GeriErtuğrul ÖZKÖK 24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

Galatasaray’ın yeni başkanı konuşulurken dün futbol dünyasına bir başka bomba düştü.

Üç yıldır sessizliğe gömülmüş bulunan Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım bu perşembe günü bir basın toplantısı düzenleyecekti.

Basın toplantısının yapılacağı tarih ilginç: 24 Haziran Perşembe...

Yani Fenerbahçe’de başkanlık seçimi yapılacak kongreye 24 saat kala yapıyor bunu Aziz Yıldırım...

Üç yıl önce başkanlık yarışını kaybettiği günden beri sessizliğe büründü.

O günden beri Şükrü Saracoğlu Stadı’na adımını atmadı.

Şimdi perşembe günü, hem de Çırağan Oteli’nde, niye böyle bir basın toplantısı yapıyor?

Her Fenerbahçeli gibi benim de kafamda bazı sorular vardı.

Dün bunların cevabını aradım.

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

Tabii çoğu insanın aklına gelen ilk soru şu: Hem futbol hem basketbolda üst üste geçen 2 başarısız sezondan sonra Aziz Yıldırım’ın yeniden başkanlık sinyali mi bu?

Hemen cevap vereyim. Kesinlikle hayır.

Aziz Yıldırım’ın başkanlığa dönüşü diye bir şey artık kesinlikle söz konusu değil.

Eski başkan hayatının o dönemini kapattı.

*

Öyleyse kongreye 24 saat kala niye bu çıkış?

Aziz Yıldırım ayrıldıktan sonra en fazla “kulübü çok büyük borç yükü altında bıraktığı” eleştirisi ile karşılaştı.

Kulübün yeni yöneticileri Aziz Yıldırım’ı direkt hedefe alıp eleştiri yapmadı.

Ancak çok sık kulübün borçları dile getirildi.

Aziz Yıldırım perşembe günkü basın toplantısında kulübü bırakırken mali yapısı konusunda ayrıntılı bilgiler verecek.

Yani hangi kuruşun nereye harcandığını ve devrettiği mali tabloyu açıklayacak.

*

Üç yıl sonra neden böyle bir şeye ihtiyaç duydu?

Çünkü kulübün son 2 yılda aldığı kötü sonuçların hep eski mali tabloya bağlanmasını içine sindiremiyor.

*

Bir soru da şu: Niye böyle bir basın toplantısı için kongreden bir gün öncesini seçti?

Bu sorunun cevabı ise şu:

Birincisi bu kongrede Ali Koç’tan başka bir aday yok. Dolayısıyla bu çıkışının adaylardan biri lehine gibi yorumlanması söz konusu değil.

İkincisi sezon kapandı. Takımın psikolojisinin etkilenmesi de söz konusu değil.

*

Gelelim en kritik ve en merak edilen soruya:

Basın toplantısının duyurusunda şöyle bir cümle var:

“Hepimizin ortak sevdası olan Fenerbahçe’nin dünü, bugünü ve yarını üzerine konuşacağımız bir basın toplantısı düzenliyorum.”

Fenerbahçe’nin ‘dünü’, yani onun dönemine ait değerlendirme tamam.

Ama kongreye 24 saat kala ‘bugün’ ve özellikle ‘yarın’ üzerine söyleyeceği sözler ne olacak?

BİR: Son iki yılda alınan sonuçları eleştirecek mi?

İKİ: Yarın hakkındaki sözlerinin sınırı ne olacak?

Tek aday olan Ali Koç’a yönelik samimi tavsiyeler mi?

Yoksa onu aşan sert eleştiri de olacak mı?

*

Dün biraz nabız yokladım.

Aziz Yıldırım yarın yakın çevresinden bazı arkadaşları ile bir araya gelip toplantıda söyleyeceklerine son şeklini verecek.

Aldığım hava da şu: Yarına yönelik görüşlerini anlatacak ama bugün ile ilgili eleştirilerini de dile getirecek.

Üslubu nasıl olur? Sert mi daha yumuşak mı...

Onu basın toplantısı sırasında göreceğiz.

KÜÇÜK BOTOKS DOKUNUŞU NE DEMEK ALLAH AŞKINA

HÜRRİYET Pazar’da Hakan Gence’nin Mustafa Sandal’la yaptığı mülakatın bir bölümünde şu soru var:

*

50 yaşındasın ama asla göstermiyorsun. Estetik harikası mısın?

Galiba şunu hâlâ anlamadık.

Bu çağda 50 yaşında bir erkeğin yaşını göstermemesi için estetik bir mucizeye ihtiyaç yok.

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

Musti soruya gülerek “Estetik mi? Biraz daha yakından bakar mısın” diyerek esprili bir cevap vermiş.

Cevabın ciddi kısmında ise “estetiğe karşı olmadığını, ama yaptırmadığını” söylemiş.

Takıldığım ise ondan sonra gelen cümle:

“Estetiğe karşı değilim. Son zamanlarda çok yaygın olduğu gibi ben de belirli aralıklarla küçük botoks dokunuşları yaptırıyorum o kadar...”

*

“Küçük botoks dokunuşu” ne demek anlamadım.

Bu işleri bilen bir kadın arkadaşıma sordum.

“Botoks bir estetik operasyon değil. Ama botoksun küçüğü büyüğü olmaz. Bal gibi botoks yaptırmış” dedi.

EURO 2020 ÇÖKÜŞÜ 3 TEMMUZ FETÖ DARBESİ İLE Mİ BAŞLADI

“BRANDDAY.NET” ekonomik haberler sitesi dün şu başlıkla bir analiz yayınladı:

“Türkiye’de futbol ekonomisi çöktü. Bu çöküş milli takıma yansıdı.”

Yazıda Türk futbolunun çöküşünün 3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığı FETÖ darbesi ile başladığı belirtiliyor.

İkinci vuruşun ise Trabzonspor maçında takım otobüsüne ateş açılmasının olduğu belirtiliyor.

Birinci darbeyle takımın yönetiminin tasfiye edilmesinin, ikinci saldırı ile de oyuncuların çökertilmesinin hedeflendiği anlatılıyor.

Buna ben de bir ölçüde katılıyorum.

3 Temmuz FETÖ darbesi sadece Fenerbahçe’ye değil, bütün Türk futboluna büyük darbe vurdu.

‘KAF KAF’ TÜRK FUTBOL İŞLETMECİLİĞİ İÇİN YENİ BİR MODEL KURABİLİR Mİ

GEÇEN pazar günü Hürriyet Ege’de Sıtkı Şükürer’in köşesinde okudum.

İzmir’de Karşıyaka kulübünde futbol işletmeciliği açısından ilginç bir proje hayata geçiriliyormuş.

Kulübe gönül vermiş işinsanları 100 milyon TL sermayeli bir şirket kurma yolunda önemli adımlar atmış.

Kurulacak şirket 25 bin TL’lik sermaye paylarından oluşuyormuş. Hiç kimsenin payı yüzde 5’i geçmeyecekmiş.

Bu şirket Karşıyaka’yı yöneten dernekten futbol şubesini sınırlı bir süre için aktif ve pasifiyle devralmayı hedefliyormuş.

Tabii bunun için önce dernek genel kurulunun onayı, sonra da Futbol Federasyonu’nun izni gerekiyor.

İzmir’de “Kaf Kaf” olarak bilinen kulübü Yaşar Holding bugüne kadar milyonlarca dolara ulaşan bir katkıyla destekledi.

Bu şirketleşme çabası İstanbul ve Anadolu’nun öteki kulüpleri için de yol gösterici olabilir.

Çünkü Türk futbolunu artık bugünkü işletmecilik zihniyeti ile daha ileri götürmek mümkün olmayacak.

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

EVDEKİ SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’NÜN ŞARKISI

GEÇEN cuma streaming platformlarına konan en güzel şarkı benim için “Evdeki Saat” grubunun “Zaman Mekân” isimli şarkısıydı.

Çok güzel bir yaz ritmi... Tam iskele ve beach saatlerinin ısınma şarkısı.

Sözleri de harika... Özellikle de şu dizeler:

“Zaman mekân kayar gider elimden tutamam

Unutamamam...

Kolaysa gel seni koy kendi yerime unutamam

Kolaysa gel unuttur o zaman...”

Vallahi ilginç bir unutma ve unutturma formülü...

Banko bu yaz şarkılarımdan biri oldu şimdiden...

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

BILLIE EILISH'TEN SONRA YÜKSELEN YENİ GENÇ İSİM

DÜNYA listelerinde son iki ayın en önemli şarkılarından biri “Driver Licence” adlı parça.

Olivia Rodrigo isimli bir kız söylüyor.

Aslında Disney’in “High School Musical” filmlerinden gelen genç bir sanatçı.

Ama öylesine özgün bir söyleme tarzı var ki, son günlerde nereye baksam o konuşuluyor.

O şarkının başarısından sonra şimdi de o eski filmden “Rose Song” adlı parçası da yükselmeye başladı.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Yazının Devamını Oku

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.



ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet

Yazının Devamını Oku

Bir eski Türkiye düğünü ve Beatles’tan düğün şarkısı

Cumartesi akşamı İstanbul Hilton’un bahçesinde Türk medyasındaki en eski arkadaşlarımdan Mehmet Yılmaz’ın kızı Yasemin ile Alican Sepet’in düğünü vardı.

Küçük bir arkadaş ve aile grubu davetliydi...

Bizim kuşağın bir tür pandemi sonrası açılışıydı...

*

Kapıda bizi karşılayan Işıl ve Mehmet’i görünce gerilere döndüm. Mehmet’le uzun bir yol arkadaşlığımız var...

İkimiz de akademisyen kökenliyiz...


Yazının Devamını Oku

Yaşayan en büyük erkek düşmanından mükemmel olmayan bir erkeğe dersler

Bugün yaşayan feministlerin en radikali kimdir diye sorarsanız, cevabım şu olur: “Banko... Pauline Harmange...”

Kimdir o derseniz, tanıtayım size...

*

1994 doğumlu bir Fransız...

“Erkeklerden Nefret Ediyorum” adlı kitabın yazarı...



Yazının Devamını Oku

Mızıkçı başkan babalar için yerlerinizi şimdiden ayırtın

Yirmi birinci yüzyıl otoriter popülizm tarihine Amerika’dan geçen ikinci lider olan Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’yu 22 Ocak 2019 günü işte bu cümleyle tanıtmıştım.

“Yeni lider için yerlerinizi önceden ayırtın...”

*

Seçildikten hemen sonra Davos’a geliyordu ve onun yapacağı konuşma merakla bekleniyordu.

Davos popülist ve otoriter liderleri dinlemeyi çok sever...



Yazının Devamını Oku

Yüksek memurlar bu fotoğrafa çok iyi bakmalı ve düşünmeli

Bu fotoğraf 1992 yılında Bosna’nın Jajce şehrinde çekildi.

Sırp mezaliminden kaçan insanları gösteren bir kare...

Çünkü önceki günden itibaren bu fotoğraf, dünyadaki bütün savaş bölgelerindeki üst düzey memurları çok yakından ilgilendirir hale geldi.

Şimdi size bunu anlatacağım.

*  *  *

Dünya savaş suçluları tarihinde önceki gün çok önemli bir şey oldu.

Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi, tarihinde ilk kez, siyasetçiler dışında iki üst düzey memuru savaş suçlusu olarak mahkûm etti.

Böylece artık uluslararası suçlar bakımından sadece siyasetçiler, başkanlar, başbakanlar, bakanlar, yani karar alıcılar değil, o kararın uygulanmasında görev alan memurlar da suçlu sayılacak.

Yazının Devamını Oku

Sizi yetimhaneye bırakan annenize mektup yazsanız, ona ne derdiniz

Dünya moda tarihinde, Yves Saint Laurent’den sonra büyük bir markanın tasarım yönetiminin başına geçen en genç insan Olivier Roustaing...

Henüz 26 yaşındayken, Balmain gibi dev bir dünya markasının yaratıcı direktörü oldu.

*

Ama daha öncesi de var...

Henüz 18 yaşındayken İtalya’da Roberto Cavalli ile çalıştı ve yaratıcı direktörlüğe getirildi.

İlgiyle izlediğim ve çok beğendiğim bir tasarımcı.


Yazının Devamını Oku

Erkeklik utancımdan tamamını koyamadığım demir parmaklık

Erkek organı şeklinde bir demir kafes...

Çocuk tacizinin sembolik mahpushanesi...

Dün Gürbüz Doğan Ekşioğlu çizmiş ve Instagram hesabından paylaşmış...

Elmalı’da hepimizin içini paramparça eden o iki çocuğun dramı daha güzel nasıl anlatılabilirdi ki...

*

İki küçücük çocuk...


Yazının Devamını Oku

Kızıl Miki Fareler ve Devrimci Pluto 100’üncü yılı kutluyor

1 Temmuz, yani önümüzdeki perşembe günü, Çin Komünist Partisi’nin 100’üncü kuruluş yıldönümü...

20. ve 21. yüzyıl tarihinde en uzun süre iktidarda kalabilen totaliter parti, kendine yakışır biçimde kutlayacak bu günü...

Şu günlerde Çin’de büyük bir “kızıl turizm” başlamış bile. İnsanlar Mao’nun uzun yıllar partinin merkezi olarak kullandığı Yan’an’a ziyaretler yapıyorlarmış.



Mao’nun evini ziyaret ediyor, şimdi parti ve devlet başkanı Şi Cinping’in oturduğu sandalyelerde fotoğraf çektiriyorlarmış.

*

Yazının Devamını Oku

Düğün şarkıcısıyla aynı odada kalan meçhul beyefendi kimdi

Şimdi anlatacağım olayı okurken, sonunda adını göreceğim kişinin o olacağını hayalimden bile geçiremezdim.

Size önce olayı, o kitaptan aynen aktaracağım...

Sonra hikâyede geçen iki kişinin adlarını açıklayacağım...

1950’li yılların sonu...

Şimdi gelin o sabaha dönelim...

*

David, Ankara Gar Gazinosu’nda çalışmaya başlayınca hem para kazanıyor hem de sevdiği işi yapıyor.

Ne var ki Ankara’da kalacak yeri yok... Hangi otele gitse her seferinde “Yer yok” diyorlar.

Zaten o zamanlar, Ankara’da Ulus gazetesinin ve Zafer gazetesinin bulunduğu yerde topu topu birkaç tane otel var.

Yazının Devamını Oku

Günün fantezisi... Delta varyantını ancak kötü tanrı mı yenebilir

Şimdi size fazla fantastik, ondan da fazla karmaşık ve sofistike ve hatta gereksiz gibi gelebilecek bir şey yazacağım.

Emin olun hiç öyle değil...

Z kuşağının, yani çocuklarınızın âlemine gireceğiz.

Şu cumartesi gününde sadece biraz ergen zihin jimnastiği yapacağız.

*

Marvel, 9 Haziran günü, “Pandemi sonrası yeni nesil süper antikahraman” dönemini “Loki” dizisiyle açtı.

Marvelcı olmayanlara “Loki”yi tanıtayım önce...

Yazının Devamını Oku

Türk siyasetinde ‘enkaz’ edebiyatının ömrü 2 yıldır

Yıllarca “rekabet psikolojisi” kitapları okudum.

Kendim rekabet içinde yaşadım...

Hürriyet içinde ilk büyük yöneticilik mücadelemi, dönemin fiili Hürriyet CEO’sunun bir mülakatı üzerine verdim.

*

Sabah gazetesi ile büyük bir tiraj savaşı içindeydik.

O yönetici bir mülakatında “Biz ikinciliği kabul ettik. Fark 50 bini geçmediği sürece bizim için mesele olmaz” dedi...

O sabahı hiç unutmuyorum...

Sinirimden duvarları tekmelemiştim...

Çok iyi biliyorum ki büyük bir gazeteyi yönetiyorsanız, ikinciliği kabul etmek havlu atmak anlamına gelirdi...

Yazının Devamını Oku

Seninle cehenneme bile gelirim başkan

“Yıldırım, “Obradovic’i getiririm” dedi. Toplantıdan sonra yanındakilere, ‘Koç biliyor muydu, yoksa bir tahmin mi?’ diye sordum. Obradovic, ‘Seninle cehenneme bile gelirim’ demiş.”

Benim açımdan dünkü basın toplantısının en büyük sürprizi, Aziz Yıldırım’ın basketbol takımı ile ilgili önerisiydi. Sürpriz ötesi bir şok oldu benim için... Ama iyi bir şok...

OBRA BİLİYOR MUYDU?

Yıldırım, “Obradovic’i getiririm” dedi. Peki Obradovic bunu biliyor muydu? Büyük koç, Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra Barcelona’ya falan gider diye düşünüyordum. Ama nedense basketbola başladığı Partizan’la anlaştı. Bu beni şaşırtmıştı açıkçası. Bunu “Mustafa Denizli’nin futbola başladığı Altay’a teknik direktör olması gibi duygusal bir nedene bağlamıştım. Dün basın toplantısından sonra yanında bulunan yöneticilerle konuştum. Onlara “Koç biliyor muydu, yoksa bir tahmin mi” diye sordum. Yıldırım önceki gün Obradovic’le telefonda konuşmuş. “Koç gelir misin” deyince, aldığı cevap şu olmuş: “Seninle cehenneme bile gelirim başkan.”

ALİ KOÇ BU TEKLİFE NASIL BAKAR?

Ali Koç bu teklife ne der bilmiyorum... Bir başkan için böyle bir yetki paylaşımını kabul etmek kolay bir şey değildir. Kabul eder ve bir başarı hikayesi yazılırsa, bunun taraftar üzerindeki etkisi ne olur onu da düşünebilir. Şunu düşünmek de yararlı olabilir. Böyle bir başarının yolunu açacak teklifi kabul etme büyüklüğü de bir başkan için zaferdir. Hele hele bu teklifi yapan insan “Bir daha başkanlığa aday olmayacağım” diyorsa...

Yazının Devamını Oku

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

Aydın Doğan Vakfı bu yılki ödülünü BioNTech aşısını bulan Özlem Türeci ve Uğur Şahin’e vermiş.

Çok doğru bir seçim...

Ben bu yıl Nobel ödülünün de onlara verilmesini bekliyorum...

*

Bu haberi okurken aklıma geçen ay televizyonda seyrettiğimiz bir ortak basın toplantısının görüntüleri geldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Prof. Uğur Şahin birlikte Türk halkının önüne çıktılar.

Biri Türkiye’den, öteki Almanya’dan katıldı...

Sağlık Bakanı o gece Türk halkına BioNTech ile yapılan anlaşmayı açıkladı.

50 milyon doz aşı gelecekti...

Yazının Devamını Oku

Başkanlar anketi kaybetti ama sandığı da kaybetti mi

Dünyanın en azgın iki popülisti seçimle gitti.

Önce Trump...

Sonra Netanyahu...

Önceki gün de Fransa’daki yerel seçimlerde Avrupa aşırı muhafazakâr sağ popülizminin en güçlü figürlerinden biri olan Marine Le Pen’in partisi beklediğini bulamadı...

O nedenle dünden itibaren Avrupa’da şu soru sorulmaya başlandı:

Son 15 yıldır Avrupa’da yükselen “Sağ muhafazakâr popülizm artık geriliyor mu?”

Evet bunun işaretleri var.

EN AZILI POPÜLİSTİN KORKTUĞU OLDU KARŞISINDAKİ MUHALEFET CEPHESİ BİRLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.



Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

Yazının Devamını Oku

Bu surata karşı ne mi bekliyorum: Diz çöken futbolcunun duyarlılığını

Bu adama iyi bakın...

Suratına tükürmeden önce iyice bakın ki gerçek yüzünü iyi görebilin.



İster AKP’li olun, ister CHP’li...

İster İyi Partili olun, ister MHP’li...

İster Deva Partili, Gelecek Partili, İP’li olun...

Yazının Devamını Oku

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku