44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Gördüğünüz şu rengârenk ortak düşmana karşı savaş bu salı başlıyor...

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

1) DİKKAT ÇOK KRİTİK BİRKAÇ AY GELİYOR

Sohbete bir “son dakika” haberi ile başladık.

Sayın Bakan, Almanya COVID Bilim Kurulu hükümeti uyarmış. Önümüzdeki günlerde virüsün kontrolsüz bir yayılma aşamasına geçebileceğini bildirmişler. Var mı böyle bir tehlike...

“Doğrudur çok kritik bir döneme giriyoruz. Çünkü yazın dışarıdaydık tekrar evlere, kapalı mekânlara döneceğiz. İç temas çok daha fazla artacak. Yani kritik bir döneme giriyoruz.”

Bizde de aynı kritik dönem söz konusu mu?

“E tabii biz de kapalı mekânlara gireceğiz. Bu nedenle bir artış potansiyeli söz konusu. Ama şurası kesin biz daha avantajlı bir durumdayız.”

Neden biz avantajlıyız, Avrupa değil?

“Avrupa’nın olaya yaklaşımı ile bizimki arasında köklü bir fark var. Onlar pozitif olan kişinin temas ettiği insanlarla ilgili tarama yapmıyor, onu izole etmiyor. Bunu izole etmediği için, sürekli o bulaştırıcılık devam etmiş oluyor.”

Ya biz?

“Bize bir vaka geldi mi, hemen kimle temastaymış tespit ediyoruz. Semptom olsun olmasın temas ettiği o kişiyi de, ister pozitif olsun ister negatif karantinaya alıyoruz. O yüzden yayılmasını daha iyi kontrol edebiliyoruz.”

2) BİZ BU ZAFER SELFİE’SİNİ NE ZAMAN ÇEKTİRECEĞİZ

Dün ben Yeni Zelanda Başbakanı’nın fotoğrafını gördüm, o yüzden sizinle bir selfie çektirdim. Vatandaşlarla selfie çektiriyor, demiş ki, biz Yeni Zelanda olarak COVID olayını ikincisinde atlattık. Bu iş burada bitti. Peki, biz ne zaman böyle bir selfie çektireceğiz, tahminen bu ne zaman bitecek?

“Özellikle önümüzdeki ayla, aşının devreye girmesiyle birlikte giderek azalacağına, daha kontrollü bir dönemin olacağına inanıyorum. Yani vatandaşımızın özellikle tedbirlere hassasiyetle uyması, bu önümüzdeki 3-4 ayı atlatmamız için son derece önemli. Bu 3-4 ayda da hassasiyetle tedbirlere uymak ve şu 3-4 aylık zaman diliminde de muhtemelen yıl sonu en geç ocak, şubat ayında aşı yaygınlığıyla birlikte bu selfie’yi daha kolay çekmiş olacağız.”

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

3) ÖNCEKİ CUMARTESİ GİZLİCE BİR BAŞLADIK

O zaman hepimizin beklediği aşıya gelelim. Bu aşı ne zaman gelecek?

“Şu an dünyada faz
3 aşamasına gelmiş
birçok aşı var. Tabii bu arada bizim aşı çalışmamız da epey ileri bir aşamaya geldi.”

Birçok insan şöyle düşünüyor: Dünyanın en gelişmiş ülkeleri bulamamış, biz mi bulacağız aşıyı?

“Öyle düşünenlere bu salı günü bir sürprizimiz olacak.”

Ne sürprizi?

“Bu salı günü çok önemli bir gün. Çünkü o gün Türkiye’de, insan üzerine uygulanacak ilk aşının 1000 dozluk üretimi tamamlanacak.”

Ama daha önce de ‘Türkiye’de aşı bulundu’ gibi haberler çıkmıştı. Bu da öyle bir şey mi?

“Hayır daha önce laboratuvarda geliştirildiği haberleri çıktı. Ama laboratuvarda geliştirdiğinizde başlayamıyorsunuz. Üretimin olması gerekiyor. Üretim 1 hafta önce, önceki cumartesi başladı, salı günü üretim bitmiş olacak.”

Yani Türkiye’de ilk defa insana uygulanacak?

“Evet aşı o gün hazır olacak ve uygulamaya başlanacak.”

4) 44 GÖNÜLLÜ 5 GÜNLÜK KARANTİNAYA GİRİYOR

Kime uygulanacak bu aşı? Var mı böyle üzerinde denenmeyi kabul eden insan?

“Var ve tespit edildi. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden
44 kişi belirlendi.”

44 fedakâr ve kahraman gönüllü vatandaş mı yani?

“Hayır gerçek sayıları 15 bin. Bugün Erciyes Üniversitesi’nde 15 bin kişilik bir gönüllü havuzu var. Biz bunlardan 44 kişiyi seçtik. Çünkü aşı uygulanacak kişide aranan özellikler var. Bir kere gönüllü olacak. Hastalık geçirmemiş olacak, sağlık durumuyla ilgili bazı şartları taşıyacak.”

Peki salı günü aşı hazır.
Ne zaman iğne vurulacak bu 44 kişiye?

“Program şöyle. Bu 44 gönüllü önce 5 günlük bir karantinaya girecek. O 5 günde tetkikler yapılacak, herhangi bir virüs taşımadığından emin olunacak. Bu sürecin 2 haftayı bulacağını tahmin ediyoruz. Onun programı da şöyle. İlk gün birinci dozu vereceğiz. 21’inci gün ikinci doz verilecek.”

5) İLK SONUÇLARI 28 VE 42’NCİ GÜNDE ALACAĞIZ

Peki, aşının etkili olup olmadığını nasıl anlayacaksınız
“Onun için ‘koruyuculuğunu tespit testleri’ yapacağız. Bunların birincisi 28’inci, ikincisi 42’nci günde yapılacak. Sonra belli aralıklarda devam edeceğiz.”

Sonraki aşama ne olacak?

“Bu 44 gönüllü üzerinde olumlu sonuçlar alırsak bu defa 10 bin kişi üzerinde daha yaygın ikinci bir aşamaya geçeceğiz.”

Sayın Bakan, bir şüpheci Türk sorusu daha. Bu aşı sadece ‘Türk işi’ bir aşı mı olacak? Yani bunu başka ülkeler de kullanacak mı?

“Bu konuda önemli bir gelişme var. Artık bizim de bir ‘Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuz’ (TİTCK) var. Peki, biz bu aşıya ruhsat verdik, ruhsat sadece Türkiye’de mi geçerli? Hayır. Bu prosedür Dünya Sağlık Örgütü tarafından izleniyor. Ayrıca mart ayında bu konudaki uluslararası kuruluşa da üye olduk ve üyeliğimiz kabul edildi.

Zaten bu nedenlerle Avrupa Birliği’nin son ilerleme raporunda COVID’le mücadelemiz övülüyor.”

Evet övülen tek yanımız o. İnşallah bir sonraki raporda bütün öteki alanlarda da böyle övücü ifadeler görürüz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün raporunda da övgüyle söz ediliyor.”

6) NEDEN VAKA DERKEN BİRDEN HASTA DEMEYE BAŞLADINIZ

Tam yeri gelmişken sorayım. Dünya Sağlık Örgütü sözünü ettiğiniz raporunda ‘Rakamları uluslararası standartlara uygun bildirin’ diyor. Herkesin kanaati, Türkiye’nin mücadeleyi iyi götürdüğü şeklindeydi. Niye durup dururken vaka sayısından hasta sayısına geçtik?

“Bakın orada yanlış bir algı oluşturulmak istendi. Her ülke kendi test politikasını belirliyor. Biz de Dünya Sağlık Örgütü’ne bizim test rehberimizle, test politikamızla ilgili her bilgiyi verdik. Dedik ki: ‘Semptomlu yani hastalık bulgusu olan kişilere test yapıyoruz’. Oxford’un yayımladığı, hangi ülkenin nasıl test yaptığıyla ilgili tabloda da bu görünüyor.

Buraya kadar sorun yok. Temmuzda ne oldu da değişti?

“Temmuz ayından itibaren artık normalleşme dönemi başladı. Sınırlamalar kalktı, ülkeler arasındaki geçişler başladı. Biz de havaalanı gibi, yurtdışına gidenler gibi, cezaevinde olanlar gibi, çeşitli kesimlerde kesitsel taramalara başladık.”

Bunun vaka ve hasta kavramlarıyla ilgisini anlayamadım.

“Var. Kesitsel taramalarda semptom yok. Bundan sonra yapılan kesitsel taramaları da toplumla paylaşacağız. Semptomu olmasa da paylaşacağız.”

7) BU AYIN 15’İNDEN İTİBAREN BÜTÜN RAKAMLARI AÇIKLAYIP BİLDİRECEĞİZ

Sayın Bakanım bir dakika önemli bir şey söylüyorsunuz. Yanlış anlamıyorum değil mi? Vaka diyorduk, sonra hasta dedik kafalar karıştı. Şimdi bunların hepsini açıklayacağız diyorsunuz. Ne zaman başlayacaksınız bunu yapmaya? 

“Bu ayın 15’inde başlıyoruz. Ortalama 1.5-2 ayı geçmeyecek şekilde bütün toplumu kapsayacak şekilde saha taramaları yapmaya devam ediyor olacağız. Bundan sonra yapılan kesitsel taramaları semptomu olmasa da paylaşacağız. Bunu da Dünya Sağlık Örgütü’ne bildireceğiz.”

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

GÜNÜN ŞAKASI
8) TRUMP HASTA ONUN SEMPTOMLARI VAR

Sizin bu vaka/hasta ayrımına geçmenizden sonra Trump şakaları yapıldı. Peki Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı olsaydı, o eldeki bilgilerle siz onu hasta olarak kabul edecek miydiniz?

“Tabii ki, Çünkü Trump hasta. Semptomları var. Trump, tarama sonrası çıkmış olan bir kişi değil ki. Trump, semptomu olan ve hatta daha ötesi, hastaneye yattı.”

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

SAVAŞ ALANI
İŞTE DÜŞMAN ORDUSUNUN HÜCRE KAPISINI KIRDIĞI AN

NEW York Times COVID virüsünü ve insan hücrelerine hangi silahlarla saldırıp, mevzilerini nasıl ele geçirdiğini basit biçimde anlattı.

Düşman askerinin istihbarat fotoğrafını kim çekti: Bejing Tsinghua Üniversitesi ‘Yapısal Biyoloji’ öğretim üyesi Dr. Li.

İstihbarat fotoğrafı nasıl çekildi: Çeşitli laboratuvarlarda çalışan biyologlar ürettikleri COVID virüslerini, çeşitli yönlerle zararsız hale getirip bir tüp içinde Dr. Li’ye gönderdiler. Dr. Li, sıvı halindeki bu tüpteki örneği konsantre ederek bir damla haline getirdi. Sonra bunu dondurarak, gözle görülmeyen şeyleri görebilen özel bir mikroskopla bilgileri alındı.

Katil gerilla işte bu: Mikroskoptan gelen bilgiler yapay bellekte değerlendirilerek görüntü haline getirildi. Katil virüs, yani hücrelerimizi katleden gerilla buydu.

Saldırı silahı: Mavi protein mızrakları: COVID virüsünün yapısı çok ilginç. Virüsün üzerinde, suda dalgalanan yosunlar gibi sivri parçalar var. Bunlar bir nevi protein mızrağı. Virüs insanın sağlıklı hücresine bunlarla saldırıyor.

Koruma araçları: Mor protein kalkanları: Onun hemen yanındaki mor renkli şeyler ise yine protein. Ancak onların görevi sağlıklı hücrelerden gelen antikor proteinlere karşı virüsü korumak.

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Hücre kapısını kıran sarı tokmakçılar: Yine bu sistemin üzerindeki sarı bölgeler, hücre kapısını kırıp içeri giren ilk temas birlikleri. İçeri girince ilk işleri insan RNA’larına eklemlenip, onların üzerindeki spiralleri bir hız treni rayları gibi kullanarak aşağı sızmak oluyor.

İlk hedef molekül makinelerimiz: Aşağı sızan katil protein gerillalar önce Nsp1 denilen molekül makinemize saldırıyor. Özellikle de antiviral protein üreten merkezi ele geçiriyorlar.

Düşen üretim merkezine düşman birlikler yerleşiyor: Ele geçirilen bu molekül üretim merkezlerine bu defa düşmanın uzman işçileri yerleştiriliyor ve onlar aynı makinelerle bu defa düşman virüs üretmeye başlıyorlar. Altı farklı düşman protein bir araya gelip yeni bir düşman RNA’sı üretiyor.

Son darbe: İnsan RNA yazılımı ele geçiyor: Böylece savunma gücü çökertilen bedende virüs orduları zaferini ilan ediyor.

Artık, insanın kaderini belirleyen RNA’ların yazılımı, yani alın yazımız ortak düşmanın elindedir.

YARIN

Ayasofya’nın pandeminin yayılmasına etkisi oldu mu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan pandemi sırasında nasıl korundu?

COVID testi pozitif çıkıp da semptomu olmayanlar da

HES’e işleniyor mu?

Maske yüzde kaç koruyucu, aşı yüzde kaç?

Sağlık Bakanı’nın pandemi sırasında hiç Hipokrat yemini ile siyaset arasında sıkışıp kaldığı bir an oldu mu?

“Milli menfaat” nedir ve o nedenle hangi bilgiler saklanır?

Herkes zatürre aşısı olacak mı?

Grip aşısı ne zaman hastanelere verilecek?

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Eyüp Serbest
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku