GeriErtuğrul ÖZKÖK Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Vasiyetinde bir not vardı. Tuttuğu günlüklerin ve notların, ölümünden 20 yıl sonra açılmasını istemişti.

İşte defterler tam 20 yıl sonra, 12 Ağustos 1975 günü, Zürih’te Thomas Mann Enstitüsü binasında açıldı...

“Venedik’te Ölüm” adlı kitabın büyük yazarının gerçek hayatı ve gizli dünyası da o günden sonra ortaya çıktı...

*

Thomas Mann, güncesini ve notlarını el yazısıyla yazmıştı.

El yazısı da çok kötü ve kargacık-burgacıktı...

Ortada 7000 sayfa not vardı ve bunları inceleyen uzman günde ancak 7-8 sayfasını çözebiliyordu...

O nedenle Thomas Mann’ın gizli dünyasının ortaya çıkması da epey zaman aldı.

*

Defterlerin üzerindeki mühürlerin açılmasının üzerinde 36 yıl geçti... Ve nihayet geçtiğimiz günlerde, Thomas Mann’ın notlarından ve daha önce yazılmış birkaç biyografisinden sonra hayatının en münzevi ve mahrem odalarını anlatan bir kitap çıktı...

Adı, “The Magician”

Yani “Sihirbaz”

Yazarı Colm Toibin, Thomas Mann’ın hayatını anlatıyor ama bunu roman şeklinde yazmış.

Çünkü, beni de çok etkileyen, Thomas Mann’ın resmi dünyasının dışındaki gerçek hayatını ancak roman şeklinde anlatabilirdi...

*

Gizli defterlerden çıkan notlar sayesinde yazılan biyografi ve romandan bir şeyi öğrendik...

Thomas Mann’ın “Venedik’te Ölüm”, “Tonia Kröger”, “Buddenbrook Ailesi” gibi romanlarının konusunu hayali diye biliyorduk.

Meğer hepsinde yazarın otobiyografik izleri varmış.

Mesela, “Venedik’te Ölüm” filminde “Tadzio” olarak karşımıza çıkan uzun sarı saçlı genç çocuk, 2011 yılında Venedik’e giden Thomas Mann’ın gerçekten karşısına çıkmış.

*

Thomas Mann’ın eşi, varlıklı bir Alman Yahudi ailenin kızıydı.

Altı çocukları vardı...

Bütün dünya onları geleneksel ve mükemmel bir aile olarak tanıyordu.

Ancak 36 yıl önce mührü sökülen 32 defter, Thomas Mann’ın hayatını yönlendiren asıl duygunun ne olduğunu da ortaya çıkardı.

Ünlü yazar biseksüeldi ve bütün bir hayatını bu yanını saklayarak yaşamıştı.

*

Defterlerde şöyle bir itiraf vardı:

“Ne yazık ki eşime yeterince tatmin veremedim...”

Eşi de onun bu yanını bilerek birlikte yaşamayı kabul etmişti...

Yani öldüğü güne kadar, 50 yıl boyunca aynı evi paylaştığı eşi, aslında “Venedik’te Ölüm” filminin kahramanı Prof. Aschenbach’tı...

*

Peki hikâyenin “Döneklik” tarafı neydi?

Onu da anlatayım.

AYDINLANMIŞ BİR DESPOTUN DEMOKRASİYE KESİN DÖNÜŞÜ

BU yıl Amerika’da tam bir Thomas Mann yılı oldu.

“The Magician” adlı otobiyografik romanının yayınlanmasından 4 ay önce, Thomas Mann’ın bir kitabı daha yeniden basıldı.

Adı: “Reflections of a Nonpolitical Man” idi.

*

Türkçeye “Apolitik Bir Adamın Düşünceleri” diye çevrilebilecek bu kitap, “aşırı devletçi, aydın düşmanı bir insan”ın kaleminden çıkmıştır.

Thomas Mann, dönemin Alman aydınlarını “Kökü dışarda” insanlar olarak görür.

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Demokrasinin “Alman karakterine aykırı” olduğunu ve toplumu zehirlediğini savunur.

Yağız Ay, 2017 yılında Birikim dergisine yazdığı bir yazıda “Venedik’te Ölüm” novellasındaki Prof. Aschenbach’ın “Aydınlanmış despotizm” karakteri çizdiğini söyler.

*

İşte o Thomas Mann, daha sonra değişecek, sol fikirleri ve demokrasiyi savunmaya başlayacaktır...

Tabii, sağ görüşten sol görüşe geçtiği için hiçbir sol aydın ona “dönek” demedi...

Çünkü o döneklik değil, “Doğru yolu bulmaktı.”

Oysa tersi istikamette değişseydi, bugün ona da “Liboş” diyecektik...

*

Benim gözümde ise o, hep “Venedik’te Ölüm”, “Tonia Kröger” ve “Büyülü Dağ”ın büyük yazarı olarak kaldı...

Ayrıca Hitler Nazizmi’ne karşı sesini en çok yükselten aydınlardan biriydi...

24 SAAT ELİNDE SU ŞİŞESİ İLE GEZEN ARKADAŞ, İYİ OKU

ETRAFIMDAKİ
tablo aynen şöyle:

- Başta Güneri Cıvaoğlu olmak üzere birçok arkadaşım 24 saat elinde su şişesi ile dolaşıyor...

- Kimi görsem bana “Günde en az 3 litre su iç” diyor...

- Sırt çantasıyla önümden geçen her şahsın çantasının kenarına sokulmuş şişe suyu bana hep suçluluk duygusu veriyor.

- Bazıları uçağa bile elinde su şişesi ile giriyor.

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

- Gittiğim otelin spor salonunda mutlaka şu ikaz yazısı ile karşılaşıyorum:

“Ha gayret, içmeye devam” veya “Hedefini ıskalama...”

Yani günde 3 litre su iç...

Sonunda bende şu duyguyu yarattılar...

Hiçbir gün yeterince su içmiyorum...

O yüzden her gün ölüp ölüp diriliyorum.

*

Sonra bir gün aklıma, Mehmet Yılmaz’ın bir yazısında gördüğüm şu cümle geldi:

“Ne kadar su içmeniz gerektiğini vücudunuz size söyler...”

Yani “Susadıkça için” diyordu...

Mehmet’e inanmak istedim ama çevremdeki baskı o kadar büyüktü ki bir türlü inanamıyordum.

*

Sonunda cumayı cumartesiye bağlayan gece, yani dün sabah, New York Times’ın yazısı geldi önüme...

Başlığı şöyleydi:

“Günde ne kadar suya ihtiyacınız var?”

Aha işte tam cevabını aradığım soru dedim ve okumaya başladım...

SUSAMAMIŞSAM BİLE DAHA ÇOK SU İÇERSEM DAHA SAĞLIKLI MI OLURUM ?

KAFAMIZA
sokulan korku şu:

“Aman ha, vücudun sakın susuz kalmasın...”

Bunun İngilizce karşılığı olan “Stay hydrated” kavramını da öğrendik...

Başlıktaki sorunun bilimsel cevabı ise şu:

Su hayati bir öneme sahip. Ancak, sadece su içmek sizi daha sağlıklı yapacak diye bir şey yok...

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Hatta “su zehirlenmesi” diye bir şey bile var. Vücudunuzun ihtiyacı olan sudan fazlasını içmek size zarar bile verebilir.

Baş ağrıları başlar, konsantrasyon sorunu bile çıkabilir.

Daha ötesi ölüme bile yol açabilir.

- 2007 yılında, 28 yaşında bir kadın bir radyo istasyonunun düzenlediği su içme yarışmasında 2 galon içip ölmüş.

- 2014 yılında, 17 yaşında bir futbol oyuncusu 2 galon su 2 galon gatorade içip ölmüş.

GÜNDE KAÇ LİTRE SU İÇERSEM VÜCUDUM SUSUZ KALMAZ?

- DENİYOR ki, günde 250 miligramlık 8 bardak su içersen sağlıklı kalırsın.

Bu ölçü sadece bir efsane... Bunun bir ölçüsü yok. Maraton koşan bir insanın ihtiyacı olan su ile, iyi klimalı odada oturarak çalışan bir insanın ihtiyacı olan su miktarı çok farklı.

Ayrıca 120 kiloluk bir insanla, 60 kiloluk bir insanın su ihtiyacı da farklı...

KAHVE, ÇAY VEYA BİRADAN GELEN SU, SU SAYILMAZ MI ?

- HAYIR, bu doğru değil. 2016’da yapılan bir araştırma gösterdi ki: Kahve, çay ve biradan aldığınız su da vücudunuzu susuzluktan korur. Ayrıca yediğiniz şeylerden de su alıyorsunuz. Mesela çorbadan da su alıyorsunuz.

VÜCUDUMUN ELEKTROLİT DENGESİ ÇOK MU ÖNEMLİ?

- SON zamanlarda elektrolit destekli içecekler moda oldu. Peki bunları almamız gerekli mi?

Hayır gerekli değil. Çünkü vücudunuzun ihtiyacı olan elektroliti yediklerinizden de alıyorsunuz.

DOKTOR, VÜCUDUMUN SUSUZ KALDIĞINI NASIL ANLAYACAĞIM?

- HİÇ anlamaya çalışmayın... Çünkü hesaplaması çok karmaşık bir işlem. Onun yerine vücudunuzu dinleyin. O size söyler. Susamışsanız su için. En kolay yolu budur.

Ancak, yaşlılıkta vücudun susadığına dair işaretlerinde düşme olabilir. O nedenle yaşlılık döneminde su içmeye daha çok dikkat edin.

HANGİSİ DAHA HALK İNSANI, NEŞET ERTAŞ MI YOKSA RAPÇİ ÇOCUK MU?

BU
sayfada müzik yazıyorum ya...

Çevremden sık sık şu sözler geliyor:

“Halktan kopuk şeyler yazıyorsun.”

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Yani “Halkın içinde miyim dışında mı?” hep kendini halk sanan birileri karar veriyor.

*

Hadi o zaman size sorayım...

Sizce, Neşet Ertaş mı daha halk, yoksa ‘hip hop’çu Ezhel mi?

*

Neye göre karar vereceğiz?

Halk hangisini daha çok tanıyor, hangisini daha çok dinliyor, hangisini daha çok beğeniyor...

Buyrun Spotify rakamlarına bakalım.

- Neşet Ertaş’ın en bilinen şarkısı “Neredesin sen” 13 milyon kere dinlenmiş.

Düşünün Cengiz Çandar, 12 Mart döneminde yani 1971’de Ankara’da saklandığı evde Selda Bağcan’ın ağzından dinlermiş bu şarkıyı...

Yani 50 yıl önce... Şarkı çok daha eskilere gidiyor.

- Ezhel’in daha dün çıkan “Allahından Bul”u ise iki ayda 58 milyon kere dinlenmiş. “Devam” şarkısı 63 milyon...

*

Şimdi Neşet Ertaş halk insanı, Ezhel ve onun şarkılarını yazan ben ise, halka ters düşen insanlarız...

Gerçekten öyle mi?

X

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku