GeriErtuğrul ÖZKÖK Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı

Etiyopya’nın kuzeyini adım adım gezerek, Kuran’da ‘Ahit Sandığı’ olarak geçen kutsal sandukanın peşine düştük

TANRI’NIN BAKİR HİZMETKÂRI

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı

Yolculuğumuzun son durağındayız. Beş gündür ulaşmaya çalıştığımız ‘O şey’ 50 metre ilerimizdeki küçük binanın kapısındaki perdenin arkasında.
Ama biz daha ileri geçemiyoruz.
Güneş iyice tepemize çıkıyor, iki bin metreden yüksekte olduğumuz iiçin üzerimizde bir yorgunluk var.
Uçağımız 3 saat sonra kalkacak ve umudumuz tükenmek üzere...
İşte tam o sırada perde aralanıyor ve beyaz sariler içindeki adam beş altı adım atıp, yorgun bedenini hemen yanda musalla taşına benzeyen bir platformun bırakıyor.
Başı hafifçe güneşe dönük.
Yanımdaki rehber heyecanla “İşte o adam” diyor ve devam ediyor: “Tanrı’nın hizmetkârı... Şansımız var, dışarı çıktı...”
Dört saattir bu anı bekliyoruz, ama gözüm başka bir şeye takılmış durumda. Platformunun üzerine serilen adamın sağ ayağından kalın bir urgan sarkıyor.
Urganın ucunu takip ediyorum. Kilisenin öteki tarafındaki duvarına doğru uzanıyor.
Altı günden beri adım adım peşine düştüğüm ‘Ahit Sandığı’nın sırrını yaşayan insanlar içinde belki de bir tek bu adam biliyor. Belki o da bilmiyor. Artık o sandıkla aramızda sadece bu adam var...
Yani “Tanrı’nın hizmetkârı...”
Adam biraz sonra kalkıyor, bileğindeki urganı sürükleye sürükleye çıktığı yere doğru yürüyor, perdeyi aralayıp kayboluyor...
Bu yaşlı adam, Tanrı’nın Sina Dağı’nda Hazreti Musa’ya yazdırdığı ‘On Emir’in yazılı olduğu iki taş tabletin içine konduğu sandukayı koruyor.
Yani insanlık tarihinin ilk ‘Kitabı Mukaddes’inin’ bekçisi...
Kuran-ı Kerim’in Bakara Suresi’nde de geçen Ahit Sandığı’nın kutsal muhafızı... Ve o sandık o perdenin arkasında...
Güneş gözlerimi karartıyor.. Üç gün önceye dönüyorum.
Dev bir banyan ağacının, köklerinin arasında buluyorum kendimi. Kökler bir Tim Burton filmi dekoru gibi beni sarıyor ve içine alıyor.
‘Tek kişilik bir tarikatın’ kozası içindeyim, kaybolacağım. Buda gibi benim inanç yolculuğum da bu ağacın köklerinden başlayacak.
Geçen Şeker Bayramı’nda Göbeklitepe’de bir ağacın altında, insanın doğduğu, yani hayatın başladığı Cennet Bahçesi’ni keşfetmek için yola çıkmıştık.
Burada, Etiyopya’da bir başka ağacın altında, Tanrı’nın insanlara gönderdiği ilk buyrukların peşine düşeceğiz.
Tanrının ışığının ilk izini görmeye çalışacağız...



PAPİRUSTAN BALIKÇI TEKNESİNİN FİYATI 14 DOLAR

Uçağın pervaneleri durup, kapı açıldığında Afrika’nın kuru havası içeri doluyor. Etiyopya’nın Bahir Dar şehrindeyiz. İstanbul’dan Türk Hava Yolları’nın harika uçuşu ile 4.5 saatte Adis Ababa’ya geldik.
Başkent Adis Ababa’dan 35 dakikalık bir uçuştan sonra, 1800 metre yükseklikteki şehirde, daha ilk adımda bambaşka bir kültüre geldiğimizi hissediyoruz..
Sayısız romana, efsaneye, medeniyete konu olmuş Nil Nehri’nin iki kolundan biri, hemen karşımızda başlayan Tana Gölü’nde doğuyor.
Nil’in bu koluna ‘Mavi Nil’ deniyor... ‘Beyaz Nil’ denilen öteki kolu ise Viktorya Gölü’nden başlıyor.
Eşyalarımızı otele bırakıp, hiç oyalanmadan bir tekneye binip açılıyoruz.
Dört gün sürecek yolculuğa gölün karşı yakasında, 45 dakika mesafedeki Azwa Kilisesi’nden başlayacağız.
Yol boyunca, suya değercesine üçlü gruplar halinde uçan pelikanlar bize eşlik ediyor.
Gölün üzerinde çok sayıda balıkçı var. Tek kişilik küçük papirus teknelerinde avlanıyorlar.
Teknelerin fiyatı 14 dolarmış. Kapitalizm henüz buraya gelmemiş...

TANA GÖLÜ’NDEKİ KİLİSEDE HAREM SELAMLIK UYGULAMASI

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı

Tekneden inip orman içinde yürürken birden kadın çığlıkları işitiyoruz. Rehberimiz Bem, “Cenaze var. Ağıt yakıyorlar” diyor.
Biraz sonra kalabalığı fark ediyoruz. Ortada bir tabut duruyor ve Etiyopya Hıristiyanlığının Müslümanlığa benzer ilk yanını orada görüyoruz. Tabutun şekli ve üzerindeki yeşil çuha, Türkiye’de gördüklerimizin aynısı.
Etrafında dizilip hep bir ağızdan dua okuyanların kılık kıyafetleri ve tipleri ise Müslüman bir Arap ülkesindekinin aynısı.
Cenazenin etrafında hiç kadın yok. Kadınlar kilesenin arka tarafında toplanmış ve oradan insanın içini acıtan çığlıklar geliyor.
Biraz sonra kilisenin kapısından içeri girerken Etiyopya Hıristiyanlığının Müslümanlıkla ikinci benzerliğini görüyoruz.
Kiliseyi ayakkabıları çıkarıp kapıda bırakarak giriyoruz.
Üçüncü benzerlik ise içeride görülüyor.
Batı’daki kiliseler gibi oturacak sıralar yok. Etiyopya Hıristiyanları Müslümanlar gibi yere bağdaş kurarak veya dizlerinin üzerine oturarak dua ediyorlar.
Dördüncü benzerliği de içeride papaz söylüyor. Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde oturuyor.
Çok tuhaf, sanki, Müslüman bir dekorun önünde, bir Hıristiyan kostümlü provasını seyrediyoruz.
O an anlıyoruz ki, farklı, çok farklı bir Hıristiyan ülkedeyiz.

ÖLEN ETİYOPYALI NEDEN BAŞI BATIYA DÖNÜK GÖMÜLÜR?

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı

Bir zamanlar bir yerde şöyle bir şey okumuştum:
“Hayatı anlamak için önce ölümü anlamak gerekir...”
Mavi Nil’in doğduğu yerde katıldığımız bu cenaze töreni, ilahi istikameti değiştirerek, bize ölümden hayata giden yolu anlatıyor.
Bundan 20 yıl önceye kadar Etiyopya’da bir insanın ortalama hayat süresi 40 yılmış. Şimdi 60’lara doğru çıkıyormuş.
Hayatın bu kısalığına karşılık cenaze töreni Müslümanlarınkinden çok uzun sürüyor.
Burada Müslümanlardan farklı bir uygulamayı öğreniyoruz. Cenaze tabutlu gömülüyor. Ancak tabut açılmadığı için makyaj yapılıp elbise giydirilmiyor. Yani orada da kefen geleneği var.
Ölen kişinin 24 saat içinde gömülmesi gerekiyor.
Başı batıya doğru gömülüyor. Çünkü Mesih İsa doğudan geleceği için, ölen insanlar onu karşılamak üzere ayağa kalktıklarında, yüzlerinin ona dönük olması gerekiyor.
Evvelden 40 gün yas tutulurmuş ama günümüzde bu bir haftaya indirilmiş.
Kiliseden ayrılıp tekrar kıyıya geldiğimizde göle bakıyorum.
Nil buradan doğuyor. Afrika’nın kuzeydoğusuna hayat veriyor ve bizim Akdenizimize dökülüyor. Ve bu hayat ve ölüm bilgisi dersini bize de taşıyor.
O sular bize de diyor ki, hayatı anlamak için önce ölümü anlamak gerekir...


KUTSAL SANDIĞIN İLK İZİNİ BULUYORUZ

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı


Ahit Sandığı’nı aramaya buradan başlamamızın bir nedeni var.
Azwa Kilisesi, Etiyopya’nın kendi kültüründe yarattığı geleneksel bir kilise mimarisine sahip.
Yuvarlak şekildeki kilisenin damı da ağaç ve bitki köklerinden örülüyor.
Aynaroz’da gördüğüm klasik Ortodoks kiliseleri, doğu batı, kuzey güney istikametinde inşa ediliyor. Kutsal emanetler genellikle kilisenin arka bölümünde oluyor.
Sandığın ilk izini işte burada buluyoruz. Etiyopya’da her kilisede Ahit Sandığı’nın mutlaka bir kopyasının bulunması gerekiyor.
Burada ise yuvarlak şekilde inşa edilen kiliselerin kutsal emaneti orta yerde bulunuyor ve cemaat onun etrafında bir nevi tavaf ediyor.
Yuvarlak kilisede ‘12 Havari’yi temsil eden 12 kapı var. Kapının arkasına geçme hakkımız yok. Papazdan biraz içeri anlatmasını istiyorum.
‘Ahit Sandığı’nın kopyasını bile görme hakkı yok papazların. Ancak kilisenin başpapazı görebiliyor.
Arayışımız umutsuz başlıyor. Aslını görmek için yola çıkmışız ama kopyasını bile göremiyoruz.

TANRI’NIN PARMAĞININ UCUNDAKİ AKBABALAR


İkinci gün hedefimiz, dibinde hayatın gerçeğini öğrenmeye çalışacağımız banyan ağacının altı.
Ağacın bulunduğu Gondar şehri Bahir Dar’a çok yakın ama Etiyopya’nın yol gerçeği, bizi oraya ancak 3 saatte götürecek.
Yolda sık sık köyler var ve neredeyse bütün yol boyunca yolun kenarında yürüyen, koşan insanlar görüyorz. Sanki bütün Etiyopya, hiç durmayan bir haç yolculuğunda gibi geliyor bana.
Bir de kadınlar dikkatimi çekiyor. Sokaklar rengârenk kadınlarla dolu. Müslüman mahallelerde bile bizdeki ve Arap ülkelerindeki tesettürden farklı bir rahatlık var sanki.
Gondar 2400 metre yükseklikte olduğu için dağı tırmanıyoruz.
Aniden önümüze çok farklı ve yüksek bir kaya oluşumu çıkıyor.
Rehberimiz Bem, ‘Tanrı’nın parmağı’ diyor.
Gerçekten sonsuz bir düzlüğün ortasında bir parmak gibi yükseliyor. Zirvesi akbaba yuvasıymış. Tepede dönerek uçan akbabaları seyrediyoruz.
Tanrı’nın parmağı biraz sonra Gondar’da bir banyanın köklerinde arayacağımız hayat gerçeğinin yolunu gösteriyor.
Parmağın etrafındaki akbabalar ise bize ölüm gerçeğini hatırlatıyor.

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı

FANATİKLİK DENEN ŞEYİ TANRI DEĞİL BİZ YARATTIK


Bu ülkede sanki her şey, Tanrı’yı işaret ediyor gibi.
Her saniye inancın en koyu halini hissediyorsunuz. İnsanlar her şeyi, ilahi hikâyelerle, efsanelerle, büyülerle anlatıyor.
Ama tuhaf bir şey var: Bu ülkede fanatiklik yok...
Dinin bizim coğrafyamızda her gün stres yaratan iklimini burada hissetmiyorsunuz.
Anlıyorum ki, stresi yaratan, sorunu çıkaran, insanın başına bütün bu terör belalarını saran şey inanç değil, o inancı kullanan insanlar.
İnsanlığın en büyük günahkârlarını demek ki inanç değil, fanatizm doğuruyor.
Kafa kesen, medeniyetleri yıkan IŞİD bu ülkeye henüz kötülük tohumlarını ekmemiş.


INDIANA JONES OLUP MAVİ NİL ÇAĞLAYANI’NDA YIKANIYORUM

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı


Kendimi ilk Indiana Jones filmindeki Harrison Ford gibi hissediyorum. Ben de Kutsal Hazine’yi arıyorum. On Emir tabletlerinin içinde saklandığı ve bugüne kadar kimsenin görmediği o efsane sandığı görmeye gidiyorum.
Ve bu arayış son güne kadar devam edecek. Gondar yoluna çıkmadan önce, Mavi Nil’in, Tana Gölü’nden çıktıktan sonra 30 kilometre ötede yaptığı Mavi Nil Çağlayanı’na gidiyoruz.
Orada çağlayanın dibine kadar gidip, ruhumuzu yıkıyoruz.
Ve bu temizlenme ile yola çıkıyoruz.
Biraz sonra Gondar’a gireceğiz ve dev bir vaftiz havuzunun duvarını saran banyan ağacının kökleri arasına sığınıp, çok çarpıcı bir gerçeği öğreneceğiz.


‘LEGO DİNLER’ TEORİSİNİN İLK İZİNİ BURADA BULDUM

Ahit Sandığı’nın son bakir muhafızı


Sıradan bir Türk, Etiyopya’nın Müslüman bir ülke olduğunu sanır. Sokaktaki görüntü de bu hissiyatını destekler.
Oysa Etiyopya nüfusunun yüzde 65’i Hıristiyan. Daha önemlisi, Hıristiyanlığın en güçlü yaşandığı ülkelerden biri.
Ama en çarpıcı özelliği, Yahudiliğin de İsrail dışında en köklü hissedildiği yer olması.
Hıristiyan geleneği Eski ve Yeni Ahit sürekliliğinden doğar, Yani Tevrat ve İncil’i bir süreklilik içinde okunur. Ama bunun uygulaması sözde kalır. Hıristiyan geleneği Yahudi uygulamalardan çok farklıdır. İşte bu
birliktelik burada çok güçlü hissediliyor.
Fransız düşünürü Jacques Attali önümüzdeki 50 yılda insanların ‘lego din’ anlayışına geçeceğini ve her dinden beğendikleri parçaları alıp kendi dinlerini kendilerinin inşa edeceğini söylüyor.
Daha ilk günden Etiyopya’da böyle bir dinin izlerini görüyorum. Sanki ilahi bir el, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığı birleştirip, bundan bir lego inanç oluşturmuş gibi.

KUTSAL SANDIK MİSYONUNU İÇİN BEŞ KİŞİLİK EKİP


Bu geziyi beş kişilik bir ekiple gerçekleştirdik.
PLANLAMA: Planlamayı, kültürel turlar konusunda uzmanlaşmış bir şirket olan Gazella Turizm’in sahibi Velit Gazel bizzat yaptı. Her saniyesi mükemmel çalışan bir planlamaydı.
UYGULAMA: Aynı şirketten Mehmet Can Büyükmil lojistik ve uygulamadan sorumluydu. Tıkır tıkır işledi.
REHBERLİK: Rehberimiz Bem (Bemnet Gizachew) edebiyat ve felsefe okumuş harika bir genç adam. Müthiş bilgili ve sakin. Gittiğimiz her yerde kurduğu harika ilişkilerle işimizi çok kolaylaştırdı.
ULAŞIM: İstanbul Adis Ababa arasını Türk Hava Yolları’nın Boeing 737 800, içerideki uçuşları ise Star Alliance üyesi olan Etiyopya Havayolları’nın çift pervaneli Embraer uçakları ile yaptık. Karayolunda ulaşım görevlisi Sami Kebede’ydi.
GÖRÜNTÜ Fotoğrafları aynı zamanda uzman bir fotoğrafçı olan Velit çekti. Video kaydını ise Mehmet Can yaptı.
Harika bir ekiptik...
Hepsine teşekkür ederim.


DEVAMI YARIN HÜRRİYET’TE

SÜNNET OLAN VE DOMUZ YEMEYEN HIRİSTİYANLAR ARASINDA

X

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

Yazının Devamını Oku

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Yazının Devamını Oku

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.



ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet

Yazının Devamını Oku

Bir eski Türkiye düğünü ve Beatles’tan düğün şarkısı

Cumartesi akşamı İstanbul Hilton’un bahçesinde Türk medyasındaki en eski arkadaşlarımdan Mehmet Yılmaz’ın kızı Yasemin ile Alican Sepet’in düğünü vardı.

Küçük bir arkadaş ve aile grubu davetliydi...

Bizim kuşağın bir tür pandemi sonrası açılışıydı...

*

Kapıda bizi karşılayan Işıl ve Mehmet’i görünce gerilere döndüm. Mehmet’le uzun bir yol arkadaşlığımız var...

İkimiz de akademisyen kökenliyiz...


Yazının Devamını Oku

Yaşayan en büyük erkek düşmanından mükemmel olmayan bir erkeğe dersler

Bugün yaşayan feministlerin en radikali kimdir diye sorarsanız, cevabım şu olur: “Banko... Pauline Harmange...”

Kimdir o derseniz, tanıtayım size...

*

1994 doğumlu bir Fransız...

“Erkeklerden Nefret Ediyorum” adlı kitabın yazarı...



Yazının Devamını Oku

Mızıkçı başkan babalar için yerlerinizi şimdiden ayırtın

Yirmi birinci yüzyıl otoriter popülizm tarihine Amerika’dan geçen ikinci lider olan Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’yu 22 Ocak 2019 günü işte bu cümleyle tanıtmıştım.

“Yeni lider için yerlerinizi önceden ayırtın...”

*

Seçildikten hemen sonra Davos’a geliyordu ve onun yapacağı konuşma merakla bekleniyordu.

Davos popülist ve otoriter liderleri dinlemeyi çok sever...



Yazının Devamını Oku