GeriErtuğrul ÖZKÖK 529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

Bugün pazar...

Yeterince vaktiniz vardır...

Şimdi şu fotoğrafa iyi bakın...

Bir tarafta ben...

Öteki tarafta gazeteci dostum Mehmet Yılmaz’ın kızı...

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

Fotoğraf geçen ay İstanbul’da yapılan düğününde, gelinle damat masamıza geldiğinde çekildi...

*

Tamam bana bakıp “Ne kadar yaşlanmış falan” geyiği yapın...

Geline bakıp ne kadar güzel olduğunu da konuşun....

Hepimizin hakkıdır böyle geyikler ve keyif verir...

Ama ricam şu...

Ellerimizin birleştiği noktaya daha dikkatle bakın...

Sonra bir de aşağıdaki M.Ö. 9’uncu yüzyıldan kalma Asur kabartmasına bakın...

*

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart 2020 günü tespit edildi...

Yani üzerinden 529 gün geçmiş...

Hiçbirimiz hayatımız boyunca böyle bir 529 gün geçirmedik...

Yerel salgın hastalık dönemleri hariç insanlık bütün varlığı boyunca böyle bir 529 gün geçirmedi...

Öyle bir 529 gün ki...

Hayatımızın en yerleşik, en gündelik davranışlarından birini tersyüz etti...

*

Şimdi bu fotoğrafa bir daha bakalım...

Bir düğün gecesi...

Bir mutluluk anı...

Ben gelini kutlamak için elimi uzatmışım...

O da uzatmış...

Ama ellerimiz otomatik olarak yumruk pozisyonuna geçmiş...

İnsanoğlunun bulduğu en çarpıcı kavga ve dövüş sembolüne yani...

*

El sıkışma tarihin çok eski zamanlarında bulunmuş bir anlaşma ve barış sembolü...

“Bak elimde silah yok” anlamına gelen bir işaret...

Şimdi fotoğrafa baktıkça şunu düşünüyorum...

Acaba bu yumruklar bir gün yine açılacak ve o barış sembolü geri dönecek mi...

Yoksa artık bütün sembollerin anlam değiştirdiği, değerlerin altüst olduğu yeni bir yüzyıl mı başlıyor...

OSMAN HOCA BANA ÇAKTI YUMRUĞU HARVARD YEDİ

İNTİKAM
soğuk içilen şerbettir... Osman Hoca iki ay önce yazdığım “10 bin adım masalmış” yazısının intikamını dün aldı...

Bana öyle bir çaktı ki...

Sillenin sesi ta Massachussets’teki Harvard Üniversitesi’nden geldi.

*

Çünkü Osman Hoca’ya göre Harvard’ın “10 bin adım gerekli değil” araştırması:

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

- Bilimsel alanda asla onay bulmamış.

- Temelleri zayıf mı zayıf...

- Mantık kurgusu kötü mü kötü...

- Değerlendirmesi berbat mı berbat bir araştırma...

*

Osman Hocam, Harvard’ın profesörlerine, Cerrahpaşa’nın profesörleri ile öyle bir çakmış ki...

Mümkün değil Harvard bir daha kendine gelemez.

*

Hocanın tek müttefiki Cerrahpaşa da değil...

Yanına Hürriyet yazarı Kanat Atkaya’yı da almış...

Bir de o çakıyor...

Ben New York Times gazetesinden “10 bin adım gerekli değilmiş” yazısını aktardım ya...

Kanat Atkaya da 30 Ağustos 1938 tarihli “7 Gün” dergisinden cevap veriyor ... Bakmayın siz o New York Times’a, milli ve yerli “7 Gün” dergisi daha 83 yıl önce “10 bin adım şart” demiş...

*

Anlayacağınız benim üzerimden dayağı yiyen sadece Harvard değil.

New York Times da okkalı bir Osmanlı tokadı yemiş...

Bir kere daha anladım ki...

Ben bu “10 bin adım maratonunu” asla kazanamam...

ERKEK ADAM DA TAVŞAN KULAĞI TAKAR, TAKIN TAKABİLDİĞİNİZ KADAR

STREAMING platformlarına Japon pop gruplarını anlatan bir belgesel kondu.

Orada “King&Prince” grubunun bir üyesi, başına tüylü bir tavşan kulağı takarken gülerek şunu söylüyor:

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

“Erkekler tavşan kulağı takmaz...”

*

Tesadüf aynı gün Hürriyet’in eski görsel yönetmeni Reha Erdoğan bana bu gördüğünüz fotoğrafı göndermiş... Altına da şunu yazmış:

“Tavşan Kardeş’in pandemideki hali...”

*

Artık siz de biliyorsunuz... Ben “Tavşan Kardeş” hayranıyım. Dolayısıyla bugüne kadar hiç aklıma gelmeyen o soru aklıma takıldı...

Erkekler gerçekten tavşan kulağı takmaz mı...

Bütün dünyanın kafasına “Tavşan Kardeş” imajını “Bugs Bunny” adlı çizgi film karakteri soktu. Aslında iş bitirici, oportünist bir karakterdir...

Ama Allah için son derece sempatiktir, severiz onu.

Bugs Bunny karakteri 1938 yılında doğdu...

Ve o bir erkek...

Hatta ilk zamanlarda “Honey Bunny” adlı bir sevgilisi vardı. Sonra “Lola Bunny”ye âşık oldu...

*

Yani Japon popçu kardeşime şunu söylemek isterim.

Tavşan kulağı takmakla, geyik boynuzu takmak aynı sembolik anlama sahip değil...

Yani tak takabildiğin kadar...

NEDEN SEVDİK
PANDEMİDE BU MASKELİ FLÖRT MÜ İYİ GELDİ BİZE

STREAMING
platformlarda İtalyan filmleri modası başladıktan sonra bir İtalyan dizisi kondu.

Adı “Komiser Montalbano”...

Sicilya’nın bir sahil şehrinde bir karakolun polis müdürü...

Bu dizi çevremde çok tutuldu... Ben de çok sevdim...

Neden diye düşündüm...

Şunlardan dolayı olabilir mi:

*

- Olayın geçtiği Sicilya şehrini çok sevdik. Bize sanki kendimiz de orada yaşıyormuşuz gibi bir duygu verdi ve bu duygu pandemi sırasında terapötik bir etki yaptı.

*

- Komiser de yanında çalışan personel de çok sıradan insanlar. İlişkiler, baştan savmacılıklar, kaytarmacılıklar çok benzer... Bu Akdenizlilik de bize iyi gelmiş olabilir.

*

- Erkekler sıradan, pek yakışıklı değiller. Kadınların ise hepsi güzel, hepsi Akdenizli... Hepsi flörtöz...

*

Kendim için konuşayım, bana çok iyi geldi. Pandemi döneminde bu maskeli flörtün kumanda aletinin elimde olması da avantajdı...

ÇOCUK VE RESTORAN
PARİS’TE AŞIK BİR ÇİFTİN GECESİNİ NASIL BERBAT ETTİK

HÜRRİYET Kelebek çok önemli bir tartışmayı başlattı...

Çocuk almayan restoranlar haklı mı, haksız mı... Bir arkadaşım bu soruyu bana da sordu.

Cevabımı vermeden ona şu hatıramı anlattım...

*

1970’li yıllarda Paris’te yaşayan arkadaşlarım Canan ve Ahmet Tangün’le birlikte güzel bir İtalyan restoranına gittik.

Kızım Gülümsün 3 yaşındaydı.

Canan’la Ahmet’in de aynı yaşta bir çocukları vardı.

Bir köşede genç bir çift birbirlerine çok yakın vaziyette fısıldaşıyorlardı. Ortalarında küçük bir lamba, masaya çok hoş ve romantik bir hava veriyordu.

Bizim iki çocuğumuz birlikte doğruca onlara gidip, masanın başına asıldılar.

Yüksek sesle de konuşup bağrışıyorlardı. Gidip çocukları aldık ve masamıza getirdik.

Ama biraz sonra kalkıp yine o masaya gidip iki gencin başına dikildiler. Masadakiler çok nazik iki genç, bir şey demiyorlar, ama ben ne hissetiklerini gayet iyi anlıyorum.

*

Bu olay üç kere tekrarlandı ve sonunda o iki genç masadan kalkıp gittiler.

Sonuç: Restoranların böyle bir misafir politikasının olması haklarıdır ve çocuklu aileler gitmeden bunu sormalıdırlar...

DÜN KOYAMADIĞIM ŞARKI KAPAĞI BUYDU

DÜN sayfamda “En çok hoşuma giden şarkı kapağı” başlıklı bir haber vardı.

Her cuma olduğu gibi dün de streaming platformlardaki yeni parçaları dinlerken birinin kapağı dikkatimi çekmişti.

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

Pop Caz’ın önde gelen gruplarından “Jazzystics”in yeni parçası “Addicted to You”nun kapağına heykeli andıran bir erkek bedeni konmuş.

Gözündekinin ne olduğunu tam çıkaramadım.

Bir deniz gözlüğü mü... Yoksa bir Virtual Reality aygıtı mı...

Dün sayfada yer olmadığı için o kapağın fotoğrafını koyamamıştım. Merak edene, o kapak işte buydu.

GERİLLADA KALAŞNİKOF YÜZYILI KAPANIYOR MU

HİÇ şüphesiz 20’nci yüzyıla damgasını vuran silah Rus yapımı “Kalaşnikof”tu...

529 günlük bu yumruk bir gün yine açılacak mı

Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Asya steplerine bütün gayrinizami savaşlarda ellerde o silahı gördük... Direniş ve isyan afişlerinde o vardı... Ama dört gündür Afganistan’dan gelen fotoğraflara bakıyorum...

Taliban’ın elinde Kalaşnikof’tan çok Amerikan M-16 silahları var... Amerikalılar giderken bütün silahlarını bıraktı ve Taliban bunlara el mi koydu?

Yoksa insan öldürmede M-16’nın veya öteki Amerikan silahlarının performansı Rus efsanesini bitiriyor mu...

Konuyu silah uzmanlarına havale ediyorum...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku