genç bir kadın...

Kuzey Afrika kökenli olduğunu sandığım iki genç erkek...

Uzakdoğu kökenli bir başka kadın... Karşımda ırklar üstü bir sağlık ordusu duruyor.

Bütün riskleri göğüsleyerek omuz omuza savaşıyorlar bu virüsü kapan insanları kurtarmak için...

* * *

Bir yüz yıl boyunca ülke sınırlarını , “anavatan”, “anayurt”, “milli sınırlar” adı altında kutsallaştırdık.

Korunacak en kutsal şeyin o milli sınırlar olduğu düşüncesiyle yaşadık.

Şimdi görüyoruz ki...

Asıl anavatan, asıl yurt, asıl korunması, asıl kutsallaştırılması gereken sınır, üzerinde yaşadığımız bütün dünyaymış.

* * *

Artık şunu bilelim ki...

2033’te başlayacak olan karantina kuşağı artık anayurt sınırlarını, Misak-ı Milli’yi, yeniden çizecek...

Anadolu waffle’a sizce kaç puan verir

GÜNÜN DİZİSİ:

19 YAŞINDAKİ TARİKAT GELİNİNİ KONUŞMAYA GELEN 4 BİN 600 KİŞİ

NEW York’un Manhattan bölgesindeki Beşinci Cadde’deki sinagog geçtiğimiz günlerde, bugüne kadar görmediği bir kalabalığı ağırladı.

İki gün boyunca 4 bin 600 kişi bilet alarak bu Yahudi mabedine geldi.

Hem de ne için biliyor musunuz?

En fanatik Yahudi cemaatini eleştiren bir dizi filmi tartışmak için.

Peki neydi bu film?

 

Konu şu:

New York’ta Hasidim cemaatine mensup bir kız 19 yaşında görücü usulüyle evlendiriliyor.

Hasidim cemaati Yahudiliğin en katı, en fanatik tarikatı olarak tarif edilebilir.

Dizi işte oradan kaçıp Berlin’de bir müzik okuluna sığınan genç kadının hikâyesini anlatıyor.

Film Aşkenaz Yahudilerin, yani Kuzey Avrupa’da yaşayan Yahudilerin 1000 yıldan beri kullandığı Yidiş dilinde çekilmiş.

Filmi yapanlar, yönetmen, oyuncuların tamamına yakını Yahudi...

Başrolü oynayan İsrailli oyuncu Shira Haas olağanüstü bir performans gösteriyor.

NİJERYALI MÜSLÜMAN GAY HASİDİM CEMAATİNE KARŞI

BU diziyi seyrettiğim gecenin sabahı korona olaylarını izlerken bir habere rastladım.

Koronvirüs İsrail’de en hızlı biçimde bu filmde anlatılan Hasidim cemaati içinde yayılıyormuş.

Dizi filme gelince, Yahudi cemaati içinde kendi payıma ilk defa bu kadar çarpıcı bir fanatizm eleştirisi seyrediyorum.

Tabii film sadece Hasidim cemaati eleştirisi değil.

Dünyanın bütün fanatik dindarlarına yönelik bir eleştiri olarak seyrettim.

Ve bu fanatik cemaatin karşısına sanki antitezi gibi konulan müzik okulu da beni çok etkiledi.

Yemenli Müslüman kızların, Nijeryalı eşcinsel Müslüman çocukların, Almanların, Rusların, Amerikalıların yan yana aynı orkestrada mükemmel bir harmoni ve uyumla çaldıkları parçaları dinlerken aklımda hep yükselen yeni “küresel yurtseverlik” duygusu vardı.

Anadolu waffle’a sizce kaç puan verir

YAŞŞA ENİS, İŞTE HAREKET BUDUR

“JET Sosyete” dizisi ve “Alice” müzikalinde keyifle izlediğim Enis Arıkan evine bir köpek almış. Videosunu paylaştı. Evde bir de Scottish Shorthair olduğunu tahmin ettiğim kedi var.

Videoda kediyle köpeğin tanışmasını gösteriyor. Nasıl hoşuma gitti bu kare anlatamam. Bugünlerde bana böyle görüntüler çok iyi geliyor.

33'LÜKLER: SİCİLYALI İKİZ KARDEŞLERİN ‘YAŞASIN HAYAT’ PERFORMANSI

MİRKO ve Valerio Sicilyalı ikizler...Keman çalıyorlar. Coldplay’in efsane şarkısı “Viva la Vida”yı çalmışlar.

Yani “Yaşasın Hayat”... Bu videoyu Coldplay alıp resmi Instagram sayfalarına koyunca bir anda dünya fenomeni oldular. Dün baktım 2 milyon 700 bin kişi seyretmiş... “Küresel yurtseverliğin” gerçek milli marşlarını işte 2033 korona kuşağı besteleyecek...

PASAPORT VE VİZEYİ İPTAL EDEN ÜÇ İŞARET

SON 20 yıl içinde yaşadığımız üç olay bize gerçek anavatanın neresi olduğunu gösterdi:

*Önce iklim ve küresel ısınma dayandı kapımıza...

Anlamadık.

*Sonra göçmenler geldi...

Önemsemedik...

*Şimdi de virüs...

Mani olamadık...

Biri fiziki milli sınırları anlamsız kıldı, öteki pasaport denilen şeyi sildi süpürdü, ötekisi vize falan almadan kapımıza dayandı.

X

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku