GeriErtuğrul ÖZKÖK 3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

Kruvaze takım elbisesini giymiş, kravatını takmış...

Saçları iyice kırlaşmış, sakalı ise iyice beyazlaşmış...

Bu yüz benim kuşağımın en tanıdık yüzlerinden biri...

*

Gerisinde onca eğlenceli şeyler var ama...

Ne yazık ki artık o insanı işte bu hüzünlü fotoğrafı ile hatırlayacağız...

Bu iki kare ile...

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

Biri, ülkesinin adaletine hâlâ duyduğu saygı nedeniyle, gardrobunda artık pek giymediği bu eski kruvaze takım elbisesi ile mahkemeye giderken...

Öteki ise mahkeme kapısında mübaşirin “Metin Akpınaaaar...”
diye bağırışını beklerken...

Nedense bu kare bana 27 Mayıs sonrasındaki Adnan Menderes’in hüzünlü yalnızlığını hatırlatır... Bir de 12 Eylül’den sonra rahmetli Demirel ve Ecevit’in götürülüşünü...

*

Ege, Akdeniz cayır cayır yanıyor...

Unutmak istiyorum...

Unutamazsam dayanamayacağım, doğup büyüdüğüm bir coğrafyanın kül haline gelişi uzaktan kumanda ile öldürecek beni...

*

Geçen hafta streaming platformlara konan, Metin Akpınar’ı anlatan “İyi ki Yapmışım” belgeselini işte bu ruh haliyle seyrettim...

Bir Metin Akpınar belgeseli değil sadece bu...

Benim hayatımın da önemli bir bölümü...

Sadece benim değil, hepimizin hayatının enstantaneleri...

*

Bugün size bu belgeseli, benim gözümde ve kulağımda kalanlarla anlatacağım...

Hiç merak etmeyin, filmden hiçbir şey eksilmeyecek...

*

Belgeselin her tarafında 1970’li yıllardan itibaren hayatımızda kalan harika Devekuşu mizahının tadı var... Ama bir bölüm var ki...

İşte o kolektif hüzün tarihimize şimdiden geçti...

O da yukarıda anlattığım iki fotoğraf karesiydi...

Büyük bir mizah sanatçımızın yargılandığı bölüm...

*

Akpınar artık öfkelerinden tamamen arınmış...

O iki kareden bile kendince muazzam bir hatırat yazmış.

Diyor ki:

“Bu fotoğrafım Twitter’da 3 gün TT oldu.

İtiraf edeyim, beklemediğim bir sahip çıkma oldu bu bana... Bu da beni çok duygulandırdı.

Onur duydum...

O gün 60 senemin boşa gitmediğini hissettim...”

METİN AKPINAR’I 5 CÜMLEDE ANLATMAK İSTERSENİZ EĞER

Bir ömürde birkaç hayat yaşamak...

Az olmak, çok olmak, oynadıkça çoğalmak

Kalıptan kalıba girerken kendinden hiç taviz vermemek

Aza razı gelmemek, çoğa teslim olmamak

Kimseyi hayal kırıklığına uğratmadan koca bir ömrü sürdürmek...”

Kolay mı...

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

SAĞDAN, SOLDAN, ÖLÜMÜNE EN ÜZÜLDÜĞÜM DÖRT İNSAN

METİN Akpınar belgeselde, kaybettiği insanları da anlatıyor. Ölümüne en çok üzüldüğü insanların başında annesi geliyor.

Sonra Uğur Mumcu’nun öldürülmesi mahvetmiş onu.

Sonra sağ siyasetten bir insan...

Adnan Kahveci...

Dizide onunla birlikte masada fotoğrafını görüyoruz...

Adnan Kahveci’nin elinde bir şarap kadehi var...

Her ikisini de tanıyan bir insan olarak beni hiç şaşırtmadı.

Yine soldan bir siyasetçi...

İzmir’in belediye başkanı Ahmet Priştina... İzmir gecelerinin vazgeçilmez arkadaşı...

Ve tabii ki ortağı, kardeşi, Devekuşu Kabare yolculuğunu birlikte yaptığı can yoldaşı Zeki Alasya...

“En sevdiği yemeği yaptırdım. Hastaneye götürmeye hazırlanıyordum, ölüm haberi geldi” diyor.

KUYUCAKLI YUSUF’U ŞİMDİ OYNAMAYA KALKSAM O ATA ÇOK YAZIK OLURDU

AKPINAR belgeselde, çok isteyip de oynayamadığı rolleri de anlatıyor.

Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf”unu oynamayı çok istermiş. “Oynayamadım. Ama şimdi oynasam ata yazık olur” diyor.

Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli”ndeki Zebercet’i oynamayı çok istermiş.

Bir de Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”ını...

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

‘BEN’ DİYE YAPACAĞIM KENDİME AİT İKİ İTİRAF

“Hayatımda hiç keşke lafı yoktur. Ne yaptıysam, hepsini de bilerek yaptım. Bedeline katlanan da bendim.”

“Ben kendimi böyle programladım, böyle inşa ettim. O da böyle davranıyor zaten. Ben bir şeye karar verip yapıyorsam en iyi olduğu inancı vardır bende. O yüzden eleştiriye çok açık olduğum söylenemez. Bunu da itiraf edeyim. Ama gaddar da eleştiririm...”

“Ama yalnız olup biriktirirseniz, siz size hesaplaşırsanız, vicdan kendini sorgulayabiliyorsa o zaman eleştiriyi kabul etmemek gibi bir hakkın olur. Ama kendini sorgulayamıyorsan zaten yandın...”

EN ÇOK KİMİN LAFINI DİNLERSİN DİYE SORARSANIZ İŞTE CEVABIM

EN çok kimin lafını dinlersiniz?

(Gülerek) Benim...

Kendimin sözünü dinlerim...

MUNİS OLACAĞIMI SANIYORDUM AMA HUYSUZ BİR İHTİYAR OLDUM

“BEN çok severim, çok kızarım, çok yerim, çok içerim, çok yaşarım... Biraz “çok”umdur yani...

Son zamanda daha munis bir ihtiyar olacağımı sanırdım ama daha huysuz bir ihtiyar oldum...”

Son olarak şunu söyleyebilirim:

Ne yaptıysam... İyi ki yapmışım...”

İNTERNET KULLANIMIM YÜZDE 15 ARTTI, YOKSA BEN DE KOZALAK BİR TROL MU OLDUM

HER pazartesi sabahı cep telefonuma bir hafta önceki internet kullanım raporum geliyor.

Son haftalarda cep telefonumda geçirdiğim zamanı bilinçli olarak azaltıyordum.

Ama geçen hafta
yüzde 15 artmış...

Üstelik yurtdışında olduğum için mümkün olduğunca az kullanmıştım.

Cuma günü döndüm ve o geceyle cumartesi, pazar günleri o kadar çok kullanmışım ki süresi yüzde 15 arttı...

Bunun tek nedeni var.

Orman yangınlarının bende yarattığı stres ve merak nedeniyle durmadan sosyal medyayı ve haber linklerini kullanmam...

Bunda WhatsApp kullanım süresinin anormal artışı etkili tabii.

Rapora bakarken şunu düşündüm.

Acaba sosyal medyadan gelen hangi haber ve görüntüleri ben de başkalarına gönderdim?

Aralarında trollerin gönderdiği o provokatif, sorumsuz, gaddar görüntüler de var mıydı...

Yani ben de trolleşip, el bombasına dönen bir kızılçam kozalağı gibi, kaç zehirli mesajı başkasına yolladım...

Yapmamaya çalıştım... Ama başardım mı...

Ama artık çok dikkat edeceğim...

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

METE GAZOZ OLMAK NASIL BİR ŞEYMİŞ, ELDE OK, ONU DENEDİM

BU fotoğraf dün Beykoz Belediyesi’ne ait Ali Bahadır mesire yerindeki okçuluk sahasında çekildi.

Yanımdaki insan Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın...

Dün bütün günümü onunla geçirdim.

Birlikte ok meydanına çıktık ve Mete Gazoz’un attığı okun aynısını atmayı denedik.

Hemen söyleyeyim...

Hiç kolay bir şey değil...

Mete Gazoz’un sponsoru Uludağ Gazozları.

Şu benim durduğum yerde durmuş. Beş kere bu tesisten kampa girmiş.

Orada bu sporla ilgili bilgiler aldım.

Bir sporcu sadece bir idmanda 2.5 ton yay çekiyor...

Yarından itibaren size Beykoz Belediyesi’nde gördüğüm çok güzel şeyleri anlatacağım.

Sadece sokak hayvanlarına hizmet veren tam teşekküllü, yoğun bakımlı hastaneler...

Cam eşya müzeleri...

Ve daha neler.

PANDEMİ SONRASI 1
KİMLER EVİNDE KALACAK, KİMLER İŞYERİNE DÖNECEK

MCKINSEY analizcisi Kevin Sneader’a göre;

Dijital tüketim alışkanlıklarımızda son 10 yıldaki değişim kadar bir yenileşmeyi pandemide sadece 3 ayda yaptık.

Yeni alışkanlıklarımızdan şunlar artık eski haline dönmeyecek.

e-Alışveriş

Sanal sağlık bakımı

Evlerimize yaptığımız yatırımlar (televizyon, mutfak eşyası vs gibi)

Buna karşılık şu alanlarda geri dönüş olacak:

Uzaktan eğitim yeniden yüz yüze eğitime dönecek.

Canlı müzik, canlı eğlence geri gelecek.

PANDEMİ SONRASI 2
SABAH DUŞ ALANLAR İŞE DÖNMEYECEK, AKŞAM DUŞ ALANLAR İŞE DÖNECEK

SNEADER’ın podcast’inden ilginç bir bölüm daha:

Pandemi sonrası aramızdan kaçı evden çalışmaya devam edebilecek:

Yapılan araştırmalara göre çalışanların ancak yüzde 25’i işyerine gitmeden haftada 3 veya daha fazla gün evinden çalışabilecek.

Bu insanların çoğu “Sabah işten önce duş alanlar” kategorisinden insanlar.

Yani büro işi yapan.

Geriye kalanlar ise “Akşam işten sonra duş alanlar...”

Yani direk üretimde, hizmette, nakliyede çalışan insanlar ise yine işyerlerine dönecek...

X

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku