GeriErtuğrul ÖZKÖK 60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Bense anlayamıyordum...

Çünkü o gece bir başka geceyi de hatırlıyordum...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Çok değil, daha 1,5 yıl önce, Adnan Menderes deniz yoluyla İzmir’e gelmişti...

Londra ziyareti sırasında düşen uçaktan kurtulmuştu...

700 bin nüfuslu İzmir’in neredeyse yarısı Kordon Boyu’nda onu karşılamaya gelmişti...

Onlar arasında ben de vardım...

Elim babamın elinde, o coşkulu kalabalığın arasındaydım.

*

Demokrat Partili bir şehirdi İzmir...

Babamın en mutlu günlerinden biriydi...

İşte o insan idam edilecekti 60 yıl önce bugün...

Her milli bayramda ve resmi geçitte beni ve babamı gururdan ağlatan ordumuz, bizi ilk defa düş kırıklığına uğratmıştı...

*

Ertesi gün ağlamaktan şişmiş gözlerimle sokağa çıktığımda beni hayretler içinde bırakan bir tabloyla karşılaşmıştım...

Hayat bütün normalliği ile devam ediyordu...

Sanki Menderes hiç yaşamamış gibiydi...

*

Sonra bir başka gece daha geldi... Bir başka meşum gece daha...

ÜÇ BİZDEN ÜÇ SİZDEN YILLARI BAŞLIYOR

6 Mayıs 1972...

Paris’te doktora öğrencisiydim...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin verdiği bursla okuyordum...

O gece sabaha kadar uyuyamamıştım...

12 Mart ara rejiminin alacakaranlığıydı...

Ve sabah saat 9 sıralarında
RTL Radyosu’ndan o uğursuz haberi dinlemiştim...

Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı idam edilmişti...

Bu idamı önlemek için üç gündür Paris sokaklarında bildiri dağıtıyordum...

O sabah da çok ağladım...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Oysa siyasi görüş açısından Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile çok farklı yerlerdeydik...

27 Mayıs 1960 sabahı yaşadığım ülkenin ordusu beni düş kırıklığına uğratmıştı...

6 Mayıs sabahı ise inandığım demokrasinin Kâbe’si parlamento beni düş kırıklığına uğratıyordu.

O parlamentoda idamlar oylanırken, bu defa Adnan Menderes’in partisinin devamı olan Adalet Partili milletvekilleri “Üç bizden, üç onlardan” diye intikam tamtamları çalıyordu...

*

Kan davası devam ediyordu ve bu defa, kimseyi öldürmemiş üç gencin başına geçiriliyordu
intikam ilmeği...

Ülkemde, bizzat başbakanının ağzından, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” dönemi açılmıştı.

*

Sonra üçüncü, dördüncü, beşinci meşum geceler geldi...

Ergenekon, Balyoz, Kafes...

Kin ve intikam duygusu bu defa FETÖ kamuflajı içinde tarihimizin gördüğü en büyük kumpasla üzerimize çökecekti...

BALYOZ MAĞDURU KOMUTAN EŞİNİN MEKSİKA ATASÖZÜ

ÜLKEMİN ordusu, ülkemin parlamentosu beni düş kırıklığına uğratmıştı...

Şimdi düş kırıklığına uğratma sırası ülkemin polisi ve adaletindeydi...

Tesadüf, Adnan Menderes’in idam edildiği günün 60’ıncı yılından 24 saat önce, yani dün, bir başka kitabın son cümlesini okuyordum...

FETÖ zulmüne uğramış bir Balyoz kumpası mağdurunun eşinin o günleri anlattığı kitabıydı...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Kitap çok ilginç bir deyimle başlıyor.

“Silivri Çadır Mahkemesi...”

FETÖ’nün hedefindeki komutanlardan biri, Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Daire Başkanı Tümamiral Cem Gürdeniz’di...

Amiral Cem Gürdeniz ve 162 arkadaşı, 11 Şubat 2011 günü Silivri’de, çadır tiyatrosunu hatırlatan bir mahkeme tarafından tutuklanmıştı...

O gün, ilerde Silivri FETÖ zulmü tarihine geçecek bir oluşumun ilk adımı atılmıştı...

“Vardiya Bizde” platformu...

FETÖ’cü savcı ve hâkimler tarafından uydurulan iddialarla tutuklanan komutanların eşleri kurmuştu...

*

Balyoz kumpası mağdurları 3.5 yıl hapiste kaldılar... Bu 3.5 yıl boyunca eşleri onlar için mücadele etti...

Onlardan biri Cem Gürdeniz’in eşi Rengin Gürdeniz’di...

İşte o komutan eşi, bu ay hatıralarını yayınladı...

*

Gürdeniz’in kitabı bir Meksika atasözü ile bitiyor: “Bizi gömmeyi denediler, fakat tohum olduğumuzu unutmuşlardı...”

*

Bu yıl Balyoz kumpasının da 10’uncu yılı...

Bu ülke, bundan 60 yıl önce seçilmiş üç siyasetçisini idam ederek, kötülük tohumlarını ülkemizin bağrına dikmişti... Sonra gencecik üç çocuk idam edildi...

Sonra solcusu, ülkücüsü zulme uğradı...

Her zulüm, her intikam adımı birer kin tohumu olarak yeşerdi...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Bu ülkede zulüm görmeyen insan kalmadı...

Artık bu kin, nefret ve intikam tohumlarını sevgi, barış, huzur, refah tohumları haline dönüştürmenin zamanı gelmedi mi... Ne zaman kırılacak bu “üç bizden, üç sizden” prangası...

*

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılına 2 yıl kaldı... 29 Ekim 2023 gününü de ruhumuzdaki bu kin ve intikam prangası ile mi kutlayacağız yani...

Vardiya artık hepimizde olmalı...

Huzur ve barış vardiyası...

*

Rengin Gürdeniz: “Mutabıkız”, Kırmızı Kedi Yayınları, 2021

BU ÜÇ MEŞUM GECENİN AKTÖRLERİ ŞİMDİ NEREDE

MARMARA Denizi ortasında bir adada idam edilen Adnan Menderes ve arkadaşları, bugün devletin onlara yaptırdığı anıtmezarda yatıyor...

Onları idama gönderenleri hayırla anan kimse kalmadı.

*

Devlet Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına anıtmezar yaptırmadı... Ama ülkenin yeni gelen genç nesilleri onları her yıl yaşatıyor... Posterleri otoyollar üzerindeki marketlerde bile satılıyor.

Onları idama gönderenlerin adını bile kimse anmıyor.

*

FETÖ kumpasları sonunda intihar eden Yarbay Ali Tatar, bugün Ankara’da mütevazı bir mezarda yatıyor. İki yanında Türk bayrağı asılı.

Eminim bir gün gelecek, devlet onlara da tören düzenleyecek.

*

Ergenekon, Balyoz, Kafes gibi kumpaslarda içeri atılan, hayatlarından 4-5 yıl çalınan insanlar şerefli birer vatandaş olarak mezarlarında yatıyor veya evlerinde oturuyor. Oturacaklar...

Silivri çadır tiyatrolarında o zulmü yapan FETÖ’cü polis, savcı ve hâkimler ise ya kaçtılar ya da hapisteler...

KİTAP EKLERİNDE SİVRİSİNEK VIZILTISI NEDEN DUYULMUYOR

HER Türk aydını...

Hele hele yarı aydını gazetelerin kitap eklerinin müdavimidir...

Bir de kitap fuarlarının...

Tabiatıyla ben de onlardan biriyim...

Ancak yıllardır kitap ekleri ile ilgili bir gözlemim var...

Aynı zamanda şikâyetim...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Son yıllarda bütün dünyada fizikçilerin, biyologların, uzay bilimcilerin, gazetecilerin yazdığı popüler bilim kitapları yükseliyor...

New York Times’ın kitap ekine bakıyorum...

Hemen her hafta en az iki-üç böyle kitabın tanıtımı var...

*

Ama bizim kitap eklerinde bu tür kitap tanıtımlarını, eleştirilerini hemen hemen hiç görmüyorum.

Köşe yazarlarının, televizyonlarda konuşan kafaların siyasi konularda yazdığı ve çoğu daha önce yayınlanmış yazılarından oluşan vasat kitaplara, vasat romanlara sayfalar ayrılırken; uzay, biyoloji, genetik, kuantum fiziği gibi konularda yazılmış son derece ilginç kitaplara tek satır yer verilmiyor.

*

Örnek mi...

Daha geçenlerde sivrisinek üzerine yazılmış olağanüstü bir kitabın Türkçesi yayınlandı.

Üstelik yazan kişi Oxford Üniversitesi’nin tarihçi bir öğretim üyesi...

Timothy C. Winegard...

Adı “Sivrisinek: Ölümcül bir Yırtıcının İnsanlık Tarihi”...

Ne yazık bu kitaba sadece ben değindim ve kimse ilgilenmedi.

ERKEK GAZETECİLERDEN SONRA ŞİMDİ KADIN GAZETECİ DE ORADA

Hürriyet muhabiri Fevzi Kızılkoyun... Foto muhabiri Selçuk Şamiloğlu...

Hürriyet’in iki gazetecisi...

Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden sonra oraya ilk giden gazeteciler arasındaydılar...

İkisi de Hürriyet gazetesinin çalışanı...

Olağanüstü bir iş çıkardılar orada...

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Şimdi de bir kadın gazeteci girdi oraya...

Habertürk’ten Nagehan Alçı...

Son zamanlarda çok ilgiyle okuduğum bir gazeteci...

Toplumun her kesimi ile rahatça konuşabiliyor.

İlginç ayrıntılar aktarıyor...

Eminim o da olağanüstü bir iş çıkaracak.

*

New York Times gazetesi Wes Anderson’un yeni filmi “French Dispatch”i “gazeteciliğe methiye” olarak nitelemişti...

Ben de bu arkadaşlarımızı kutluyor ve “kurumsal gazeteciliğin” hâlâ ne kadar önemli olduğunu kanıtladıkları için teşekkür ediyorum.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku