GeriErtuğrul ÖZKÖK Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

İngiltere’den Amerika’ya gelen bir grup göçmen ilk iş olarak bir kilise kurmaya karar veriyor ve kuruyor...

Ancak bu kiliseye okumuş papaz, yönetici lazım...

İşte bunun için bir okul kuruluyor.

Zaten okul, adını da o günkü papaz John Harvard’dan alıyor.

Yetmiş yıl boyunca okulu hep din insanları yönetiyor.

Sonra din insanları dışında yönetici ve öğretim kadrosu da alınıyor.

*

Yani Harvard bir Hıristiyan kuruluşu olarak başlıyor, ancak bugün artık dünyanın her yerinden, her inançtan insanın eğitim aldığı bir kurum haline dönüştü.

Bununla birlikte “inanç” hâlâ bu kurumun önemli özelliklerinden biri.

Mesela üniversite bünyesinde inançla ilgili çok sayıda topluluk var.

Bunlardan biri de “Chaplain” adı verilen derneğimsi topluluklar.

*

“Chaplain” İngilizcede “Dini ihtiyaçlar için görevli Hıristiyan memur” anlamına geliyor.

Ancak bugün üniversitede artık bütün inançların bir “Chaplain toplululuğu” var.

Yani Hıristiyanlar dışında, Müslümanların, Yahudilerin, Budistlerin, Hinduların ve öteki inançların her birinin bir Chaplain topluluğu bulunuyor.

Bunların sayısı 30...

İşte bu Chaplain’lerin başındaki insanlar geçtiğimiz günlerde bir araya geldi ve önümüzdeki dönem “Chaplain’ler Başkanı” olarak görev yapacak kişiyi seçti.

*

Seçilen yeni başkanın adı Greg Epstein...

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Yahudi bir ailenin çocuğu...

Ancak ateist...

Üstelik “Good Without God” isimli bir kitap yazmış.

Yani “Tanrıya ihtiyaç duymayan iyilik” diye çevirebilirsiniz.

Anlayacağınız üniversite tarihinde, dini toplulukların başına ilk defa böyle bir ateist geliyor.

Onun tartışma gruplarındaki bir öğrencisi oradaki havayı şöyle anlatıyor:

“Biz bir konuyu tartışırken Tanrı’nın ne dediğine değil, karşımızdakinin ne dediğine bakarız.”

*

Peki Harvard gibi Hıristiyan değerler üzerine kurulmuş bir üniversite nasıl buraya geldi?

İşte bunun cevabı, sadece Harvard’ı değil, dünyanın bütün ülkelerini çok yakından ilgilendiren bir gelişmeyi ilk defa çok çarpıcı şekilde su yüzüne çıkarıyor.

O gelişme de şu:

Amerika Birleşik Devletleri gibi, gelişmiş ülkeler arasındaki en dindar toplumda bile hızla dinlerden kaçış süreci başladı...

Ve nedeni de çok ilginç...

Müsaadenizle onu da anlatayım.

MİLENYUM NESİLLERİNİ DİNDEN SOĞUTAN NEDİR? YOKSA DİN Mİ?

HARVARD
Üniversitesi öğrencileri arasında yapılan bir araştırma şunu ortaya koymuş.

Harvard’da “Hiçbir dine bağlı olmadığını veya ateist olduğunu” söyleyen öğrenci oranı, Amerikan toplumunun genelinin iki katıymış.

Ama dikkat...

Bu rakam şu gerçeği saklamasın.

Amerikan toplumunun genelinde de hızla “dinlerden kaçış” süreci yaşanıyormuş.

PEW araştırmalarına göre, ABD’de “Hiçbir dine bağlı değilim” veya “Ateistim” diyen nüfus oranı yüzde 20’ye yükselmiş.

1980 sonrası doğan “Milenyum” kuşağında ise bu oran yüzde 40’a kadar gelmiş...
Neden böyle oluyor?

New York Times gazetesi, bu gelişmedeki önemli etkenlerden birini, ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin giderek Hıristiyan sağın etkisine girmesine bağlıyor.

Yani din siyasallaştığı için özellikle gençler dinden uzaklaşıyor diyor.

Veya siyaset dini çok fazla istismar ettiği için...

‘KUŞ BEYİNLİ’ BİR KADIN, ERKEK TACİZİNDEN NASIL KURTULUR

- “KUŞ beyinli” bir kadının nasıl kurtulacağını bilemem...

Ama kuş beyinli bir kuşun nasıl kurtulduğu ortaya çıktı.

Bulan da bir kadının avucunun içine sığacak kadar küçük bir sinek kuşu...

*

Haberi önceki gün “Current Biology” adlı dergi duyurdu.

Sinekkuşlarının erkekleri biraz aşağılık bir karaktere sahipmiş.

Dişiyle çiftleştikten sonra ortadan kaybolurlarmış.

Yani dişi kuş hem yuvayı yapar, hem yumurtlar hem de yavrularını doyurmak için ağaçlarda nektar aramaya çıkarmış.

İşte o sırada öteki erkek sinekkuşları bu dişilere musallat olurmuş...

Sık sık cinsel tacize uğrarlarmış.

Ama bunun bir çaresini bulmuşlar.

*

Dişi sinekkuşlarının kanat kısımları yeşilmiş.

Bunlar bir şekilde kanatlarını erkek kuşların parlak mavi renklerine çevirirlermiş.

Yani erkek elbisesi giyip öyle sokağa çıkarlarmış.

Onlar “kuş beyinleriyle” erkek kıyafetinde dolaşınca erkekler de “kaz beyinleriyle” onları erkek sanıp yanlarına hiç yanaşmazmış...

Böylece bu bilimsel olayı, insan beyinsizliğimle, hayvan klişeleri üzerinden berbat ettim.

Ama bilin ki olay bilimseldir ve aynen böyledir...

Buyrun şimdi isteyen istediği beyinle, istediği yorumu, istediği geyiği yapabilir.

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

UPPER CİHANGİR’İN ‘KUŞ BEYNİ’ KARARINI BEN DE DESTEKLİYORUM

UPPER
Cihangir magazincisi Tuğrul Eryılmaz’ın dünkü köşesinde okudum.

Cihangir’de ortaya atılan son öneri şuymuş:

“Küfürlerden hayvan isimlerini çıkaralım.”

Önerinin sahibi benim de TRT yıllarımdan tanıdığım Reha Atasagun’muş...

Başlangıç için de şunu önermiş:

“Küfür ve benzetmelerimizde ‘köpekleşme’ ve ‘kuş beyni’ gibi ifadeleri kullanmayalım...

Aynen katılıyorum ve bugünden itibaren uygulamaya başlıyorum.

Yukardaki sinekkuşu yazımı da bu kavramlarla dalga geçmek için yazdım zaten...

WATERGATE’İN GAZETESİ 250 MİLYONA GİTTİ, AYRILAN GAZETECİLERİN KURDUĞU HABER SİTESİ İSE 1 MİLYAR DOLARA SATILDI

DÜN
medya dünyasına bir bomba düştü...

Almanya’nın medya devi Axel Springer, Washington’un en büyük siyasi haber internet sitesini satın alacağını açıkladı.

Fiyatı da 1 milyar dolar...

Bu rakam 21’inci yüzyıl medya gerçeğini çok açık biçimde anlatıyor.

*

Politico’yu 2007 yılında Washington Post gazetesinden ayrılan üç muhabir kurdu.

Site kısa zamanda Washington’un en çok izlenen ve en etkili haber portalı haline geldi.

Ondan 6 yıl sonra Amazon’un sahibi Jeff Bezos Washington Post gazetesini satın aldı.

Kâğıt gazeteye ve internet sitesine 250 milyon dolar ödedi...

*

Washington Post, dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü genel yayın yönetmeni olan Ben Bradlee’nin gazetesi...

Yani Watergate skandalını ortaya çıkaran gazete o.

Şu duruma bakın ki, o gazeteden ayrılan muhabirlerin kurduğu haber portalı 1 milyar dolara gidiyor.

WASHINGTON’A MASKELİ BİR YURTTAŞ KANE Mİ GELİYOR YOKSA

POLITICO
şu sıralar, Washington’daki Amerikan siyasi elitinin en yakından izlediği, onlar üzerinde en etkili haber ve yorum platformu...

Şimdi orada siyasetin kalbine bir Alman medya devi giriyor...

Axel Springer giderek dünyanın en yaygın ve güçlü medya grubu oluyor.

*

Grup, Bild gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Kai Diekmann’ın görevini bırakıp, 1 yıl Silicon Vadisi’nde kalmasından sonra dijital alanda büyük yatırımlar yapmaya başladı.

Önce Amerika’nın en önemli ekonomi haber sitesi olan “Business Insider”ı aldı...

Sonra Politico’nun Avrupa yayınlarının ortağı oldu.

Şimdi de Politico’nun bütün platformlarını alıyor.

Grubun en kuvvetli yayını olan Bild’in tirajı 4 milyonlardan 1 milyonlu rakamlara indi, ama grup dijital alanda muazzam bir gelişme gösterdi.

*

Biz burada küçük bir YouTube kanalına yabancı fonlamayı mesele yapıyoruz. Peki Washington’da ne oluyor?

Oraya bir Alman “Yurttaş Kane”i mi giriyor?

*

Tam öyle değil...

Her ne kadar Axel Springer bir Alman grubu ise de, adında hâlâ kurucusunun ismi varsa da...

Bugün grubun en büyük hissedarı KKR... KKR (Kohlberg Kravis Roberts) dünyanın en büyük yatırım şirketlerinden birisi..

Ve Amerikan kökenli küresel bir grup... Yani Alman şirket Washington’da siyasetin kalbine tek başına girmiyor.

Yanında çok güçlü bir Amerikalı var.

Ve bir de şu... Amerika’da öylesine güçlü medya grupları var ki...

Bir zamanlar şapkalı Orson Welles’in yüzünde cismanileşen Yurttaş Kane’in hortlaması ihtimali yok. O nedenle fonlama korkusu yok...

MURAT BARDAKÇI’DAN BİR MÜZİK VE İSLAM KİTABI TAVSİYESİ GELDİ

TALİBAN buyurdu ya...

“İslam’da müzik haramdır” diye...

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Dün size bu konuda güzel bir çalışma tavsiye etmiştim.

Murat Bardakçı aradı.

“Bu konuda en iyi kitaplardan biri de Süleyman Uludağ’ın ‘İslam Açısından Musiki ve Sema’ adlı eseridir” dedi.

En kısa zamanda okuyacağım...

X

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku