GeriErtuğrul ÖZKÖK  20 yaşında bir kızla 70 yaşına girmek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

 20 yaşında bir kızla 70 yaşına girmek

BEN çok küçükken...

Hani var ya, çocukların çok çocuk olduğu yaşlarda, nedense ölüm korkularına kapıldığı o yaşlardayken...

Yan kapımın komşu çocuğu, mahalle arkadaşım, işte öyle çok çocuk bir yaşta öldüğünde ben de ölüm korkusuna kapılmıştım...

***

Sonra yine çok çocuk yaşta bir cümle okumuştum...

Diyordu ki: “Hayat varken ölüm yoktur...”

***

O cümle şöyle tamamlanıyordu:

“Ölüm geldiğinde, zaten hayat yoktur...”

***

Ne tuhaf... Bu tuhaf cümle beni rahatlatmıştı...

Yıllar sonra o cümlenin aslının Epikuros’a ait olduğunu öğrenmiştim.

Şöyleymiş:

“Ölüm varken ben yokum, ben varken ölüm yok...

O halde üzülecek ne var...”

O gün bugündür ölüm,  beni hep hayata davet eder...

Öyle yaşar giderim işte...

***

Dün, 70 yaşıma Tansu’yla birlikte Floransa’da, Caravaggio tablolarına bakarak girmeyi düşünmüştüm.

***

Kadere bak ki, Tansu zatürre, hastanede...

Bense faranjit gibi, daha çocukluğumda bademciklerimi alıp götürmüş vasat mı vasat bir hastalıktan evde yatakta...

***

Neticede 70 yıl önce, bir 8 Nisan sabahı dünyaya geldiğim saate, Netflix’ten “Affair” dizisinin altıncı bölümündeki şu soru ile girdim:

“Kendinizden bile sakladığınız sırlar var mı?”

***

8 Nisan sabahına ise “Oysa ben yüreğim elimde, sana bir sırrımı verecektim” diyen 20 yaşında bir kızla uyandım.

Hürriyet Cumartesi ekinde Deniz Tekin’le yapılmış mülakatını okudum.

İçim açıldı... “İşte bana gelmiş en güzel 70 yaş hediyesi” dedim... 

***

Sonra o harika şarkılarını onunla birlikte söylemek istedim...

Söyleyemedim.

Sesim kısılmış, kıstırılmış....

Anladım ki, artık söyleyemiyorum...

***

Dile kolay 70 yıl...

Üç askeri darbe, üç ara rejim...

Ve bir milletin ödeye ödeye hâlâ bitiremediği bir kefaretten payıma düşenler...

***

Yine de iyiyim...

Vallahi iyiyim...

***

Bu ülke böyle kızlarını yetiştirmişse...

O kızlar hâlâ böyle şarkılar söylüyorlarsa eğer...

***

Demek ki çocukluğumun o cümlesi hâlâ doğruymuş...

Şu “Ben” var ya...

İşte o “Ben” varsa şuracığımda...

Ölüm denen şey katiyen yoktur...

20 yaşında bir kızla 70 yaşına girmekSAYIN CUMHURBAŞKANI BİZE DE TİŞÖRTLE KONUŞUN

KİM ne düşünür bilmem...                

Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın torunu ile çekilmiş tişörtlü fotoğrafını çok sevdim.

Fotoğrafa uzun uzun baktım...

“Keşke” dedim...

16 Nisan’da sonuç ne olursa olsun, 17 Nisan’dan itibaren bizimle de böyle tişörtle konuşmaya başlasa...

“Hayır” çadırına girdiği gibi, Urla’da da insanların arasına karışıp konuşsa onlarla...

Eminim...

Bir gönül verirse, on yürek alır.

70 YIL BOYUNCA DİNLEYİP DE HİÇ DİNLEMEDİĞİM ŞARKILAR

- Hayatım boyunca hiç ajandam, geleceğe ait planım olmadı. Bundan sonrası için yapmama da gerek kalmadı.

***

- Kimseye verilecek tavsiyem, gösterilecek yolum yok... Tecrübesiz insanlara güveniyorum, tecrübe denen şeyin artık çok fena bir ayak bağı olduğuna inanıyorum.

***

- Hayatta şarkısını hep dinleyip de, nasihatini hiç dinlemediğim şarkı “Uslan artık deli gönlüm” oldu.

Zaten artık uslanmasına da gerek kalmadı.

***

- Osho’nun, “İste, mutlaka gelir ve senin olur” cümlesi benim için hiçbir şey ifade etmedi, çünkü istemesi aklımdan bile geçmeyen şeyler benim oldu.

***

- Hayatım boyunca Sufilik, Şamanlık, Taoculuk, Hinduculuk, şuculuk buculuk gibi şeyler beni hep çağırdı ama hiç gitmedim.

“Kendimcilik” daha gel demeden hep gittim.

***

- İlkelerim olmadı, vicdanım oldu. Vicdanım olduğu halde, vicdansızlık yaptığım da oldu, onu da sonunda vicdanım temizledi.

***

- Verilmeyecek hesaplarım, ödenmeyecek borçlarım hep oldu, vermeye çalışmadığım hesaplarım, ödemeye çalışmadığım borçlarım hiç olmadı.

Kimini bu dünyada kendim ödedim, kimini öteki dünyada Allah’a emanet ettim.

***

- Kırmızı çizgilerim olmadı, altına inmeyeceğim, inemeyeceğim çizgilerim oldu.

***

- Hayat bana şunu öğretti: Kendine veremeyecek hesabın varsa, Allah’a veremeyeceğin hesap da vardır demektir.

***

- Babaannem küçükken bana, “Sağ omzundaki melekler sevaplarını, soldakiler günahlarını yazar” demişti.

Ona inandım, öyle yaşadım.

Maneviyat bütçem nasıl diye sorarsanız, mütevazıyım.

Haddimi bilirim, kendimi ondan da iyi tanırım.

“İnşallah denk gelir, açık vermem” derim...

20 yaşında bir kızla 70 yaşına girmekBU YAŞTA BU KADAR GÜZEL BİR İZMİR ŞARKISI YAZMAK

İZMİRLİ bir kız Deniz Tekin... Konak’ta doğmuş. Babaannesi 7 yaşına kadar onlarla birlikte yaşamış. Baba devlet memuru bir hekim. Türk müziği sanatçısı aynı zamanda. Belli ki müthiş bir baba...

Tayini çıkmış, Mardin’e gitmiş...

Deniz, Gezi olaylarını Gaziantep’te izlemiş.

Erken büyümüş bir kız... Makûs talihini bir türlü kıramayan bu ülkede erken büyütülmüş çocuklardan biri...

Daha o yaşta o harikulade şarkılar nasıl yazılır.... Nasıl böyle ta içten gelerek söylenir... Mesela şu sözler...

“Bizi, henüz embriyo yokken

bir kuluçkaya koşmuşlar

Ve onsekizimize kadar maalesef doğurmamışlar...

Bize dostum bir seçenek sunulmamış

İstikbal mahkemelerinde

Uçurtmamızı vurmuşlar

İstikbal mahkemelerinde...”

TÜRKİYE ‘KURTLAR VADİSİ’ NESLİNDEN İBARET DEĞİL

ŞİMDİ anlıyorum ki Kanat Atkaya’nın “Yeni Dalgalar” başlıklı yazısı, Türkiye’de yeni bir müziğin doğum ilanıymış.

“Kadıköy yakası çocukları” bunlar...

Jakuzi, Gaye Su Akyol, Son Feci Bisiklet, Gözyaşı Çetesi, Nilipek, Melis Danişmend, Yüzyüze Konuşuruz, Büyük Ev Ablukada ve ötekiler....

Bilin ki, şu yaşadığımız rejim, acayip itirazcı harika bir müziği yaratıyor.

***

NOT: Deniz Tekin 27 Nisan akşamı Babylon’da olacak. Vaktiniz varsa kaçırmayın. 

ŞU ŞARKILARINI ÇOK SEVDİM

- Bende Bir Problem Var

- Böyle

- İzmir’de Bir Günbatımı

- Beni Vur

20 yaşında bir kızla 70 yaşına girmekGELECEK HAFTA SİZE BU EVDEN HARİKA BİR AŞK HİKÂYESİ ANLATACAĞIM

BURASI Moskova’ya 30 kilometre uzakta bir kasaba...

Bu ev dünya tarihine geçti.

Dünyanın en ünlü aşk romanlarından biri bu evde yazıldı.

Ve bu evin olağanüstü bir hikâyesi var.

Gittik, gördük, dokunduk, oturduk...

Ben yazdım, ressam Ahmet Güneştekin belgeselini çekti.

Gelecek hafta okuyacak, seyredeceksiniz.

X

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.



Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

Yazının Devamını Oku

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Yoksa... Aralarında fiziki ilişki de var mıydı...

Upper Cihangir toplu halde “Villegiatura” (Sayfiye) mevsimi için Bodrum Gümüşlük’e gittiği için edebiyat dedektifliği görevi yine bana düştü.

Dünün en güzel haberi Hürriyet’te kültür yazarımız İhsan Yılmaz’ın köşesindeydi.

Şiirde “İkinci Yeni” akımının en sevdiğim dört şairinden biri olan Edip Cansever’in, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu yayınlanmış.

Edip Cansever bugün artık hayatta olmayan büyük bir şair...

Alev Ebüzziya büyük bir seramik sanatçısı ve hâlâ hayatta... Aynı zamanda o kuşağın en güzel ve çekici kadınlarından biri...

Edebiyat aleminde bu tür mektuplaşmalar her iki taraf da hayattan ayrıldıktan sonra yayınlanır...

Öyleyse bu mektuplar nasıl yayınlandı?

Yazının Devamını Oku

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku