GeriErtuğrul ÖZKÖK Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

Biliyorum hepinizin aklı 18 milyon kişinin seyrettiği o malum videolarda...

Ama ben o konuya girmeyeceğim...

Memleketin bunca meselesi varken benim aklım Upper Cihangir’de...

Neden derseniz, Upper Cihangir’in “seviyeli magazincilerinin” üzerine pandemi tembelliği çöktü.

Magazin halısı Upper Cihangir’in altından çekiliyor da haberleri yok..

O yüzden iş yine bana düştü ve bu sosyal sorumluluğumu yerine getiriyorum.

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

En vahimi de halıyı çeken kim biliyor musunuz...

Türk basınının yarım asırlık eski tüfek siyaset yazarları...

Mesela Milliyet gazetesinin en ağır siyaset yazarlarından Melih Aşık geçen gün öyle bir şey yazdı ki...

Benim diyen Upper Cihangir magazincisi yazamaz...

*

Haber şu...

Ajda Pekkan Türk basınının en ağır iki siyaset köşe yazarının önünde çırılçıplak soyunmuş...

Kim bu iki köşe yazarı... Sizi biraz merakta bırakacağım ki olayın tam aslını öğrenin...

*

Olayı Milliyet gazetesinin köşe yazarı Melih Aşık önceki gün köşesinde yazdı.

Oradan aktarıyorum...

HANGİ KULÜPLER İÇTİKLERİ VİSKİNİN PARASINI ALMADI

MELİH Aşık yazıyor:

“Sene 1969... Ankara’da televizyonda yoğun ve yorucu bir çalışma dönemi geçirdik. Yaz gelmişti. Ne yapalım? Programlarda İstanbul’u ihmal etmiştik. Hadi ‘İstanbul Eğleniyor’ diye bir program çekelim dedik. Ben yapımcı olacaktım, Tunca Yönder yönetmen, Altan Öymen senarist ve takdimci.

İlk gece ilk durağımız Sıraselviler’deki ünlü Kulüp 12 idi.

Bize özel ilgi gösterdiler. Daha oturur oturmaz hızlı bir servis başladı. Tunca Yönder kâh kameraman ile etrafı resimliyor kâh masaya gelip viskisini yudumluyordu. Ehlikeyif arkadaşımız viski severdi. O yıllarda viski hayli pahalıydı ama arkadaşımız umursamazdı. Biz de ona eşlik ediyorduk. Sahnede Huysuz Virjin izleniyordu. Keyfimiz yerindeydi. Gecenin sonunda hesap istedik. Borcunuz yok, dediler. Israrlar fayda vermedi beş kuruş ödemeden çıktık.”

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

İkinci durakları Kulüp Lalezar olmuş. O günlerin en gözde gece kulübü. Patron Egemen Bostancı tarafından orada da müthiş güzel ağırlanmışlar. Orada da hesap alınmıyor. TRT’ciler gelmiş hesap mı olur...

Üçüncü kulüp Karavan...

İşte orada önlerine öyle bir hesap gelmiş ki...

Neyse bizim asıl meselemiz Ajda Pekkan...

Şimdi ona geliyorum.

ABİ AJDA’NIN SAKLAMADIĞINI SEN NİYE SAKLAMAYA ÇALIŞTIN

GELELİM Ajda Pekkan’ın soyunma olayına...

Olay üç TRT’cinin gittiği ikinci kulüp Lalezar’da geçiyor.

O gece sahnede Ajda Pekkan var. Ajda programını bitirdikten birkaç dakika sonra haber göndermiş. Üç TRT’ciyi odasında bekliyor.

*

Gerisini Melih Aşık’tan dinleyelim:

“Kameraman, Tunca Yönder, Altan Öymen hep birlikte ve heyecan içinde Ajda’nın odasına yollandık.

Altan Abi’nin önceden tanışıklığı vardı Ajda ile, önden o girdi. Ben arkasından. Daha da arkada diğer ekip.

Biz kapıdan girerken Ajda sahne kıyafetini çıkarıyordu. Tam elini arkaya atıp üstünü çıkarırken Altan Ağabeyimiz öne atılıp Ajda’nın önünde vücuduyla bir perde oluşturmasın mı?

Kafasını da yana çevirdi ki önünü görmesin. Böylece Ajda’nın göğsünü bizden saklamış oldu. Böylece biz hiçbir şey görememiş olduk.

Altan Ağabey’in Ajda’nın mahremiyetine gösterdiği bu duyarlık sonraki yıllarda aramızda espri konusu oldu.

- Abi ne lüzum vardı yahu, kadının saklamadığı şeyleri sen neden saklamaya çalıştın, falan diye şakadan serzenişte bulunurum, delidolu gençlik yıllarımıza birlikte güleriz.”

*

Evet Ajda Pekkan’ın Upper Cihangir’in arka odalarında o günün üç TRT’cisi, bugünün iki anlı şanlı siyaset yazarının önünde soyunma hikâyesi bu...

Ancak devamı da var...

Tuğrulll...

“Upper Cihangir benden sorulur” diye geziyorsun ama...

Bak artık siyasetin ağır abi köşe yazarları senin mahallende senden rol çalmaya başladı...

Uyuma... Bak olayın devamı da var..

MADEM GELDİK AYIP OLMASIN BİR DE KİBRİTÇİ KIZIN TRAJEDİSİNİ YAZALIM

TABİİ kulüplerden çıkınca, taşıdıkları sosyal sorumluluklar, solcu yanları siyaset yazarı akıllarına gelmiş.

Memleketin onca meselesi varken gelip Ajda’nın göğüsleri falan yazmak olur mu...

Madem geldik bir de mahallenin sosyal meselesine ve yaralarına girelim demişler...

Beyoğlu’nun, Upper Cihangir’in kibritçi kızlarının, çiçekçilerinin, emekçilerinin sorunlarını da çekelim demişler...

Böylece bir de “Sosyal Beyoğlu” belgeseli çıkmış ortaya...

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

AHMET ARSAN’IN DÖNÜŞÜ
MUHAFAZAKÂRLAR MAHLER VE PİNK FLOYD YAZAMAZ MI

Hani bir zamanlar muhafazakâr mahallenin cıvıltılı bir hergele yazarı vardı ya...

Adı Ahmet Arsan’dı... Kayboldu şimdi ortalardan...

Hergeleliği biraz ben yükleneyim ve o mahalleye dalayım.

Muhafazakâr mahallenin muhalif gazetesi Karar’ın yazarı Mehmet Ocaktan, hafta sonları çok güzel müzik yazıları yazar.

İyi bir caz müziği dinleyicisi... Bilgisi de çok iyi...

Aynı zamanda pop ve klasik müziği de çok seviyor.

Önceki hafta bir yazısını Mahler müziğine ve onun Beşinci Senfonisinin kullanıldığı “Venedik’te Ölüm” filmine ayırdı.

Yazıyı çok sevdim ve ben de altına yorum yazdım.

Ama o ne...

Okuyucularının bazıları bir yüklenmiş ki...

Yok o gece Kadir Gecesi’ymiş, böyle yazı yazılır mıymış...

Yok muhafazakâr ve ciddi bir yazar kimsenin bilmediği Mahler mi yazarmış...

Yahu arkadaşlar, siz hâlâ 2010’ların eski Türkiye’sinde mi kaldınız...

Türkiye değişti...

Şu son 15 yılda ortaya çıkmış amigo muhafazakârları bir kenara bırakın, Ocaktan gibi bu işin gerçek mücadelesini veren insanlar 1970’lerde Foucault, Derrida, Levi Strauss, Althusser, Sartre, Camus okuyan insanlardı...

Şimdi sonradan gelme çakma muhafazakâr takım gözden düşerken, o münevver eski tüfekler yine ön plana çıkıyor.

Mesele bu...

Alışın...

HAFTANIN KLASİĞİ 1

ÇELLO VE SCHUBERT

KLASİK müzik sevenler için geçen cuma çıkan yeni bir Schubert yorumunu tavsiye edeceğim.

Franz Schubert: “Du Bist die Ruh; D. 776
(Tranc. For Cello & Piano” Kian Soltani, Aaron Pilsan.

Çok dengeli ve yumuşak bir yorum...

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

HAFTANIN KLASİĞİ 2

BİR BAHARIN SESİNDEN MEDİTASYON DİNLEMEK

HEP diyorum Güney Koreli müzisyenler harikalar yaratıyor diye...

İşte geçen cuma yine harika bir virtüöz ve yorumu geldi.

Bomsori Kim...

Jules Massenet: “Thais: Meditasyon”; Bomsori Kim; NFM Wroclaw Philarmonic; Giancarlo Guerrero.

Bütün hafta sonu beni mest etti...

Bomsori Kim’i ilk defa 2019’da Ayşe Arman’ın bir yazısında okumuştum.

Adı “Baharın Sesi” anlamına geliyormuş.

YAHU BEN ONU RENKSİZ TATSIZ ASEKSÜEL BİR ADAM SANIRDIM

BILL Gates’in ne zaman bir fotoğrafını görsem, onu kuru, renksiz, esprisiz, tatsız tuzsuz bir adam sanırdım.

İlk defa hakkındaki belgesel filmi seyrederken fark ettim.

Meğer esprili bir tarafı varmış.

Mesela Afrika seyahatine çıkarken yanına kâğıt baskı kitaplar alması, onları plastik bir torbaya koyup taşıması...

Warren Buffett’la hamburger yerken yaptıkları sohbetler çok renkliydi.

Ama asıl şaşırtıcı olanı yeni öğreniyoruz.

Ben o ifadesiz yüzün arkasında aseksüel bir adam var sanırdım.

Meğer bildiğimiz basbayağı bir “azgın teke” varmış...

Ajda hangi iki ünlü yazarın önünde çırılçıplak soyundu

İYİ DE BOŞANDIĞI KARISI İLE DE ÖYLE TANIŞMADI MI

DÜNYANIN en ciddi gazetesi The New York Times, “seviyeli magazin” derken işi bayağı ilerletti...

Dün Melinda ve Bill Gates’in boşanma haberinin öyle ayrıntılarına girdi ki, Upper Cihangir magazincisi Tuğrul Eryılmaz bile yaya kalır.

Meğer Bill Gates, yanında çalışan kadınlardan birine asılmış ve yemeğe çıkma teklif etmiş.

Haber öyle yazılmış ki, sıradan bir evlilik dışı ilişki teklifi “Acaba cinsel taciz mi” sorusunu akla getiriyor.

Demek ki dijital dünyanın bu aseksüel görünümlü adamı meğer bir seri yemeğe davet zamparasıymış...

İyi de Bill Gates şu an evli bulunduğu karısı Melinda’ya da ilk çıkmayı aynı şekilde teklif etmemiş miydi... Melinda da o sırada Microsoft’ta çalışıyordu ve şirketin park yerinde Bill Gates ona yemeğe çıkma teklif etmişti...

Diyeceksiniz ki, o sırada ikisi de evli değildi...

İyi de kanunen suç olmayan, toplumun bir bölümü için ahlaken ayıp sayılan bir davranışı suçmuş gibi anlatmak biraz abartılı değil mi...

Tam öyle diyecekken, işin bir de başka yönünü öğreniyoruz.

Aseksüel görünümlü adamın, cezaevinde intihar eden çocuk pornocusu Jeffrey’le arkadaşlığı var...

Haa bak orada gerçekten somut bir davranış varsa...

O zaman yukarıdaki “abartı” lafımı geri alıyorum...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.



Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

Yazının Devamını Oku

Bu surata karşı ne mi bekliyorum: Diz çöken futbolcunun duyarlılığını

Bu adama iyi bakın...

Suratına tükürmeden önce iyice bakın ki gerçek yüzünü iyi görebilin.



İster AKP’li olun, ister CHP’li...

İster İyi Partili olun, ister MHP’li...

İster Deva Partili, Gelecek Partili, İP’li olun...

Yazının Devamını Oku

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Yoksa... Aralarında fiziki ilişki de var mıydı...

Upper Cihangir toplu halde “Villegiatura” (Sayfiye) mevsimi için Bodrum Gümüşlük’e gittiği için edebiyat dedektifliği görevi yine bana düştü.

Dünün en güzel haberi Hürriyet’te kültür yazarımız İhsan Yılmaz’ın köşesindeydi.

Şiirde “İkinci Yeni” akımının en sevdiğim dört şairinden biri olan Edip Cansever’in, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu yayınlanmış.

Edip Cansever bugün artık hayatta olmayan büyük bir şair...

Alev Ebüzziya büyük bir seramik sanatçısı ve hâlâ hayatta... Aynı zamanda o kuşağın en güzel ve çekici kadınlarından biri...

Edebiyat aleminde bu tür mektuplaşmalar her iki taraf da hayattan ayrıldıktan sonra yayınlanır...

Öyleyse bu mektuplar nasıl yayınlandı?

Yazının Devamını Oku

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku